Çok Yakında

Ölüm cezası

Eylül 19th, 2016 | by Üzeyir Tireli
Ölüm cezası
Yazarlar
0

(Üzeyir Tireli’nin Kuzey’in Eylül sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

”Menderes asılırken, acı çeksin diye ipinin düğümü boynunun yan tarafına getirilmişti. Darağacından indirildikten sonra tekrar sırf zevk için tekrar darağacına çıkarılarak o meşhur infaz fotoğrafları çekilmişti. Cesedi yıkanırken, vücudunda sigara izleri olduğu ortaya çıkmıştı.” (TRT Belgesel’den)

Başarısız darbe girişiminden sonra Türk kamuoyunda 2003 yılında kaldırılan ölüm cezalarının tekrar yürürlüğe konulması tartışması tüm hızıyla devam ediyor. Ölüm cezası sadece Türkiye’nin meselesi değil. Tüm insanları ilgilendiren bir insanlık sorusu. Bu yüzden ölüm cezası meselesine biraz değinmekte yarar var. Bu anlamda tartışma konum ‘Darbe girişimcileri ölüm cezasına çarptırılsın mı ya da çarptırılmasın mı’ tartışması değil, ölüm cezası isteyenlerin neden istedikleri, ölüm cezasına karşı olanların da neden karşı olduklarını içeren bir yazı olacak.

Gerekçeler
Ölüm cezası birçok ülkede uygulanmıyor. Uluslararası Af Örgütü, dünyada 140 ülkenin ölüm cezasına karşı, 58 ülkenin ise taraftar olduğunu belirtiyor. Ölüm cezası isteyenler genellikle iki neden ileri sürüyorlar. Birincisi “adalet”, ikincisi ise “caydırıcılık” nedeni.
“Adalet” anlayışına göre, suç işleyen bir suçlu “hak ettiği suçu çekmelidir”, ki insanların vicdanı rahat etsin. Cinayet işleyen, hele masum insanları öldüren biri, bu anlayışa göre, ölümle cezalandırılmalıdır. Bu görüşün dini kaynağı da var. Örneğin, Tevrat’ta bu konuya özellikle yer verilmiştir: “Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş karşılıktır. Özünde bütün yaralar birbirine kısastır.”
İkinci gerekçe ise “caydırıcılık” gerekçesi. Buna göre, ağır suçla cezalandırılacak insanlar, gelecek nesillere, suçlulara örnek olacağından, o suçu işlemeyi caydırıcı rol oynayacaktır. Örneğin cinayet işleyen ve katliam yapan biri, ölüm cezasına çarptırılırsa, diğer insanlar aynı suçu işlemekten kaçınacaktır.
Tartışmaya ikinci gerekçeyle, yani “caydırıcılık” gerekçesiyle başlayacak olursak, bunun bilimsel kanıtı olmadığı defalarca vurgulanmıştır. Bu araştırmalardan birkaçına değinecek olursak: Bilindiği gibi ABD’nin bazı eyaletlerinde ölüm cezası uygulanır, bazılarında uygulanmaz. Prof. Dr. Thorsten Sellin’in araştırmasına göre, ölüm cezası olan eyaletlerle, ölüm cezası olmayan eyaletler arasında bir fark yoktur. Tüm eyaletlerde cinayet, şiddet, hırsızlık gibi suçlar aynı oranda işlenmekte, yani ölüm cezası olan eyaletlerde işlenen cürüm sayısı ve türü azalmamıştır.
Aynı şekilde İngiltere’de ölüm cezasının kaldırılmasına ilişik 1950’li yıllarda “Ölüm Cezası Kraliyet Komisyonu” tarafından verilen uzun bir raporda, aynı sonuca varılmış ve hatta aynı komisyonun daha eski bir tarihte,1866’da hazırladığı bir raporda şöyle denilmektedir; “Başkalarını, ibret verici özelliği ile suçtan caydırıcı olarak kabul edilen idam cezasına çarptırılan 167 kişiden 164”ü daha önce aleni infaza bizzat tanık olmuş kişilerden oluşmaktadır.” Yani başkalarının idamına şahit olan insanlar, daha sonra işledikleri suç nedeniyle, ölüm cezasına çarptırılmıştır.
Başka bir örnek Malezya’dan. Malezya’da 1983’ten bu yana uyuşturucu kaçakçılığına karşı ölüm cezası uygulanmakta. Devlet yetkililerinin verdiği rakamlara göre ülkede, cezanın ağırlığına rağmen, uyuşturucu madde suçlarında yıllara göre şöyle artışlar belirlenmiştir: 1979’da 79 bin kişi, 1985’te 102 bin 807 kişi, 1986’da 111 bin 688 kişi ve 1988’de 128 bin 741 kişi uyuşturucu suçlarına bulaşmış.
Sonuç olarak ağır ceza ve ölüm cezası caydırıcı rol oynamamakta.
Diğer gerekçe “adalet” ya da “intikam” gerekçesi. Yani suç işleyen, hele adam öldürme, devlete ve millete baş kaldırma gibi ciddi suç işleyen şahıslara ölüm cezası verilmesi gerektiği iddiası. Burada önemli olan duygularla aklı birbirinden ayırıp, akla göre hareket etmektir. Ölüm cezaları da bu yüzden taraflar arasında ve olayın sıcağı sıcağına yaşandığı dönemlerde değil, daha sakin, duyguların yatıştığı, aklın hüküm sürdüğü, rasyonel gerekçelerin ileri sunulduğu dönemlerde verilmeli.
Ölüm cezasını tartışırken, devletin halkla ilişkisinden bahsettiğimiz de unutulmamalı. Devletler, suç ve ceza durumlarını belirlerken, iki hedefi göz önünde tutarlar ve tutmaları gerekir. Bunlardan ilki, ülkede sükunet ve barışı sağlamak… İkincisi ise suç işleyerek bir yanlışlık yapmış, toplumsal normları çiğnemiş vatandaşın tekrar topluma kazandırılması, onların ıslah edilmesidir. Devlet temeli buna dayalıdır. Devletin görevi can almak değil, canı korumaktır. Bu yüzden intikam hissiyle hareket etmemelidir. Ölümle cezalandırılmış bir insanı devlet ıslah edemez, ıslah etmekten vazgeçmiş demektir. Yani temel ilkeden vazgeçmiş demektir.

Halk istiyor (mu ?)
İlkokulda öğretmişlerdi. Demokrasi “Halkın kendi kendini yönetmesine denir” diye. Bu bağlamda hükümetlerin halkın sesi olması, halkın isteği doğrultusunda hareket etmesi önemli. Meydanlarda “ölüm cezası” istiyorsa halk, o halde ölüm cezası tekrar getirilmeli, diye de düşünüldüğü yine ileri sürülen gerekçeler arasında.
Bu tartışmada iki noktaya dikkat çekmek istiyorum. Birincisi her zaman “halkın isteği” yerine getirilmemeli, ikincisi “halkın isteğini” belirlemek ve onu devlet kurumlarında yasaya dönüştürerek temsil etmek, sadece güç değil, zaman zaman olanaksız da.
Tarihte halkın isteğinin her zaman yerine getirilmemesi gerektiğini gösteren birçok örnek var. Hitler Almanyası en yakın ve bilinen örneklerden biri. Halk 1930’larda Hitler’i ve onun Almanya için çizdiği rotayı şartsız desteklemişti. Stalin için de aynı durum sözkonusu. Halk Komünist Parti’yi destekliyor, Komünist Parti de istediği gibi insanları katlediyor, işkence ediyor, soykırım uyguluyordu.
Yukarıda belirttiğim gibi, olayların sıcağında ve duyguların hakim olduğu dönemlerde ölüm cezası gibi hassas bir konuyu tartışmak veya oylamaya sunmak, rasyonel düşüncenin saf dışı edilmesi anlamına gelir.
“Halkın isteği” muğlak bir istek. Halkın isteğini, milyonlarca insanın isteğini belirlemek zor ve imkansız. Bırakın “halkın” isteğini, küçük bir ailenin isteğini belirlemek bile zor bir durum. Her aile ferdi değişik bir istek ve düşünceye sahip. Hemfikir olunmuş gibi göründüğü dönemlerde bile, hemfikir olunmadığı ortaya çıkmıştır.
ABD’li bilim insanlarının araştırmaları şunu göstermektedir: ABD’nin bir şehrinde, çoğunluğu kendiliğinden ölüm cezasından yana olan, tesadüfen seçilmiş, bir grup insana, konuyla ilgili bilgi içeren bir yazı okunmuştur. Aynı kişilere görüşleri tekrar sorulduğunda, çoğunluğu ölüm cezasının kaldırılması yönünde görüş bildirmişlerdir.
Yani, meydanlarda “ölüm cezası” diye bağıran bir insana, “Senin bir aile ferdin veya tanıdığın bu suçu işlemiş olsaydı, ölüm cezası isteğin değişir miydi?” diye sorulduğunda, “Evet, o halde ölüm cezasından yana değilim” dediği ortaya çıkmıştır. Buna ek olarak, “Peki, hangi suçu işleyenler ölüm cezasına çarptırılmalı?” diye sorulduğunda yine “halkın isteğinin” çok çeşitli yönlere gittiği, hemfikir olunmadığı görülmüştür.
Sonuç olarak, uygar, bilimsel ve insani bir yaklaşımla, en ağır cezanın ömür boyu hapis cezası olduğu kanısındayım.

Yorumlara kapalıdır.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com