Çok Yakında

Prof. Serhat Güvenç, Kuzey’e yazdı: Türkiye-Rusya İlişkilerinin En Zor Kışını Beklerken…

Kasım 30th, 2015 | by Gazete Kuzey
Prof. Serhat Güvenç, Kuzey’e yazdı: Türkiye-Rusya İlişkilerinin En Zor Kışını Beklerken…
Türkiye
0

Suriye’de konuşlu bir Rus SU-24 bombardıman uçağının 23 Kasım günü devriye gezen Türk F-16 av uçakları tarafından sınır ihlali gerekçesiyle düşürülmesi Türkiye-Rusya ilişkilerinde ciddi bir gerilime neden oldu. SU-24’ün düşürülmesi aslında iki ülke arasında Suriye üzerinde yaşanan derin görüş ayrılıklarının sadece bir yansıması. Ankara ve Moskova çok uzun süredir Suriye’nin (özellikle Başar Esad’ın) geleceği konusunda taban tabana zıt politikalar izliyorlar.

Çatışmacı bir tarihsel mirasa sahip olmalarına rağmen, gerek Soğuk Savaş, gerekse Soğuk Savaş sonrasında iki ülke ilişkileri birkaç önemli badireyi büyük ölçüde hasarsız atlatmayı başarabilmişti. Bunda aralarındaki çelişkileri çatışmaya dönüşmeden yönetebilmelerini sağlayan ilişki ve işbirliği mekanizmalarını geçmişte geliştirmiş olmalarının payı büyüktür. Sonuçta ortaya siyasi ve askeri bakımdan güvensizliğin, ekonomik ve ticari bakımdan ise işbirliğinin hakim olduğu bir ilişkiler yumağı ortaya çıkmıştır. Küreselleşen dünyada artan karşılıklı ekonomik bağımlılık, kökleri Soğuk Savaş’a dek uzanan ekonomi ve siyaseti ayrı tutabilme pratiğini iyice pekiştirmiştir. Öte yandan son on yılda bu karşılıklı ekonomik bağımlılık ilişkisinde Rusya lehine bir asimetri oluştuğu da gerçektir. Rusya’da yürütülen müteahitlik işleri, bavul ticareti ve nihayet turizm Rusya’nın Türk enerji pazarındaki başat konumu dengelebilecek birdeğer oluşturmaktan uzaktır.

Güvenlik boyutuna bakıldığında Ankara’nın bölgesel güvenlik mimarisi oluşturmaya gayret ortaya çıkmaktadır. 1990’ların başında kurulan Karadeniz Ekonomik İşbirliği örgütü bölgesel çok taraflı düzenlemelerin ilk örneğidir ve Ankara’nın girişimiyle yaşama geçmiştir. Ankara, BLACKSEAFOR ve “Karadeniz Uyumu” gibi güvenlik odaklı çok taraflı kurumsal düzenlemelere de ön ayak olmuştur. Ancak bu bölgesel güvenlik mimarisi düzenlemeleri 2008’deki Rusya-Gürcistan Savaşı ile zayıflamış ve 2014’deki Ukrayna krizi ile büyük ölçüde anlamsızlaşmıştır.

Geçen hafta ne oldu da çelişkileri ile birlikte yaşamayı, hatta çelişkilerine rağmen ekonomik ve ticari ilişkilerini geliştirmeye başarabilen bu iki komşu, hem de Ortadoğu’da bu denli kritik bir eşiğe geldiler sorununa yanıt aranırken bu arka plan akılda bulundurulmalıdır. Özetle ekonomik ve ticari ilişkiler Rusya’yı siyasi ilişkileri bozmayı göze alabileceği bir asimetri oluşturmuş, bölgesel güvenlik düzenlemeleri ise Rusya’nın askeri hamlelerini dizginleyebilecek kapasiteye ulaşamadan çökmüştür.

Ağustos ayında Suriye’deki Esad rejiminin gücünün tükenmekte olduğunun ortaya çıkmasıyla birlikte, Rusya krize doğrudan askeri açıdan müdahil olmuştur. Türk ve Rus hava faaliyetleri sınır bölgelerinde yoğunlaşınca angajman kuralları nedeniyle istenmeyen karşılaşma ve çatışma riski de artmıştır. Geçtiğimiz hafta yaşananlar aslında Ortadoğu’da ortaya çıkan güç boşluğunun bir yanısmasıdır. Bu güç boşluğunun temelinde ABD’nin Irak’ı işgali yatmaktadır. Irak’tan çekildikten sonra ABD’nin bölgeye geri dönmeye isteksiz oluşu, AB’nin ise tamamen kendi iç gündemine boğulması nedeniyle, Türkiye, İran ve Suudi Arabistan gibi bölgesel aktörler bu güç boşluğunu doldurmaya soyunmuşlardı. Rusya’nın Suriye’deki varlığı sorunun boyutlarını bölgesel aktörlerin kapasitelerinin çok ötesine taşımıştır. Konu sadece Suriye’nin değil, tüm Ortadoğu’nun yeniden kurgulanışında söz sahibi olmaktır. Uçağının düşürülmesi Rusya’nın imajını biraz zedelediyse de, Putin yönetimi Türkiye’nin enerji bağımlılığını sonuna dek kullanmaya dönük ekonomik yaptırımları birer birer yürülüğe koymaktadır. Bağımlığının Rusya lehine işleyen doğal gaz anlaşması gibi yönleri şimdilik yaptırımların kapsamı dışında bırakılmıştır. Rusya, Türkiye’yi cezalandırma stratejisi izlemektedir. Türkiye’nin ise yanıt verebilmek için elinde eşdeğer ekonomik araçlar bulunmamaktadır.

Yine son olay Türkiye’nin Suriye’de İŞİD karşı yürütülen hava harekatlarına katılımının askıya alınması ile sonuçlanmıştır. Artık Ankara’nın son dönemde büyük önem atfettiği Cerablus-Azez hattındaki gelişmeleri etkileyebilme imkanı eskisinde daha da sınırlıdır. Kuzey’deki Gürcistan Savaşı ve Ukrayna krizini görece hasarsız atlatan Türk-Rus ilişkileri Güney’de Suriye bataklığına saplanmıştır. İki ülke arasındaki ticari bağlar büyük çaplı bir askeri çatışma olasılığını hala frenlemektedir. Ancak orta vadede Rusya’nın Türkiye’nin en zor Güney komşusu olacağını söylemek mümkündür. Arap Baharı sonrası Türkiye’nin izlediği Ortadoğu politikasının yalnızlaşmaya yol açabileceği eleştirilerine karşı bunun “değerli yalnızlık” olacağını ifade edilmiştir. Yalnızlığa yol açsa da Türkiye doğru bildiğinden ödün vermeyecekti. Ortadoğu’da ahlaki kaygıları öncelikleyen bir siyaset izlendiği iddia ediliyordu. Bugün Rusya’daki Putin yönetimi Türkiye’yi soyutlamaya yönelik bir strateji izlemektedir. Rusya, çıkarlarının peşinde Suriye’ye müdahil olmuştur. Ancak Putin’in Türkiye’ye yönelik eleştirilerinde İŞİD ile “karmaşık ilişkisi”ne sürekli vurgu yapan ahlakçı bir dil kullanmaktadır. Paris saldırıları sonrası ortaya çıkan Rusya yanlısı hava işini bir ölçüde kolaylaştırmaktadır. Rusya zor bir komşu olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Türkiye’yi zor bir kış beklemektedir. Umalım ki Türkiye’yi bekleyen ne “değerli” ne de “soğuk” bir yalnızlık olsun.

  • Prof. Serhat Güvenç, İstanbul Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim görevlisidir.

Yorumlara kapalıdır.