Çok Yakında

“Radikal örgütlerin hedefi aileleri dağılmış gençlerdir”

Ağustos 17th, 2016 | by Adnan B. Baloğlu
“Radikal örgütlerin hedefi aileleri dağılmış gençlerdir”
Din
0

IŞİD’e katılmak için evlerini terk eden Danimarka’daki gençlerimizin sayısının artması üzerine soluğu Dinişleri Müşaviri Adnan Bülent Baloğlu’nda aldık. Baloğlu radikal örgütlerin hedeflerini açıklarken ailelere de tavsiyelerde bulundu

Sadi TEKELİOĞLU

Sayın Hocam, bu sayıdaki konumuz, din motifli radikal görüşlerin özellikle Danimarka’daki Müslüman gençler arasında yayılmaya başlama sebepleri ve bunu önlemenin çareleri hakkındaki görüşlerinizi almak olacak. Ancak bunun öncesinde Türkiye’de hepimizi derinden sarsan önemli bir gelişme oldu. 15 Temmuz gecesi FETÖ, halkın iradesine ipotek koymak, demokrasiyi askıya almak üzere bir darbe kalkışması girişiminde bulundu. Öncelikle bu konudaki görüşlerinizi kısaca alabilir miyiz?

Halkımızın oyları ile seçilmiş Cumhurbaşkanımızı ve hükümetimizi devirmeyi, bağımsızlığımızın sembolü olan Meclis’imizi, hayati öneme sahip devlet kurumlarımızı tarumar etmeyi hedefleyen bu hain kalkışmayı nefretle kınıyorum. Tarihimizin en kritik dönemeçlerinde hep sağduyusu ile hareket eden halkımız aynı şeyi bu sefer de sergilemiş, ölme ve yaralanma pahasına kurşunlara göğsünü siper ederek hainlere “Dur!” demiştir. Bu bakımdan 15 Temmuz, halkımızın tek başına yazdığı bir kahramanlık destanıdır. Bu gece şehit olan vatandaşlarımızı rahmet ve minnetle anıyor, yaralananlara acil şifalar diliyorum. Hepimizin başı sağolsun, vatan sağolsun. Bunun ötesinde, şunları da söylemek istiyorum. Bu hain kalkışmayı sadece, asker kılığındaki bir avuç maceraperestin Cumhurbaşkanını ve hükümeti bertaraf ederek iktidarı ele geçirme planı olarak görürsek yanılırız. Bu, gerçekte, büyük resmi görmemek olur. Bilakis bu kalkışma, ardında çok karmaşık ve bir o kadar da karanlık ilişkileri barındıran ve özellikle de, Türkiye’nin giderek artan bölgesel gücünü ve bugün Avrupa’da hala etkileri devam eden ekonomik kriz ve bunun yarattığı durgunluğa rağmen, gelişmiş ülkeler safında yer almak için sergilediği güç ve azmini kırmak, başarı ve kazanımlarını yerle bir ederek onu kökünden budamayı amaçlayan sinsi planlardan yalnızca bir tanesidir. Türkiye Müslümanlığın en güçlü ve en muhkem kalesidir. Türkiye bugün tüm Müslüman ülkelerin hamisi ve tüm mazlum Müslümanların sesidir. Türkiye bugün her bakımdan İslam dünyasının medarı iftiharıdır. Hedef Türkiye’dir; hedef Müslümanları öksüz ve yetim bırakmaktır. Dışardan gelen yıkıcı darbelere hep başarıyla karşı koymuş Türkiye’yi içerden yıkmak esas stratejidir. Darbenin faili gibi görünen bu terör örgütünün aslında bir maşa olduğunu, gerçek faillerin ise onun arkasındaki yıkıcı ve sömürücü küreselleşmenin mimarları olduğunu mutlaka görmemiz ve anlamamız gerekir. Dolayısıyla gün, birlik ve kenetlenme günüdür. Hala olup bitenleri masum bir kalkışma veya bir tiyatro gibi göstermeye çalışkan gafillere veya önyargılı alçaklara söyleyecek fazla bir şeyimiz yoktur. Duam şu ki, Rabbim, milletimizin bu soylu direnişini bir adalet ve hakkaniyet direnişi olarak muzaffer eylesin.

Tespitinize katılmamak mümkün değil Sayın Hocam. Şimdi başta ifade ettiğimiz esas konumuza geçecek olursak, Danimarka’da genellikle Arap ve Pakistan asıllı gençlerin ilgi duyduğu din motifli radikal gruplara bugün sayıca çok az da olsa bizim gençlerimizin de ilgi duymaya başlamalarının sebepleri sizce neler olabilir?

Hiç şüphe yok ki, sadece dinden değil, muhtelif ideolojilerden de beslenen her türlü radikal grup ve örgütlerin en önemli hedef kitlesi gençlerdir. Onların güç, etki ve dinamizmini belirleyen unsur da kandırarak sahip oldukları genç sayısının oranıdır. Bu bakımdan daha çok sayıda genci saflarına katan örgütler diğerlerine nispetle daha güçlü ve etkin gruplar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu örgütlerin gençleri avlamadaki en önemli stratejisi, onlara, kendi engin potansiyellerini keşif ve hayatlarındaki en yüksek amacı gerçekleştirme idealini aşılamaktır. Ellerindeki diplomalara rağmen iş bulamamış, yalnızlaşmış, dışlanmış, marjinal konuma itilmiş, dolayısıyla arzu, ideal ve hayalleri gerçekleşmemiş gençler öncelikli hedef kitledir. Yine, kendi kültür köklerini ve kimlik kodlarını yitiren ve arayışa giren gençler bu tür örgütlerin sömürüsü için hedef kitledir. Aynı şekilde, küreselleşmeye, emperyalizme, sekülerleşmeye, Batılılaşmaya, kültürel değerlerin erimesine, ahlâki-dinsel yozlaşmaya öfke ve nefret duyanlar bu tip örgütler için kazanılması gereken hedef kitledir. İlaveten, parçalanmış ailelerin çocukları, din adına ailede hiçbir şey almamış ailelerin çocukları da bunların hedefindedir. Unutmayalım ki, ideolojiler ancak müsait bir kültürel, sosyal, ekonomik iklimde yeşerebilir, etkili ve ikna edici biçimde faaliyet gösterebilirler. Zira ideolojiler acılara, üzüntülere, sıkıntılara, dertlere, öfkelere, arayışlara hitap eder. Hele bu ideoloji, kendine dini bir meşruiyet kılıfı örmüşse, etkisi ve gerektiğinde yıkıcılığı çok daha fazla olacaktır. Din motifli radikal örgütlerin gençler nezdindeki çekim gücünü özellikle bu çerçevede değerlendirdiğimizde meseleyi daha iyi anlamış oluruz.


Bir takım dini söylem, ideal ve semboller ardına sığınarak masumları katledenlerin ilham kaynağı, yabancıların ve bilhassa İslam düşmanlarının iddia ettiği gibi İslam dininin kendisi veya Kur’an’daki bazı ayetler midir? Yoksa bu insanları kuşatan sosyo-kültürel çevrenin de etkisiyle bu ayetlerin bağlamından koparılarak talihsizce yorumlanması ve dayatılması mıdır?

Bir hususun altını özellikle çizelim. İlahi dinlerin özünde şiddet, şiddeti teşvik ve tasvip kesinlikle yoktur. İnsanları temel insani değerler etrafında buluşturmayı hedefleyen hiçbir din insanın hayatına kastetme, özgürlüğüne ipotek koyma, onun temel haklarını gasp etme gibi bir girişimin faili veya destekçisi olamaz. Bu tespit, İslam söz konusu olduğunda daha da geçerli ve doğrudur. Adı barış olan, insanın varlık sebebini teşkil eden temel evrensel değerleri savunan, insanlığın tarihte şahit olduğu en medeni, en ileri medeniyetin temel kurucu ögesi olmuş İslam dinini şiddetle yan yana anmak belli bir takım önyargılı ve kötü niyetli çevrelerin gayretidir. Bununla birlikte, her dinin, her milletin, her toplumun anarşist ve terörist ruhlu insanları vardır. Ancak bu insanlar çok küçük bir azınlıktır ve sırf onlar yüzünden toplumların, ulusların ve dinlerin tamamen karalanması en hafifinden insafsızlıktır, vicdansızlıktır. İslam'da esas olan şey, herhangi bir insanın veya toplumun ömrünü bitirmeye, hakkına, hukukuna, mülkiyetine tecavüze, özgürlüğünü gasp ederek onu köleleştirmeye yönelik her türlü girişimi engellemek esastır. Hal böyle olunca, meşru müdafaa esastır. Fakat bir hukuk devletinde bireyin bu hakkını gözetmek, onu her bakımdan korumak ve kollamak hukuk ve kanun çerçevesinde kalmak kaydıyla ancak ve ancak devletindir. Devletler de kendilerini uluslararası yasaların onlara tanıdığı haklar çerçevesinde korurlar. Kur’an’ın başından beri en temel vurgusu “tevhid”dir; bu düstur sadece tek bir ilahın varlık ve kudretinin kabul ve tasdikini değil, aynı zamanda adalet ve eşitlik temelinde insanların ve toplumların buluşmasını, her türlü zulüm ve haksızlığın önlenmesini ve nihayette “yaşanabilir”, “huzurlu”; bir toplumun inşası anlamını taşır. Bu gerçeği tespit ettiğimizde, Kur’an ayetlerinin kasıtlı bir biçimde bağlamlarından koparılarak veya cımbızlanarak farklı anlam ve yorumlara alet edilmeleri, masumların hayatına kasteden terör eylemlerinin yegane gerekçesi olarak suistimal edilmeleri aklı selim, izan ve vicdan sahibi hiçbir Müslümanın kabullenebileceği veya savunabileceği bir şey değildir. Müslüman olduğu halde İslam’ın adını ve Kur’an’ın bir kısım ayetlerini kullanarak, insanlar ve toplumlar arasında kin ve nefret tohumlarını yeşertme gayreti içinde olanlarla, Müslüman olmadığı halde tüm bu olup bitenleri İslam dinine onun 1,6 milyarı bulan müntesiplerinin omuzlarına yıkarak bir “öcü” ve “korku” nesnesi üretmeye çalışanlar aynı saftadır. Birbiriyle sıkı bir ittifak içinde olan söz konusu bu güruhun saflarında yer alanlar, ister bir kişi ister bir grup ister bir kurum olsunlar, herhangi bir din, millet veya mezhep ayrımı yapmadan söylüyorum, tüm insanlığa ve onun evrensel değerlerine karşı açık bir ihanet içindedirler.

Sayın Hocam, radikal gruplara ilgi duymaya başlayan gençleri aileleri nasıl tespit edebilir ve şayet böyle bir durum varsa önüne geçmek için neler yapabilirler? Bu konuda da bizleri aydınlatırsanız seviniriz.

Anne babaları boşanmış, değişik sebeplerle aile yuvaları dağılmış, ebeveynleri tarafından ilgisizliğe veya sokağa terk edilmiş gençler de sözünü ettiğimiz radikal örgütlerin hedef kitlesidir. Boşanan ailelerde çocukların hamiliğini üstlenen anne ya da babanın çocuklarını boşandığı eşinden soğutması, bu çocuklarda ilerde tamiri mümkün olmayan travmalara yol açabilmektedir. Anlaşarak boşanmak medeni bir tavır ve haktır, ama boşandığınız eşinizi kötülemek ve çocuklarınızı ondan soğutmak son derece yanlış ve tehlikelidir. Birbirinden boşanan anne ve babalar için çocukları bir ortak paydadır. Onların sevinç ve mutluluk anlarında, hüzün ve keder anlarında birlikte ve bir arada olmak zorundadırlar. Çocuklarına yönelik her türlü tehlikeyi, bela ve musibeti birlikte savuşturmak gibi elzem bir sorumluluğu paylaşmak zorundadırlar. Çocuklarını, torunlarını sevmek, koklamak, yetişmelerine yardımcı olmak her iki tarafın da en tabii hakkıdır. Bunu da ilave ve önemli bir husus olarak söylemiş olalım. Diğer taraftan, dine ilgisiz, lakayt duran, kendini laik biri olarak tanımlayan, dinle ve camiyle pek alakası olmayan, hatta kendini ait olduğu sosyal ortamdan soyutlayan ailelerin çocukları da bu örgütlerin hedef kitlesidir. Fakir çocuklar kadar, belli bir maddi tatmine ulaşmış, her dediği olmuş zengin çocuklar da bu örgütlerin tasallutundan azade değildir. Demek istemem o ki, hiç kimse tehlike bana bulaşmaz, benim kapımı çalmaz dememelidir. Belli bir çağa geldiğinde arayışa geçen gençlerin o arayışlarını istismar edebilecek yeterince örgüt mevcuttur. Bu örgütlerin son derece gelişmiş online haberleşme ağları, yayın organları, dergileri vb. de dikkate alındığında tehlikenin boyutu bizim tahminlerimizin çok ötesindedir. Sadece internet üzerinden bu örgütlerle tanışan, radikalleşen ve hatta ailelerini terk eden çocuklarımız vardır. Bu örgütlerin büyüklüğünün, sahip oldukları sermaye, eriştikleri kitlenin hacmi, kullandıkları ve geliştirdikleri taktik ve stratejiler, gerçekleştirdikleri faaliyet ve terörist eylemlerin etki alanı ile ölçüldüğünü unutmayalım. Artık bugün terör, bütün boyutlarıyla küreseldir. Sınırları aşan bir güç ve etki ağına sahiptir. Radikal örgütler, gözlerine kestirdikleri gençleri önce aile ortamından, daha sonra arkadaş çevresinden ve nihayet ait olduğu toplumdan koparırlar. Bu hususu bilhassa vurgulamak isterim. Dolayısıyla, çocuklarımızı her ne olrsa olsun ilgiden, sevgiden, şefkatten mahrum etmemeliyiz. Sırf bizden uzak dursun, bizi rahatsız etmesin diye eline telefonu veya tableti verip bununla oyalan demek, onlara yapılabilecek en büyük kötülüktür. Onları okumaya, öğrenmeye, gezmeye, keşfetmeye teşvik etmeli ve mümkünse bunları birlikte yapmalıyız. Çocuklarımızın arkadaş çevresini tanımalı, nereye gittiğini, ne yaptığını ürkütmeden takip etmeliyiz. Kötü kimselerle düşüp kalkmalarını ikna yoluyla önlemeliyiz. Mümkünse hangi internet sitelerine girdiğini, hangi sosyal ağlarda gezindiğini, neler paylaştığını kontrol etmeliyiz. Bugün bilhassa cami ve kültür derneklerimiz çocuklarımızın bu tür arayışlarına ve arkadaş grupları oluşturmalarına uygun mekanlar haline gelebilir ve bu çerçevede derneklere büyük sorumluluk düşmektedir.

DSC_1175

Gençlerin, İslam adına cihat çağrıları yapan silahlı terör örgütlerine ilgi duymasının önüne geçebilmek için din görevlilerine, siyasetçilere ve eğitmenlere ne gibi görev ve sorumluluklar düşmektedir?

Bugün din bahanesiyle üretilen şiddetin şifreleri hem geçmişin derinliklerinde hem de bugünün siyasi, ekonomik, sosyal şartlarında yatar. Bilhassa İslam dünyasında istikrarsızlık ve kavga ortamı giderek yaygınlaşmaya başlamışsa, bilmemiz gerekir ki, bunun görünen, görünmeyen, dahili-harici sebepleri vardır. Şahit olduğumuz şiddetin görünen ve görünmeyen, dahili ve harici sebeplerini mutlaka dikkate almalıyız; mevcut radikal grupların hangi güçler tarafından üretildiklerini, hangi amaçlar için kullanıldıklarını mutlaka kavramalıyız. Şahit olduğumuz üzücü manzara gerçekte bir sebep-sonuç ilişkisine dayanır. Dolayısıyla, gençleri bu örgütlerin tehlikeleri ve zararları hakkında bilinçlendirmek isteyenlerin, mesleği ne olursa olsun, öncelikle kendileri bu konularda sağlam bir alt yapıya sahip olmak zorundadır. Bilhassa terör, küreselleşme, kapitalizm, yeni dünya düzeni, Selefilik, cihat vb. gibi kavramların netliğe kavuşması gerekir. Öncelikle din görevlilerimizi bu radikal örgütler, sözünü ettiğimiz kavramlar ve onların suistimal ettikleri Kur’an ayetleri hakkında bilgilendirelim ki, onlar da gençlerimizi doğrularla donatabilsin. Meselâ küreselleşme kavramını, bu örgütlerin küreselleşme içindeki fonksiyonlarını kavrasınlar ki, gençlerimizi doğru biçimde aydınlatabilsinler. Bu yapıldığı takdirde, küreselleşme ile birlikte onun dayatmaya çalıştığı yeni dünya düzeni anlaşılabilecek ve niçin dünyanın büyük bir kısmında açlık, fakirlik, kıtlık, hastalık, kavga ve savaş hüküm sürerken, niçin küçük bir kısmında zenginlik, lüks ve safahatın devam ettiği daha iyi anlaşılabilecektir. Bir Müslüman olarak yüreklerimizi paralayan bu adaletsiz manzaranın mutlaka bir sorumluları olması gerektiğini iyi düşünmemiz gerekir. Bugün doğal kaynakları ele geçirmede herhangi bir sınır ve engel tanımayan, daha fazla maddi kazanç hırsı ile ahlâki, insani ve vicdani endişeler taşımayan küresel sermayedarların klişe söylemlerle barış ve insan hakları havarileri kesildiklerine şahit oluyoruz. İlaveten, dünyanın ham madde bakımından zengin coğrafyaları üzerinde yer alan ülkelerini, ki bunlar genelde petrol ve doğal gaz zengini İslam ülkeleridir, savaşlarla istikrarsızlaştıran ve meydanı terör örgütlerine teslim edenlerin hangi sektörlerde kazançlarını katladıklarını mutlaka görmemiz gerekir. En çok kazananların silah, ilaç ve kimya sektörlerinin olması bir tesadüf değildir. Gazeteci ve siyasetçilere düşen ise, kavram kargaşasına mahal vermeksizin, doğru analizlerle çöp ve samanı birbirinden ayırt etme görevidir. Bu çerçevede, olup bitenler karşısında sorumlu ve bilinçli din adamlarına ne kadar ihtiyacımız varsa, sorumlu ve bilinçli gazeteci ve siyasetçilere de o kadar ihtiyacımız var. Gençlerimizin refah ve selameti için karşılıklı işbirliği ve istişare şarttır.

DSC_1171

Yorumlara kapalıdır.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com