Çok Yakında

Sandöviç kuşağı

Haziran 11th, 2016 | by Fikret Aydemir
Sandöviç kuşağı
Yazarlar
0

(Fikret Aydemir’in Kuzey’in Haziran sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

İngiltere’de 18’inci yüzyılda yaşamış olan 4. Sandwich Kontu John Montagu, Amerikan Bağımsızlık Savaşı sırasında (1776–1781) Denizcilik Bakanı olarak görev yaptı.
İngiliz kaşif James Cook, John Montagu’nun denizciliğe olan ilgisinden ve keşif seferlerine verdiği destekten dolayı, 1778’de keşfettiği adalara “Sandwich” adını verdi.
James Cook, 1779’da Sandwich Adaları’nda çıkan bir çatışmada öldü.
Sandwich Adaları’nın adı da daha sonra Hawaii olarak değiştirildi.
John Montagu devlet işlerinin yanı sıra masadan kalkamayacak kadar da kumarbazdı.
Bu durum onun yemek yemesini bile etkiliyordu.
Yemek işini hızlı bir şekilde halletmeye karar veren Kont Sandwich, iki dilim ekmek arasına ince bir et koyup öğünlerde bunu yemeye başladı.
Sandwich Kontu John Montagu’nun bulduğu bu pratik yemek, 1762’den itibaren onun adıyla bütün Avrupa’da moda oldu.
Sandwich, diğer Avrupa dillerine ve daha sonra Türkçeye “sandöviç” olarak girdi…
Dünyada genç kuşaklar X, Y, Z nesilleri olarak adlandırılıyor.
“X nesli”, 1965-1979 arası doğanlara deniyor. X nesli kurallara uyumlu, aidiyet duygusu güçlü, otoriteye saygılı, çalışkanlığa önem veren bir kuşak olarak tanımlanıyor.
X nesli, yeniliklere adapte olmaya çalışırken, sabırla iş hayatlarında kademe atlıyor.
“Y nesli”, 1980-1999 arası doğanlara deniyor. Kuşaklar arası farklılığın en çok hissedildiği bu nesil iş hayatında hemen yönetici olmayı, para harcamak için çalışmayı tercih ediyor ve kendi görüşlerinden asla vazgeçmiyor.
“Z nesli” ise artık sokakta birdirbir oynamıyor, akıllı telefon ve tabletleriyle sosyalleşiyor…
“Z nesli” olarak da adlandırılan 2000′li yıllarda doğan çocuklar , ‘anlık haz’ çağında büyüyorlar.
Akıllı telefon ve tabletler, anlık mesajlaşmalar ve bilgiye hemen ulaşım, sürekli parmaklarının ucunda bulunuyor.
Yüzlerce Facebook ve Twitter arkadaşları var, ama gerçek hayatta pek fazla arkadaşları yok.
Biz çocukken anne/babalarımız “Hava kararmadan içeri gel” diye azarlardı. Biz çocuklarımıza “Bırak şu elindeki tableti, dışarı çık” diye uyarıyoruz.
“X nesli” olan bizler “Z nesli” olan çocuklarımızın büyümelerini ve gelişmelerini en büyük vazife edindik kendimize.
Çocuklarımız küçücük şeyler başardıklarında övgüye boğuyoruz.
Dışarıda oyun oynamalarına izin vermek yerine çocuklarımızın tüm boş vakitlerini faaliyetlerle doldurmaya başladık.
Spor, müzik ve sosyal aktivitelerle…
Çocuklarımızın ödevlerini yapıyor, okulda hem öğretmenleriyle hem de arkadaşlarıyla yaşadıkları sorunlarını biz çözüyoruz.
Onların kendi sorunlarını kendilerinin halletmesi gerektiğini unutarak…
Çocuklara özgüveni öğreten anne/babalıktan, ne pahasına olursa olsun çocuklarını korumak isteyen “helikopter ebeveynliği”ne geçiş yaptık.
Şair Cahit Sıtkı Tarancı “Yaş otuz beş yolun yarısı eder, Dante gibi ortasındayız ömrün” der, ölümsüz eserinde.
Biz ölümlü insanlar da “Yaş otuz beş, tam ortasındayız iki kuşağın”, tam ortasındayız iki dilim ekmek misali anne/babalar ve çocuklarımızın.
Bir yandan babalar ve annelerimizin sağlık sorunlarıyla hastane kapılarını aşındırıyor ve o kaçınılmaz son geldiğinde son yolculuklarıyla mezarlıklara gidiyoruz.
Bir yandan da çocuklarımızı iyi bir geleceğe hazırlamak adına onları bir kurstan diğer kursa, bir faaliyetten diğer faaliyete taşıyoruz hiç durmaksızın.
Birbirimize ve kendimize ayıracak hiç vakit kalmadığının hiç farkına varmadan.
Bizim kuşak sanırım “Sandviç Kuşağı” olarak anılacak bundan böyle…

Yorumlara kapalıdır.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com