Çok Yakında

Vikingler ve İstanbul

Şubat 9th, 2016 | by Bahadır Güler
Vikingler ve İstanbul
Yazarlar
0

(Tarihçi Bahadır Güler’in Kuzey’in Şubat ayı sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

Saygıdeğer Kuzey okuyucuları,

Bu ayki ‘Tarih ve Biz’ köșesinde yıllardır bașlangıçta misafir, sonrasında ișçi ve en sonunda bir parçası olduğumuz Danimarka´nın tarihi ile ilgili bazı bilgileri sizlerle paylașmak istiyorum.

Bugün yașadığımız muhitte komșu olarak, çalıștığımız yerde iș arkadașı olarak sürekli beraber olduğumuz bu insanlar hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz? Kimlerdir? Ülkelerine neden bu ismi vermișlerdir? Bizim atalarımızla ya da anavatanımız olarak gördüğümuz ülkeye gitmișler midir? Bugün Danimarkalı olarak adlandırdığımız bu insanların geçmişte kullanmıș oldukları isimleri ne idi? Bu yazının sonunda sormuș olduğumuz bu soruların tamamına olmasa da birçoğuna cevap verebileceğimizi düșünüyorum.

Vikingler, yani bugünkü Danimarka, İsveç, Norveç ve İzlandalıların ataları, tarihi olaylar içerisinde çok öne çıkmasalar bile gemi inșa tekniğindeki ustalıkları sayesinde dünyanın dört bir tarafına farklı amaçlar için yelken açmıș, tarihte korkusuzluk ve cesaretleri ile anılmıș olan bir halktır.

Gittikleri yerlerde hem ticaret yapmıș hem de savașș olan bu insanlar, bulunmuș oldukları yerlerde derin izler bırakmıșlardır. Tarih sahnesine 793 yılında bugünkü İngiltere’nin kuzeydoğusunda bulunan Lindisfarne bölgesinde bir manastırın talan edilmesi ve bu manastırdaki keșișlerin tutmuș oldukları yıllık ya da günlüklerde isimlerinin geçmesi ile ilk defa yazılı bir tarihi belgede yer almıșlardır.

Ellerindeki kısıtlı imkanlar ile bugünkü Faroe Adaları (Færøerne), İzlanda ve oradan Grönland’ın (Grønland) güney ucunu kullanarak Amerika kıtasına kadar ulașabilme bașarısını gösteren bu usta denizciler, uzun ve hafif olarak inșa ettikleri savaș gemileri ile (bazen bu gemi/kayıklarını sırtlarında tașımıșlardır) çok hızlı bir șekilde geldikleri kıyı köylerini, kentlerini ve özellikle kilise ve manastırları talan ederek aynı hızlılıkta ortadan kayboldukları için etraflarına korku da salmıșlardır.

Vikinglerin savaşçı ve korkusuz olmaları farklı ülkelerde paralı asker olarak çalışmalarını da beraberinde getirmiș ve kendi izlerini farklı coğrafyalarda bırakmalarını sağlamıștır.

Bu savaşçı ulusun bireylerini bazen Rusya’nın nehirlerinde gemilerini/kayıklarını sırtlarında tașıyan, bazen geldikleri kıyı șehirlerinde kurulmuș pazarlarda diğer bölgelerden beraberlerinde getirdikleri esirleri satan, bazen de bu ülkelerin krallarının yakın korumalığını yapan savașçılar olarak görmek mümkündür.

vikingler

İzlerini İngiltere’de, Fransa’da (Paris), İspanya’da, Rusya’da ve Amerika’da sürebileceğimiz bu Kuzey’in korkusuz savașçılarını o dönemin İstanbul’unda da görmekteyiz. Ama burada șunu da belirtmekte yarar var: O zamanın İstanbulunun adı Konstantinapolis’di. Yani Konstantin’in șehri.

İstanbul’a Rusya üzerinden nehirlerden gelen Vikingler bu șehirde çok uzun süre kalmıșlar ve gözüpeklikleri sayesinde o dönemin Bizans İmparatoru’nun ordusunda askerlik yaparak birçok savaşa katılmıșlardır, ama Vikingler’in esas görevi hem șehri hem de özel muhafız olarak imparatoru korumak olmuștur.

İstanbul’da yaklașık 350-500 yıl arası bir süre kalan Vikingler’in buradaki birlikleri yerli halk tarafından “Vareeg” ya da “Varangian”lar olarak isimlendirilirken, ülkeye Rusya yoluyla geldiklerinden “Rus” ya da “Rhos” olarak da anılmıșlardır.

Vikingler yukarıda isimlerini saydığımız diğer Avrupa ülkelerine ordular halinde ganimet ve talan amacı ile giderken, Bizans’a azar azar barıșçıl amaçlarla gelerek kalıcı olmuşlardır.

Vikingler “Miklagaard” (Büyük Șehir) olarak adlandırdıkları İstanbul’a çok büyük bir saygı beslemișlerdir. Fransa’nın așağı Sen Nehri topraklarını hakimiyetleri altına alan Vikingler, bu bölgenin Normandiya olarak adlandırılmasında rol oynadıkları gibi, belirli bir dönemde Avrupalı tarihçiler tarafından Normanlar, Vikingler ve Rusların aynı halk olduğu iddia edilmiștir.

Miklagaard/İstanbul’da ticaret de yapan Vikingler’in esas iși yukarıda belirttiğimiz gibi Bizans’ın savunulmasıydı. Ettikleri yemin ve verdikleri sözün arkasında duran bu savașçı topluluk İstanbul´da halkın ve idarecilerin tam güvenini kazanarak önemli görevlere getirilmișler, șehrin belirli bir bölgesine “Aya Mama” (Beșiktaş) yerleștirilmișler ve șehrin tüm imkanlarından faydalanmıșlardır.

Ellerinde tașıdıkları uzun saplı baltalar ile tanınan Vikingler, 1071 yılında Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan’a Malazgirt Savașı’nı kaybeden Bizans’ın bu tarihten sonra kurduğu ordularda Peçenek, Kuman, Frank, Katalan ve Almanların yerine görev almıșlar ve sayıları da giderek artmıștır.

Ancak 11’inci yüzyılın sonlarına doğru Bizans’ın ekonomisinin kötüye gitmesi sebebi ile ücretlerini alamayan Vikingler´in sadakati azalmaya bașlamıș ve 1204 yılında 4’üncü Haçlı Seferi’nde Latinlere karşı șehrin savunmasında yer almadıklarından İstanbul; Latinlerce istila edilmiștir. 1261 tarihine kadar șehirde kalan Latinlerin șehri tam anlamı ile harap etmesi halkın Vikingler’e olan güvenini sarsmıștır.

viking

Ҫok uzun süre İstanbul´da kalan Vikingler geriye çok somut izler bırakmasalar da, Sultan Ahmet Meydanı’ndaki ünlü Ayasofya Kilisesi’nin tașlarına “Runik” alfabe ile “Halvdan buradaydı” cümlesi ile surlara kazınmıș olan ve daha sonra Selimiye Yetimhanesi’nde kullanılmış olan tașlara da buna benzer yazıları yazmaları Vikingler’in İstanbul’da bulunduklarının bir delili olarak karșımıza çıkmaktadır.

Yazıyı bitirirken tarihte Vikingler olarak isimlendirdiğimiz Danimarkalı, İsveçli ve Norveçliler’in İstanbul’da çok uzun süre kaldıklarını, tarihte Türkler ile aynı alfabeyi kullandıklarını (Rune alfabesi ve Göktürk alfabesi) ve bir kısım İsveçli tarihçinin İsveçliler’in Orta Asya’dan göç ederek bu bölgeye yerleștiklerini iddia ettiklerini de buraya eklemek isterim.

Yorumlara kapalıdır.