Çok Yakında

Toplumsal cinnet halleri

Şubat 24th, 2016 | by Fikret Aydemir
Toplumsal cinnet halleri
Yazarlar
0

(Fikret Aydemir’in Kuzey Gazetesi’nin Şubat ayı sayısı için kaleme aldığı yazısıdır.)

 

——————–

TOPLUM, insanı etkileyen gerçek ilişkiler bütünüdür. Belli bir toprak üzerinde yaşamak, ortak bir politik iradeye bağlı olmak ve kültürel ortaklığın olması karakteristiktir. Toplum kelimesinin esas ifadesi insanların ihtiyacından doğmuştur. Yani bireyselliğin karşıtlığı. İnsan ırkı diğer türler gibi tek başına yaşayamadığından, insanlar bir araya gelerek toplumları oluşturur.

Cinnet, yani insanın veya toplumun ‘delilik hali’ni hayatımızın her yerinde görüyoruz. İliklerimize kadar işlemiş durumda toplumsal cinnet halleri…

Galatasaray 2012 yılı şampiyonluk kupasını Fenerbahçe ile Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda yapılan maç sonunda kazandı. Kupa töreni yapılamadı. Fenerbahçeliler stadın ışıklarını söndürdüler. Galatasaray yöneticileri dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan arayıp, “kupamızı vermiyorlar” dediler. Başbakanın devreye girmesiyle ancak karanlıkta aldılar Galatasaraylı futbolcular bir yıllık emeklerinin karşılığı olan şampiyonluk kupasını.

Türkiye’nin en büyük iki takımının başkanı anlaşamadı.

Türkiye Futbol Federasyonu’nu kimse takmadı.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı’na kimse sormadı.

Belediye Başkanı, Vali kimsenin aklıma gelmedi

İl spor müdürünü zaten bilen yok.

En tepeye gidildi ve iş “karanlıkta da olsa” halledildi.

Oysa sağlıklı toplumlarda, aranan başbakanın cevabı “Beni niye arıyorsunuz? Benim bu konuyla ne alakam ne de yetkim var. Sporsa spor bakanımız, asayiş ise içişleri bakanımız, valimiz, belediye başkanımız, spor il müdürümüz, saha komiserimiz sorumlu” olurdu.

Onlar işini yapmıyorsa, başbakan onların sorumlulukları ile ilgili “gereğini anında yapardı” sağlıklı toplumlarda.

Toplumsal cinnet halleri hayatın her alanında…

55 yaşına rağmen 7 koca eskitmiş olan Seda Sayan, “evleneceksen gel” programı yapıyor her gün televizyon ekranlarında.

45 yaşına rağmen hiç evlenmemiş olan Seda Akgül “kısmetse olur” ile 7 erkek ve 7 kadın yarışmacıyı evlendirmeye çalışıyor başka bir televizyon ekranında.

Müge Anlı’nın programında her gün inanılmaz toplumsal hikayeler dinliyoruz. Kızın babasını doğramasını, babanın karısını kesmesini, arkadaşın arkadaşı katletmesini, komşuyu, enişteyi, baldızı dinliyoruz her sabah yıllardır.

Yani, “ev sahibi hizmetçiyi, hizmetçi şoförü, bahçıvan hepsini” durumları…

Bütün televizyonların Ana Haber bültenleri cinayet, trafik kazaları, yangınlar, ölümler ve cinnet haberlerinden geçilmiyor.

Her günün akşamı milyonlarca insanı televizyona esir eden dizilerde “aşk sekizgeni”ni izliyoruz. Toplumun, siyasetin ve sosyal yaşamın bu kadar muhafazakar olmadığı yıllarda çekilen filmlerde en fazla “aşk üçgeni”ni işlerken, şimdi bütün dizilerin baş kahramanlarının en az dördü birbirini zincirleme seviyor. Muhafazakar olan toplumumuz gözünü kırpmadan izliyor “karışık ve karmaşık ilişkiler”i.

Toplum son yıllarda sonuna kadar muhafazakarlaşırken, insanların yaşadıkları ve televizyon ekranlarında izledikleri sonuna kadar marjinal.

Ana muhalefet partisi CHP lideri Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanına “diktatör bozuntusu” diye hitap ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da o lideri “cahil, ahlaksız, çirkef ve pişkin bir tip” olarak tanımlıyor.

Cumhurbaşkanı, ülke sorunları hakkında bir bildiri yayınlayan çeşitli üniversitelerden ‘1128 akademisyen’ hakkında “Çeyrek porsiyon bile etmez aydın müsveddelerinden tiksiniyorum” cümlesini kurabiliyor.

Siyasetin en tepesindeki isimlerin bu düzeyi, toplumun her kesimine sirayet ediyor.

Ahlak, adalet ve vicdan kelimeleri soyut kavramlar.

Bir toplumda bu soyut kavramların biri veya birden fazlası zedelenmişse, toplumsal cinnet hali kaçınılmaz olarak ortaya çıkıyor hayatın her alanında.

Yorumlara kapalıdır.