Çok Yakında

Osmanlı çocukları Mustafa Kemal’in askerlerine karşı –Selçuklu öksüz

Haziran 13th, 2017 | by Sadi Tekelioğlu
Osmanlı çocukları Mustafa Kemal’in askerlerine karşı –Selçuklu öksüz
Yazarlar
0

(Sadi Tekelioğlu’nun Kuzey’in Haziran sayısı için kaleme aldığı sayısıdır…)

Geçtiğimiz hafta içinde Türkiye’den, Danimarka’da bazı incelemelerde bulunmak için gelen bir heyete çevirmenlik yaptım ve bir hafta boyunca onlarla beraber oldum. 19 kişiden oluşan heyette bulunan arkadaşlardan birinin bana sorduğu bir soru uzun uzun düşünmeme neden oldu.

Konuyu biraz geliştirip kendisine bu konuyu yazma sözü verdim.
Sorusu şuydu: Danimarka halkı arasında tarihlerinin bir veya birkaç döneminde ülkelerini yönetmiş kişilere küfreden, onları aşağılayan, en ağıza alınmayacak hakaretlerde bulunan kişiler var mı?

Konuya hiç bu açıdan yaklaşmamıştım. Hem soruyu soran beyefendi ile güzel bir tartışma yaptık hem de gerçekten örnek aldığımız Batı ülkelerinde böyle bir şey var mı diyerek diye birbirimize merakımızı dile getirdik.

Almanya’da Adolf Hitler hakkında böyle tanımlamalar kullanılabilir ve kullanılıyor da, ancak genel olarak Avrupalıların sözcüğün gerçek anlamıyla diktatör olan kişiler (Mussolini, Franco, Salazar) dışındaki kişiler hakkında sert tanımlamalar yaptığına tanık olmuyoruz. Bu diktatörler hakkındaki tanımlamalar ülkede değişen siyasi gündeme bağlı olarak siyasi propaganda malzemesi olarak kullanılmamakta, evrensel değerlere bağlılığın bir ifadesi olarak kullanılmakta…

Türklerin tarihi kadar gerilere uzanan bir tarihi olan Danimarkalıların, tarihlerinin çeşitli dönemlerinde tahta geçmiş, son dönemlerde de başbakanlık yapmış kişiler hakkında asla bizde olduğu şekilde hakaretamiz, aşağılayıcı ifade kullandıklarına şahit olmadım, kulak misafiri olmadım. Belki bazı uygulamaları nedeniyle çok şiddetle eleştirdikleri kralları olmuştur ama bizde örneğin Osmanlı hanedanı için “Hepsi gavur tohumu, eşcinsel, alkolik, ruh hastası, sapık”; milli mücadele sonunda cumhuriyetimizi kuran kadrolar hakkında da “Diktatör, ayyaş, elitist” gibi tanımlamalara benzer bir ifadeyle tarihlerinden bahsettiklerine rastlamadım.

Son yıllarda sosyal medya kullanımının yaygınlık kazanmasıyla çok rahatsız edici bir olguyla karşı karşıya kaldık; kendi tarihimize, kendi geçmişimize, atalarımıza küfretmek alışkanlığı.

Özellikle Türkiye’de son yıllarda din söylemli siyasetin taraftar toplaması sonucu bu siyasetin sözcüleri, 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni ve cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Atatürk’ü “Diktatör, ayyaş, din düşmanı” gibi göstererek taraftar toplamaya, taraftarlarını bir arada tutmaya ve onlara yeni, başka bir amaç benimsetmeye çalışarak; Atatürk’e küfretmeyi siyasetin bir gereği olarak empoze ettiler. Bunu yaparlarken de Cumhuriyet ve Atatürk’ün karşısına örnek olarak, imrenilmesi gereken tarihi dönem olarak Osmanlı’yı koydular, zira Osmanlı, yöneticileri her ne kadar dinin yasakladığı her şeyi yaptığı öne sürülse de şeriatla yönetilen bir imparatorluktu.

Atatürk’e küfretmek için Osmanlı yüceltilince Atatürk ve Cumhuriyet savunucuları da doğal olarak Osmanlı saray mensuplarının ne ‘oğlancılıklarını, alkole düşkünlüklerini’ ne de ‘sapıklıklarını’ bırakıyorlar.
Bu arada Anadolu topraklarını Türkleştiren, Anadolu’yu hem Osmanlı’ya hem de Türkiye Cumhuriyeti’ne miras bırakan Selçuklular hakkında ne olumlu ne de olumsuz bir tanımlama kullanılmaması sanki Türk tarihi Osmanlı ile başlıyormuş gibi bir yaklaşımla Selçukluların hiçbir küfre maruz kalmaması da ilginç.

Tarihimizin hangi sayfasının bize hitap ettiğinin aslında çok önemi var. Bize kimliğimizi, felsefemizi, hayata ve dünyaya bakışımızı o yaklaşım belirliyor. O sayfalara yaklaşımımızda da tabii ki özgürüz ancak tarihe bu şekilde yaklaşmanın getirdiği yozlaşma bizi uzun dönemde tarihsiz, kimliksiz bir güruh haline getirecek ve üstünde yaşadığımız toprakların bize kimden miras kaldığını unuttuğumuz zaman vatansız hale gelmemiz, kolayca getirilmemiz işten bile olmayacaktır.

Yorumlara kapalıdır.