Çok Yakında

Sabahları biz…

Eylül 20th, 2017 | by Şebnem Seçkiner
Sabahları biz…
Yazarlar
0

Şebnem Seçkiner`in köşeyazısı

Her evde sabah aynı gerilim mi?

Ayağını kırıp ‘Robocop’ olan yazarımız, her sabah kapı önü yaşanan diyalogları yazdı.

Uykuyla aram pek yoktur. Yani lise yıllarından bu yana beş saat uyuyarak idare edebiliyorum. Bu ayağımın kırık olduğu dönemde gördüm ki, uyku şartmış. Şimdi böyle gördüm ki demek de çok saçma geldi birden, çünkü uykunun önemiyle ilgili haberleri okumayı bırakın, çeviriler bile yapıyorum. Gerek bloğumda, gerek yıllarca gazetede bu konuyla ilgili onlarca haber yapmışımdır. Ama işte bilmek ve uygulamak çok farklı.
Bu alçılı süre boyunca dedim ki “iyileştikten sonra da kendime dinlenme molaları vermeliyim.” Yani bir işi bırak gece bitirme, uyu, sabah kalkınca yap. “Sabah nasıl yapacağım” diye gözümde büyüttüğüm için bir türlü uyuyamıyordum. Ayak düzelince bunu yapmayacaktım. Gel de bünyeye anlat…
Normalde yatıyorum, aklıma bir şey takılıyor, hop kalkıyorum, yapıyorum, yazıysa yazı, e-posta ise e-posta, sonra tekrar yatıyorum. Uyku kaçmış oluyor. Dön babam dön, dön babam dön… En az bir saat dalamıyorum. Eee, sabah 7.40’ta uyanıp kızımı hazırlayıp servise bindireceğim için de kaçta yatarsam yatayım kalkış saati aynı. Bu Robocop bacağımla bile aynı tempoyu yakaladım sayılır.
Bu sabah, 11 Eylül, kalktım, Irmak giyinirken yatakları topladım, matarasına su koydum, çantasına yerleştirdim, camları açtım, sonra indik servise. Kahve makinesini de çalıştırdım ki, çıktığımda hazır olsun. Oturdum bilgisayar başına. Oysa ne yapmam gerek? Bırak evi toplama, çocuğu hazırla, sonra yukarı çıkınca yat uyu azıcık. Acelem ne? Bu acele nedir bilmiyorum? Neye yetişiyorum? Bunu neden yapıyorum?
Hani bana ders olacaktı dinlenmek? Hani kendime daha çok fırsat yaratacaktım. Yok canım. Can çıkar huy çıkmaz dedikleri bu olsa gerek. Sakinleşmeyi öğrendim zannederken yeniden aynı hızda tempoya dönmeye çalışmak doğru mu? Bu tempo bana manevi zarar verirken aynısını uygulama ısrarım nedir? Biri kulağımı çekebilir mi?
Ah bir de sabahları aslında o anlattığım gibi sakin olmuyor. Evde bir koşturma hakim. Bu sabah olmadı ama genelde nasıl, bir anlatayım…
Hep yazdığım gibi ev küçük, 70 metrekare. Üç kişi aynı anda hazırlanırken, bir oraya bir buraya giderken birbirimize çarpıyoruz. Hele o ayakkabı giyme aşamasını anlatmayayım. Bu yüzden diyorum ki hem Irmak’a hem Arkın’a, “eşyalarınızı geceden hazırlayın.” Hadi kızın okul kıyafetlerini hazırlıyoruz. Peki Arkın?
– Beyaz gömleğim nerede?
– Ütüde…
– Neden ütüde?
– Çünkü yeni yıkandı.
– E ama onu giyeceğim.
– Bunu bana neden söylemedin. Dün gece sorsaydın çözüm bulurduk.
O sırada bir ses…
– Anne okuma günlüğümü bulamıyorum.
– Kızım çantana koydum ya dosyayla.
– Bakıyorum anne, yok.
– Arıyor musun, yoksa sadece bakıyor musun?
– Of anne yine başladın.
– Bence bir daha bak.
– Tamam buldum. Ama bana “ben sana söylemiştim” deme.
Bu sırada yine Arkın:
– Şebnem telefonumun şarjı nerede?
– Nereye koyduysan ordadır!
– Dur salona bakacağım.
– Ayakkabılarla girmeeeeeeeee.
– Girdim bir kez bir şey olmaz.
– Irmak hadi ayakkabılarını giy.
– Baba giyiyorum görmüyor musun?
– Tamam tamam ben bakmadan söyledim.
– Ay baba hep aynı şeyi yapıyorsun…
Sesler bir yükselip bir alçalırken, tam kapıdan çıkacağımız zaman Irmak’ın aklına bir anahtarlık geliyor. Çantaya takmaya çalışıyor. E servis gelecek ve başka çocukları bekletmek en sevmediğim şey. “Dur asansörde takarız” deyip alıyorum elinden, koştura koştura çıkıyoruz.
Bir de kimse kimseyi öpmeden çıkmaz evden. Bir öpüşme faslı var ki “hadi” diye diye. Ben yok en son Irmak’ı öpeceğim diye önce Arkın’a yöneliyorum. Önce benle Arkın, sonra Arkın’la Irmak, en sonunda benle Irmak. Sabah didişmiş olsak da, dırdırlaşsak da bu öpme faslı olmadan evden çıkmak yok. Koydum bu kuralı, mutluyum. Sakinleştiriyor insanı.
Yine mesela aynı şekilde Arkın’la tartıştık gündüz diyelim, anahtarla eve girmesini sevmem hiç. Kapıda karşılarım. Annemden öğrendiğim bir şeydir. Baba eve gelince, kapıda olunur. Ben mi geç döndüm? O zaman ben de anahtarla girmem. Anne de kapıda karşılanır. Seviyorum bu ritüelleri. Gerçekten kırgınlığı da alıyor, kızgınlığı da…
Ya kaos olmaması için erken uyandıracağım ya böyle takılacağız. Erken uyandırmaya da kıyamıyorum, beş dakika beş dakikadır çünkü. Bence kaosla uyandığımızı düşünürsek sabahları, böyle devam edecek. Bir de eğer ben de sabah erken çıkıp bir yere gideceksem, o zaman var ya işte bu yaşananlar çarpı 3 oluyor, çünkü kimseye hayrım dokunamıyor. Birkaç kez çok gerilince artık ben bir saat önceden uyanıp hazırlanmaya başladım. Onları kaldırdığımda makyajım bile bitmiş oluyor!
Ay şimdi kadın bunları neden yazdı diyeceksiniz de… Birçok evde aynısı yaşanıyor biliyorum. İşte bu nedenle öpme faslımızı uzun uzun yazdım. Sabah sakin de olsanız, gerilseniz de öpmek insanı yumuşatıyor. Ama görev olarak değil, dolu dolu öpmek…
İşte okul açıldı. Tatlı koşturmamız başladı. Ayak yavaş yavaş düzeliyor, ben eski Şebnem’e dönüyorum. Buradan yine söz veriyorum kendime. Dinleneceğim diye. Yarın öbür gün beni sosyal medyada uyumazken, deli gibi bir oraya bir buraya giderken görünce yazarsınız, “ne oldu Şebnemmmmmm hani söz vermiştin” diye. Belki frenlerim kendimi…

Yorumlara kapalıdır.