Çok Yakında

Ramazan: Paylaşım ayı

Mayıs 16th, 2018 | by Gazete Kuzey
Ramazan: Paylaşım ayı
Din
0

Abdurrazak Sarıkaya

ABDURRAZAK SARIKAYA

Rahmet, bereket ve mağfiret (bağışlanma) mevsiminin son halkası olan Ramazan ayının kutlu iklimi tüm İslam aleminde hissedilmeye başlandı. Bu ayda; Yüce Allah’ın (cc) engin rahmetinin göstergesi birçok nimet, adeta açık büfe gibi insanların istifadesine sunulmakta. Bu zengin sofradan gerektiği gibi faydalanmak isteyen Müslümanları ise tatlı bir telaş sarmış durumda…

“Ey müminler! (Kötülüklerden ve haramlardan) korunmanız için oruç tutmak, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.” (Bakara, 2/183)

Ramazan ayı girdiğinde hasta, yolcu, hamile ve oruç tutmaya bir engeli olmayan Müslümanlar, yukarıdaki ayetin emrine icabet ederek sahura kalkacak ve 16 Mayıs 2018 Çarşamba günü ilk oruçlarını tutacaklar. Sahurun bereketini, iftar saatinin doyumsuz lezzetini, teravihin birlikteliğini hep beraber yaşayacaklar.

Bu rahmet ayının bereketinden istifade etmek isteyen sivil toplum kuruluşları üyelerine yönelik birçok faaliyetler yapacaklar. İftar çadırı programları, açık hava iftar organizasyonları, sahur programları, vaaz ve sohbetler, teravih programları ve daha birçok etkinlikle Ramazan ayının birleştirici özelliğini bir ay boyunca üyelerine ve komşularına hissettirecekler.

Bu kuruluşlardan birisi de şüphesiz Danimarka Türk Diyanet Vakfı. Vakıf çatısı altında faaliyet gösteren cami dernekleri birçok renkli organizasyonla üyelerinin Ramazanı en iyi şekilde değerlendirmelerinin gayreti içinde olacaklar. Bu faaliyetlerin en başında şüphesiz iftar çadırı ile iftar ve sahur programları olacak. Gerek iftar çadırlarında gerekse programlarda; Ramazan ayının kalpleri yumuşatan iklimi tüm sohbet ortamlarını kuşatacak ve paylaşmanın hazzını bir kez daha yaşayacaklar. Ve şu müjdeye erişmek için ibadetlerini bilinçli ve takvayla yapacaklar.

“Âdemoğlunun her ameline on katından yedi yüz katına kadar sevap verilir. Yüce Allah; ‘Oruç hariç, çünkü oruç benim içindir, onun mükâfatını da ben vereceğim. Çünkü oruç tutan kimse yemesini, içmesini ve şehvetini benim için terk etmektedir’ buyurmuştur.” (Müslim, “Sıyam”, 164; Tirmizî, “Savm”, 55)

Müslüman Ramazan ayında; yeme, içme ve şehvetini terk ederek kendisini engellemekte normal zamanlarda helal olan nimetleri, oruçlu iken bunlardan mahrum etmektedir. Bununla birlikte sadece fiziki olarak kendisini dizginlemek tek başında yeterli değildir. Midesine olduğu kadar diline, eline, aklına ve düşüncelerine de oruç tutturmalıdır. Gıybet ederek, yalan söyleyerek, harama dil ve el uzatarak sabırla elde ettiğimiz nimetleri, kazanımlarımızı bir anlık öfke ve gafletle heba etmemeliyiz. Peygamber Efendimiz (sas) takva ve iyi niyetle hareket eden, Ramazanı bütün uzuvlarıyla yaşamaya gayret eden Müslümanlara, Rabbimizin yardımını şu Hadis-i Şerif ne güzel müjdelemektedir.

“Ramazan ayının ilk gecesi olduğu zaman şeytanlar ile cinlerin azgınları zincire vurulur, cehennem kapıları kapatılır, onlardan hiç biri açılmaz. Cennet kapıları açılır ve onlardan hiç biri kapanmaz…” (Tirmizî, “Savm”, 1; bk. Buhârî, “Savm”, 5)

Burada şu soru akla gelebilir. ‘Şeytanlar bu ayda zincire vuruldukları halde Müslümanlar neden günah işlemeye devam ediyor’ Zincire vurulma eylemine maddi bir anlam verdiğimizde zincirin 1, 3 veya 5 metre gibi belirli bir uzunluğu olacaktır. Şeytanın bağlandığı zincirin uzunluğunu aşarak ona yakınlaştığımızda bizi tuzağına düşürecektir. Daha somut bir örnekle açıklamak gerekirse; 3 metre uzunluğunda zincirle bağlı bir yırtıcı hayvanın 2 metre yakınına yaklaştığımızda bizi ısırması veya parçalaması kaçınılmazdır. Yani günaha bulaşmak istemiyorsak şeytanla aramızdaki sürüş mesafesini korumamız lazım.

Ramazan ayının dini boyutu ile ilgili özellikle ‘sakızın orucu bozup bozmayacağı’ vb. samimiyetten ve hassasiyetten uzak sorular, eminim birçok hocamıza sorulacak ve genellikle aynı retorik tekrarlanacaktır. Bu sebeple, Ramazan ayının sosyal yönden bize kazandırdıkları veya bizim çevremize kazandırabileceklerimizle ilgili birkaç noktayı paylaşmak istiyorum. Maddeler halinde sıralayacak olursak;

1. Ramazan ayına özgü iftar, sahur, mukabele, teravih, fitre, zekat, sadaka, paylaşma vb. ibadetlerimizi yaparken her zaman gösterişten uzak takva ile hareket etmeliyiz.

2. Bir âdem olarak insanlığı, bir Müslüman olarak ta İslam’ı temsil ettiğimizi hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız.

3. Bu temsilin yüklediği sorumlulukla her zaman ve her ortamda gerek söylemlerimiz gerekse eylemlerimizle bir Müslümanın vakarına yakışır bir şekilde hareket etmeliyiz. İslam’a ve Müslümanlara yönelik bilinçli oluşturulan ön yargıyı ve olumsuz imajı, lisan-ı halimiz, yani tavır ve davranışlarımızla olumlu bir imaja dönüştürebileceğimize olan inancımızı sürekli canlı tutmalıyız.

4. Ramazan mutluluğunu, iftar ve sahur sevincimizi Müslüman kardeşlerimizle paylaştığımız gibi Müslüman olmayan komşu, iş arkadaşı veya işverenimizle paylaşmalıyız. İftarın geç vakitte olduğunu düşünebilir ve komşularınızı davet etmekte çekinebilirsiniz ama onlar, büyük ihtimalle kahve teklifinizi hangi saatte olursa olsun geri çevirmeyeceklerdir. Özellikle sivil toplum kuruluşlarının kendi bölgelerindeki bu minvaldeki programları oldukça önemli bir rol oynayacaktır.

5. İftar sevincimizi, sahur bereketini paylaşırken sofralarımızda israfa varan ikramlara kaçmamalıyız. Zengin ve gösterişli sofralar kurmak düşüncesiyle israfa varan hazırlıklar iftarın da sahurunda bereketini azaltabilir. Yine sayılı nefesimizin olduğu veya bir başka ifadeyle olmadığı şu fani dünyada ömrümüzün bereketini kaçıracak zaman israfına da dikkat etmeliyiz. 

6. Nobel Bilim Ödülü ile orucun sağlığa faydalı olduğu ispatlanmış olsa bile yukarıda zikrettiğim önyargının bir tezahürü olarak ‘oruç sağlıksızdır’ imajı taze tutulmaya çalışılmaktadır. Benim buradan şöyle bir önerim var. Bu tür eleştirilere karşı yüzünü düşürüp üzülmeyin. Aksine bu eleştirilere karşı samimiyetle gülümseyin. Çünkü sıcacık bir gülümsemenin yumuşatamayacağı bir gönül yoktur. İronik bir ifadeyle ‘gülümseyerek çirkinleşen hiçbir yüz yoktur’

7. Günümüzde yavaş yavaş unutulmaya başlayan Efendimiz (sas)’in Ramazan ayında hiç terk etmediği ‘itikaf’ sünnetini ihya edelim. Modern dünyanın baş döndürücü akışından bir günlüğünü de olsa itikafa niyet ederek uzaklaşalım ve kendimizi dinleyelim.

Geliniz birlikte yaşadığımız insanlara; orucun kazandırdığı hoşgörüyü, sabrı, empati kurmayı, paylaşmanın dayanılmaz hafifliğini, birlikteliğin lezzetini yaşayarak gösterelim. Kristal kadar hassas kalpleri kırmayalım. Yakınımızda, uzak yakın akrabalarımız arasında veya uzak diyarlarda yardıma muhtaç insanlara yardım ederek Ramazan sevincini birlikte yaşayalım. Yardım da bulunmak isteyen kardeşlerimiz, Danimarka Türk Diyanet Vakfı’nın www.danimarkatdv.org adlı web sayfasından ayrıntılı bilgiyi alabilirler.

Ramazan sevincinizin daim olması ve tüm dünyayı kuşatması ümidiyle, hayırlı Ramazanlar.

Yorumlara kapalıdır.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com