Çok Yakında

TÜRKİYE NİÇİN TERÖRÜN HEDEFİNDE?

Temmuz 1st, 2016 | by Gazete Kuzey
TÜRKİYE NİÇİN TERÖRÜN HEDEFİNDE?
Din
0

Prof.Dr. Adnan Bülent BALOĞLU
Bir önceki yazımızın başlığını, hatırlayacağınız üzere, “Artık Göçmen Değiliz, Danimarkalıyız” şeklinde koymuştuk. Samimiyetle ifade ettiğimiz duygu ve düşüncelerimizin pek çok kimseden takdir gördüğünü özellikle belirtmeliyim. Burada 40 yıldan fazladır yaşayan bir dostum, “Hocam yıllarca biz bunu söyleyememiştik, daha doğrusu söylediğimizde kimliğimizden, kültürümüzden ve hatta Müslümanlığımızdan vazgeçmek demek olacağını düşünmüştük. Ama siz bizim adımıza söylediniz. İnşallah mesajı Danimarkalılar da almıştır” demişti. Tabiatıyla Danimarkalı dostlarımızın da bunları duyması için yazımız Danca’ya çevrildi ve neşredildi. Bize ulaşan bilgiler yazımızın onlar tarafından da memnuniyetle karşılandığı şeklindedir. Bu sayıda ise, biz “Danimarkalı” olmayı kabul ettik, “Peki Danimarka halkı ve siyaseti bizi kabul etmeye hazırlar mı?” sorusunun cevabını aramayı ve bu konudaki görüşlerimi de sizlerle paylaşmayı isterdim. Bunu zorunlu olarak şayet araya olağanüstü bir konu girmezse inşallah bir sonraki yazıma bırakıyorum. Zira içimden gelmiyor, tadım kaçtı.

Sebebi şu: İstanbul’da Atatürk Havalimanında milletçe maruz kaldığımız hain terör saldırısı. Mübarek Ramazan ayının bir gününde ve hem de iftar saatlerinde yüreklerimiz dağlandı. Hiçbir değeri, kutsalı olmayan, mübarek ay, mübarek gün tanımayan, şefkat ve merhametten en ufak nasibi bulunmayan, ‘insan’ kategorisine dâhil edemeyeceğimiz ‘yaratıklar’ diyelim peş peşe kendilerini patlattılar ve onlarca masumun hayatını yitirmesine, onlarcasının da yaralanmasına sebep oldular. Ulus olarak acımız derin. Allah, bu elim saldırılarda hayatlarını kaybeden kardeşlerimize rahmetiyle muamele eylesin inşallah. Mekânları cennet olsun. Ailelerine de sabır, tahammül, metanet ve başsağlığı diliyorum. Milletçe başımız sağ olsun.

Terör tüm dünyada neden tırmanışa geçti ve özellikle Türkiye niçin hain terör odaklarının hedefi haline geldi? Bu saldırıların arkasındaki ‘gerçek’ aktörler kimler ve amaçları ne? Belki bu sorunun cevabını aramamız gerekir.

Türkiye jeopolitik konumu ile Asya, Avrupa ve Ortadoğu’nun merkezi bir buluşma noktası. Ortadoğu ve Kafkaslardan çıkan petrol ve doğalgazın Avrupa’ya ulaştırılmasında kilit rolü görüyor. Bu jeopolitik konum Türkiye ekonomisi için de büyük bir avantaj. Türkiye’nin dişe dokunur ne petrolü ne de doğalgazı var. Bu iki ürünün üreticiden tüketiciye ulaştırılmasında aracılık rolü görüyor ve komisyonunu da alıyor.

Türkiye aynı zamanda bir turizm ülkesi ve yıllık 35 milyondan fazla turist kapasitesine hükmediyor ve bu rakam her yıl giderek artıyor. Sahip olduğu tarihi, kültürel miras ve doğal güzellikler öyle benim diyen ülkede yok. Tarih turizminin yanında doğal turizm ve kıyı turizmi Türkiye’yi turistler için cazip kılıyor. Dört mevsimi doya doya yaşayan dünyanın nadir ülkelerinden biri.

Türkiye ekonomisi özellikle son 14-15 yıldır düzenli bir büyüme bandını yakalamış durumda. 2016 yılının ilk çeyreğindeki 4,8’lik büyüme hızıyla Avrupa Birliğinin 25 ülkesini geride bıraktı. İhracat gelirleri sürekli artıyor; üretimini ve satışını gerçekleştirdiği ürün sayısı da ciddi bir artış gösteriyor. Üretmediği veya bir şekilde yan sanayine sahip olmadığı herhangi bir ürün neredeyse yok.

Yıllardır bölücü ve yıkıcı terör belasıyla uğraşıyor. Üstüne üstlük Irak ve Suriye’deki savaşlar sebebiyle bugün dünyanın en fazla mülteci barındıran ülkesi. Sadece 3 milyondan fazla Suriyeli mülteci kardeşimize ev sahipliği yapıyor. Teröre ve mültecilere milyar dolarlar harcadı ve harcamaya devam etmesine rağmen mega projelerini başlattı. Şu ana kadar yapılanlara ilaveten, dünyanın en büyük havalimanı, boğaz tüp geçidi, hızlı tren, köprüler, havaalanları, tüneller, bölünmüş yollar, otoyollar gibi dev projeleri de devam ediyor. Yakında kendi yerli arabalarını yapmış olacak. Savunma sanayiindeki başarılı projeleri ise baş döndürüyor. Yaşadığı tüm olumsuzluklara ve talihsizliklere rağmen İslam ülkeleri içinde gelişmesini sürdürebilen yegâne ülke konumunda. Türkiye hızla kalkınıyor, artık bir sanayi ülkesi ve seksen milyon nüfusu ile dev bir pazar durumunda.

Siyaset bilimci ve stratejist George Friedman Avrupa Krizi adlı kitabında Türkiye hakkındaki bu gerçeği şu şekilde tespit ediyor: “Türkiye yükseliyor. Tamamen düz bir çizgide değil ama çevresindeki ülkeler zayıflarken ya da çatışırken o güçleniyor.” Friedman, Türkçeye de çevrilen Önümüzdeki Yüzyıl isimli eserinde ise, 21. yüzyıla damgasını vuracak ülkeleri Türkiye, Japonya, Meksika ve Polonya olarak sıralıyor. Friedman bir senaryo kabul edilebilecek ve pek çoğumuz için uçuk-kaçık nevinden kabul edilebilecek daha başka şeyler de söylüyor. Ancak bir gerçek var ki, Türkiye kendisine yönelik iç ve dış tecavüzlere rağmen genç bir nüfusla her alanda büyüyor ve bu da birilerini ürkütüyor.

Diğer taraftan, sahip olduğu kozmopolit nüfus yapısı, hareketli etnik ve mezhepsel fay hatları Türkiye üzerinde emelleri olanların, Türkiye’nin büyük bir ülke olmasını hazmedemeyenlerin iştahını kabartıyor. Perde arkasındaki karanlık güçler özellikle Türkiye’nin içinde yer aldığı coğrafyada etnik ayrımcılığı körüklemek için PKK’yı, mezhepsel ve dinsel bölünme ve kargaşa için de DAEŞ gibi örgütleri kullanıyor. Bilhassa topraklarında çok sayıda Batılı şirketi barındırması, laik devlet yapısı ve kurumları gibi unsurlar da DAEŞ gibi silahlı radikal selefi örgütlerin Türkiye’ye düşmanlık beslemesine sebep oluyor.

Peki, perde arkasındaki güçler kimler? Bu güçler, bölgemizdeki ve dünyanın başka yerlerindeki her türlü eli kanlı terör örgütlerini kurgulayanlar, piyasaya sürenler, besleyenler, destekleyenler, onlara silah, para ve lojistik yardım sağlayanlardır. Kapitalizmin nihai safhası olan neo-liberalizmin sömürgeci düzenini tüm dünyada ikame etmek isteyen, tüm dünyanın kaynaklarını bir avuç küresel sermayedarın ellerine teslim etmek isteyenlerdir. Yeni Dünya Düzeni projesini emperyalist ve tek kutuplu bir dünya şeklinde inşa etme çabası içinde olanlardır. Petrol ve doğalgaz başta olmak üzere dünyanın belli başlı bölgelerindeki ham madde kaynaklarını ele geçirmek için gece gündüz planlar kuran ve bu amaçla bu bölgeleri istikrarsız, kanunsuz topraklara dönüştürenlerdir. Medeniyetler arası savaş çığırtkanlığı yaparak ırkçılığı, yabancı düşmanlığını ve İslamofobi ideolojsini körükleyenlerdir. Şiddet ve terörü küresel ekonominin önemli bir unsuru haline getirenlerdir.

Özetle önüne çıkarılan tüm engellere rağmen Türkiye yoluna devam ediyor. Dünyanın her yerindeki mazlum Müslümanın tek sesi Türkiye’dir. Gazze’ye bayramda ulaşacak yardımlarımız bunun önemli bir göstergesidir.

Dolayısıyla terör bizleri yıldıramayacak. 20 Temmuz 2015’te Suruç’ta başlatılan ve nihayet 28 Haziran 2016’da İstanbul’da sonuncusuna şahit olduğumuz canlı bomba eylemleri ile terörün bir yere ulaşma şansı yoktur. Bu toplu katliamlardan medet umanların hevesleri kursaklarında kalacaktır.

******

Şimdilik kaydıyla satırlarıma son verirken Mübarek Kadir Gecenizi, Ramazan Bayramınızı tebrik ediyorum. Allah daha nice bayramlara aileleriniz ve sevdiklerinizle birlikte, sağlık, huzur ve afiyet erişmenizi nasip eylesin inşallah.

Yorumlara kapalıdır.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com