Çok Yakında

Mr. Schengensen

Mart 10th, 2016 | by Ümit Olcay
Mr. Schengensen
Yazarlar
0

(Kuzey’in Kedisi Ümit Olcay’ın Kuzey’in Mart sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

Schengen, Fransa, Almanya ve Belçika üçgeninin ortasında, ufak ama zengin bir ülke olarak bilinen Lüksemburg’un güneyinde, küçük bir kasabadır. Biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, Avrupa’da bir yere gitmek istediğimiz zamanlar, dilimizden hiç düşürmeyiz bu kasabanın adını. Bizlere ızdırap, işkence, çile, kaygı, endişe, yetersizlik, hayatını gözden geçirme, ederini bilme, statünü belirleme gibi, sonucunda başarı ya da başarısızlık olan abuk subuk duygular yaşatır.

1985’in Haziran ayında 5 Avrupa Birliği üye ülkesi aralarında bir anlaşma imzalayarak, birbirleri arasındaki tüm sınırları kaldırıp vatandaşlarının rahatça dolaşmasını sağlamışlardır. Gerçi anlaşmanın yürürlüğe girmesi 1995’i bulsa da, yanlarına iki ülke daha alıp Schengen Ülkeleri olarak adlandırdıkları birliği kurmuşlardır. Sayıları bugün 26 ülkeye ulaşan Schengen Bölgesi, şu anda 400 milyon kişilik bir nüfusa ve 4.312.099 kilometrekare bir alanı sahiptir.

Amaaaaa…. dışarıdan gelip gezmekse, o kadar kolay değildir! Schengen vizesi almak emek, çaba ve hayat kariyeri gerektirir! Evrak toplama manyağı olur, dosyalama konusunda uzmanlaşır, form doldurmada kıdemleşir ve bunun sonucunda da sekreterlik gibi yeni bir meslek daha edinirsiniz! Formdu, fotoğraftı, sanki sistemde hiç yokmuş gibi eski pasaportunun içindeki bütün vizelerin fotokopisi, pasaportun bir anlamı yokmuş gibi nüfus kâğıdı fotokopisi, çalıştığın şirketin imza sirküleri, Ticaret ve Sanayi Odası kaydı, Resmi Gazete kopyası, vergi levhası, şirket sahibinin izin yazısı, 3 aylık hesap dökümlerin, uçak rezervasyonun, otel rezervasyonun, oradayken başlarına kalma ve masraf çıkarma diye 30000 € teminat tutarında ve ‘Schengen bölgesinde geçerlidir’ ibaresi bulunan bir seyahat sağlık sigortası, mal mülk tapusu, kontratı, ruhsatı derken, yılarsınız ama artık hırslanmışsınızdır…

O Schengen alınacak!!! 100 € vize parası da, başımızın gözümüzün sadakası olsun…

Hele sizinle ilk Schengen başvurunuzda, aradan aracı kurumu kaldırarak yapılan bir yüz yüze görüşme vardır ki; midenizde stres gazı, elinizde bir klasör dosya, sizi takip eden osuruğunuzdan kaçarak anca varırsınız gişedeki memurun karşısına! Renksizdir bakışları. Anlayamazsınız sizinle muhattap mı, değil mi diye. Elindeki dosyaları tek tek incelerken bir an durur ve size bakar dikkatle. İşte o sırada, sizi takip eden osuruk biti verir yanınızda! Sonra sen acaba hangi evrakla dikkatini çektim diye kafanı uzatıp bakarsın, adamın elinde senin çalıştığın şirketin imza sirküleri vardır! Yani esas konu sen değil, seni germektir ama sen memura bakar, sevimli sevimli gülersin!

Yine çok mızmızlanıyormuşum gibi gelebilir ama siz yaşamadığınız için bilmezsiniz! Zordur üçüncü dünya ülkesi muamelesi görmek! Sanatçı vizesi falan da sizin tahmin ettiğiniz gibi çok artistik bir şey değil. İlk başta başvurularda ‘sanatçı vizesi’ görünce şöyle sandım; tabi ki sanatın bir parça ucundan tutmaya çalışanlar da lütfen gelip görsünler, Rönesans’ın etkilerinin neler olduğunu anlasınlar ve beslensinler! Ama nerdeee… Astarı yüzünden pahalı çıkınca, turist modeli vize daha iyi dedim. Ekstradan bir sürü evrak daha gerekli. Vay efendim niye gidiyormuşsun da, bu bir organizasyon muymuş da, çalışma iznin var mıymış da, seni oraya davet edenin davetiyesi yetmezmiş gibi yedi ceddine kadar bilgi almak falan filan. Zaten ortada bir davet yok ki; gidip gezmek, görmek, koklamak, tanımak istiyorum. Bu kadar!

Sonuç itibari ile Paris tatilim çok güzel geçti. Fransa Konsolosluğu 3 gün gitmek istediğim şehre, gideceğim tarihten 15 gün önce başlayan ve sadece tek giriş-çıkış yapabileceğim, 35 günlük ama 20 gün kalabileceğim bir vize verdi! Ne demek istemişler diye hiç kafa yormadım. Derler ya, Paris’te aşk başkadır!

Peki Mr. Schengensen kim diye soracaksınız!

Sırada Danimarka seyahatim var. Yazı yazdığım sizlerin nefes aldığı, yaşadığı yerleri görmek, sokaklarında dolaşmak, biralarından içmek istiyorum. Bunun için de yeni bir Schengen vizesi süreci de Danimarka Konsolosluğu ile başlıyor. Mr. Schengensen de konsoloslukta benim evraklarıma bakacağını ve beni bu çileden kurtarıp 2-3 yıllık vize vereceğini hayal ettiğim kişi! Belki biriniz Kopenhag’da ailesini tanıyorsunuzdur, belki de Odense’den okul arkadaşınız ya da gençken flörtünüzdür. Buradan sizler aracılığı ile ona mesaj göndermek istiyorum. Sevgili Mr. Schengensen; artistliklerim vardır, atarlıyımdır ama giderim yoktur, doğa sever, kilometrelerce yürür, üşür ve taksiye binerim. İnsanları sevmeden önce saygı duyarım ve emin olun sonuçta ülkeme dönerim. Size son olarak şunu söylemek isterim; Schengensen ben böyle mi yaparım!

Yorumlara kapalıdır.