Çok Yakında

MERT EZİCI 10 KELİME 10 YORUM’DA YİNE DÖKTÜRDÜ: ‘Ümit Özat donanımlı teknik direktör ama…’

Nisan 14th, 2018 | by Mert Ezici
MERT EZİCI 10 KELİME 10 YORUM’DA YİNE DÖKTÜRDÜ:  ‘Ümit Özat donanımlı teknik direktör ama…’
Yazarlar
0

Ronaldo mu Messi mi?
Dünya futbol tarihinin en büyük ismi olmaya bugünden namzet iki futbol mucizesini kıyaslamak zor. Son 10 yılda Altın Top Ödülü’nü (Ballon d’or) her ikisi de 5’er kez kazanırken aralarına kimse giremedi. Bu dönemde attıkları gol sayıları açısından Messi bir adım önde, fakat asıl mesele toplamın 950’nin üzerinde olması! Sezon sonu belki bu rakam 1000’i bulacak. Modern futbol çağı için sürreal istatistikler bunlar. Bu iki futbol sanatçısının aynı devre denk gelmesi biz futbolseverlerden ziyade belki de kendileri için şans. Uçuk performanslarının ve saçma sapan gollerinin birbirlerini kamçıladığı çok açık. Soruya gelirsek; Alex Ferguson biyografisinde hangisinin iyi olduğu sorusuna kesin bir cevap vermenin imkansız olduğunu yazar. Sir ile hemfikirim ama ille de birinin hakkını yemek gerekiyorsa yetenek ve teknik bakımdan açık üstünlüğüne karşın Messi’yi harcarım. Bana Ayn Rand’ın kült romanı “Atlas Vazgeçti”deki John Galt karakterini anımsatan Ronaldo’nun robotik azmine hayranım.

Soldado mu Fernandao mu?
İlk sorudan sonra bu hiç oldu mu ama! Farklı tipte iki santrfor. Aykut Kocaman, Giuliano’yu destek forvet gibi kullandığından onun önünde pivot diye tabir ettiğimiz santrfor tipiyle oynamayı tercih ediyor. Janssen’in sakatlığı sonrası ilk tercihinin Fernandao olmasını buna bağlıyor ve nispeten anlıyorum da. Ancak her yaz kampına 20 kilo alıp gelen Fernandao ile Soldado’nun arasında klas ve hatta klasman farkı olduğu da çok açık. Tercihim tereddütsüz İspanyol santrfordan yana.
‘Ben saha dışında böyle biri değilim’ geyikleri
‘Saha dışında tanısanız melek gibi biri’ tabiri özellikle futbolumuzun mütecaviz fenomeni Emre Belözoğlu için sıkça kullanılır. Ben şahsen tanımam ama kendisi ile tanış olanlar üzerinde; ağırbaşlı, efendi bir izlenim yarattığını da biliyorum. Oynadığı dönemde bıçkın ve hırçın tavırlarıyla kendi tribünlerinin sevgilisi, rakip tribünler içinse nefret objesi haline gelen Felipe Melo da verdiği bir röportajda, saha dışında herkes gibi bir insan olduğunu belirtmişti. Ancak maalesef bu sınıfa giren oyuncuların; gerek kendi haklarındaki demeçleri gerekse de başkalarının üzerinde yarattığı izlenimler, ister gerçek ister asparagas olsun, beni bir futbolsever olarak pek de ilgilendirmiyor. Saha dışında nasıl biri oldukları aileleri ve sosyal çevreleri açısından elbette ki önemli. Ancak gündelik hayatta oturup karşılıklı çay kahve içtiğimiz insanlar olmadıkları için dimağımızda saha içinde yaptıkları nahoş anılarla yer ediyorlar. Bu nedenle saha dışında tanısan çok seversin gibi yaklaşımlar PR çalışmasının ötesine geçemiyor ve geyik olarak niteleniyor.
Kuzeyli futbolcuların Süper Lig’de oynama şansı
Evvela ligimizde iyi iz bırakmış İskandinavlara selam çakarak başlayalım; Jes Högh, Nielsen, Kjaer, Kennet Andersson, Elmander, John Carew, Ronny Johnsen, Ljung, Isaksson, Janne Hietanen ilk olarak aklıma düşenler. Hali hazırda ise Linnes dışında Süper Lig’in kafa takımlarında forma giyen kuzeyli futbolcu bulunmuyor. Zaten ligimizde forma giyen İskandinavların toplam sayısı 10’u bile bulmuyor. Aralarında da Gençlerbirliği kalecisi Hoph dışında 3 senedir ligimizde olan tek bir isim yok. Açıkçası yedi düvelden oyuncu bulunan ligimizde geçmişte iyi iz bırakmalarına rağmen bu kadar az İskandinav olması beni şaşırttı. Kaldı ki ligimizde fizik gücüne dayalı futbol yılardır revaçta. Coğrafyadan ziyade sosyal ve kültürel uzaklık sebebiyle aramızda sıkı bir ilişki kurulamıyor olabilir. Bakmayın siz Vikingler dizisinde elde baltalar ile insan kestiklerine, günümüzde sosyal demokrasiyi Yerküre‘de en iyi işleten ülkeler kuzeyde. ‘Sosyal demokrat’ tabirinin aşağılama olarak kullanıldığı siyasal iklimimizde; hele de spor ile siyaset bu kadar kol kola girmişken, soldan orta açarak, ikinci toplara koşarak mutlu olamayacaklarını düşünüyorlardır belki de!
Galatasaray’ın derbi öncesindeki antrenman şovu
Şov yönü tabii ki var ancak işlevsel yanının daha önemli olduğunu düşünüyorum. Söz konusu motivasyonsa girmeyeceği top, cüret edemeyeceği yöntem yok Fatih Hoca’nın. Bu işleri bilmediğini iddia eden de taş olur. Kadıköy deplasmanı öncesi 35 bin taraftarın katıldığı antrenman, bana hocanın 2000’deki Leeds deplasmanı öncesi teşebbüs ettiği bir başka psikolojik deneyi anımsattı. İstanbul’daki olaylı ilk maçın rövanşında ateşli İngilizlerin önüne çıkacak olan oyuncularını, Leeds tribünlerinden aldırdığı ses kayıtlarını dinleterek maça hazırlamıştı. O gün Leeds deplasmanında beraberlik alarak turlamıştı, bugün de aldığı beraberlik ile zirvede kaldı. 20 yıllık hasreti bitirme hayali ise bir kez daha Volkan Demirel’in kişisel derbi motivasyonuna takıldı.
Karabükspor
Fikstüre bakıp Karabükspor’u gördüğünde takımına 3 puan yazmayan hoca ya da taraftar sanırım kalmamıştır. Sezonun ilk yarısında sadece iki galibiyet almışlardı ancak daha vahimi ikinci yarı öncesi yapılan kongreydi. Yönetim finansal olarak ibra edilmezken, borç 190 milyon lira olarak açıklandı. Geçmişe dönük 10 yıllık hesapların incelenmesi kararı alındı. Para eden futbolcular sezon arası satıldı, zaten bir çoğunun kulüpten alacağı vardı. Sözün özü Karabükspor battı! Tabii ki yerli ve milli kültürümüz gereği ilkin batıranlar değil, batıranlar hakkında yazı yazanlar suçlandı! Örneğin Habertürk spor yazarı Atilla Türker bazı yönetim kurulu üyeleri tarafından Cumhuriyet Savcılığı’na şikayet edildi. Takipsizlik kararı çıktı ama bu seferde tazminat davası açıldı. Neyse ki işler tersine döndü ve kimi yönetim kurulu üyeleri rahatsızlık duyuyoruz diyerek tüm hesapların incelenmesi için savcılığa başvurdu. Umarım ilk olmayan Karabükspor vakası son olur. Lakin bu çetrefilli işlerin inşallah ve maşallah ikilisiyle son bulmayacağı da aşikar. Kendimizi kandırmayalım, yaklaşık 1 milyar USD değerinde olan Türk futbol ekonomisini doğru düzgün denetleyecek bağımsız kurumlar oluşturmadıkça biz futbolseverlerin yiyeceği daha çok tokat var!
Ümit Özat
Aklımda yer etmiş bir Mehmet Demirkol yorumu ile girizgah yapayım; “Ümit Özat’a ‘merhaba’ dersin; Siyasetten girer, Manchester United’ın savunma problemiyle ilgili konuşur. Samimidir. İçinde insan sevgisi vardır.” Ümit hoca tüm nobranlığına ve gündemi sarsan gaflarına karşın hesapsızlığı ile bana da samimi gelir. Süper Lig’de hocalık yapacak teknik taktik donanımı olduğunu da düşünenlerdenim. Yapıyor da zaten ancak teknik adamlık bugün salt teknik bilgi ile yapılabilecek bir iş değil. Kişisel gelişimi ve insan ilişkileri konularında mesafe kat edemezse, ki buradan hiç etmeye niyeti de yok gibi görünüyor, onu maalesef tekrar Beyaz TV vb. platformda göreceğimizden korkuyorum. Girizgahı Demirkol ile yapmıştım, meramımı daha etkili anlatmak adına Mourinho ile noktayı koyayım; “Bir üniversite profesörü bana demişti ki, sadece futboldan anlayan bir antrenör hiçbir zaman en iyi olamaz. Her antrenör futboldan anlar. Antrenörler asıl farkı, diğer alanlarda oluşturur. Bana bunu söyleyen bir felsefe profesörüydü. Bana vermek istediği mesajı aldım.” Memlekette felsefe alanında hiç akademisyen mi yok, yoksa onlarla bu konularda sohbet eden mi?
Yılın Spor Adamı Aziz Yıldırım
‘Kuzeyli futbolcuların Süper Lig’de oynama şansı’ maddesinde sosyal, kültürel, siyasal farklılıklarımıza ilişkin dokundurmalarım biraz kel alaka mı diye düşünürken; bu madde yüreğime su serpti. Az bile yazmışım. Hrant Dink suikastına ilişkin Sevan Nişanyan’ın otobiyografisinde yazdıkları geldi aklıma; “Bu memlekette güvercin tedirginliği ile yaşanmaz. Köpek gördün mü değnekle üzerine yürüyeceksin.” Dokundurmak kafi değil, ziyadesiyle üç noktalı gitmek lazım da neyse… Milliyet bu ülkenin en köklü gazetelerinden biri, hele de spor basınının amiral gemisiydi. Verdiği ödüller altı okka prestijliydi. Yazık kere yazık! Beşiktaş’tan sonra Türk futboluna kabus olan Yıldırım adlı şahıs, bir başka çınara karabasan olmuş Yıldırım soyadlı şahsa yılın spor adamı ödülünü takdim ediyor. Utanması sıkılması kalmayanlar da alkış tutuyor. Kara komediden yıldık efendiler!
Quaresma’nın Şenol Güneş methiyesi
Öncelikle Portekizli yıldız Şenol Hoca’ya hangi iltifatı etse az kalır. Üstün yeteneklerine karşın memleketinin dışına her çıktığında tökezleyen problemli bir oyuncuydu Q7. Örneğin Mourinho, Inter’in başındayken bin bir zahmetle hemşerisini transfer ettirip neredeyse hiç verim alamamıştı. Quaresma da hocanın hakkını teslim etmiş ama… Derbide attığı trivela gol kadar şık bulduğum methiyesi ile noktalıyım; “Bana bir ilkokul öğretmenim katlanırdı, bir de teknik direktörüm Şenol Güneş katlanıyor. Hata yaptığımda bazı çalıştığım teknik direktörler gibi beni eleştirip, küçük düşürmeye, hatalarımı yüzüme vurup, acımasızca eleştirmeye kesinlikle çalışmıyor. Kavga etmiyor benimle. Onunla ilginç bir şekilde en çok kazandığımız ve harika oynadığım maçlardan sonra kavga ediyoruz.”
Muharrem Usta’nın vedası
Beğendiğim bir başkandı Muharrem Usta. Giderayak Ersun Yanal’a sallamasını pek şık bulmasam da görev süresi boyunca terbiye sınırları dışına çıktığını bir kez olsun görmedim. Bilhassa sosyal medya kullanımını muazzam bulduğumu belirtmeliyim. Daha uzun süre kalmasını isterdim açıkçası Trabzonspor’da. Gerçi İbrahim Hacıosmanoğlu’ndan sonra İsmail Türüt dahi başkan olsa gelişim olurdu camiada! Yine de hakkını yemeyelim Muharrem Başkan’ın. Sportif başarı anlamında kulübü tabii ki daha iyi noktalara taşıyabilirdi ama bu konuda Trabzonspor’u standardının altında bıraktığı da söylenemez. Selefinden her anlamda enkaz devralmıştı, en azından halefine Burak Yılmaz gibi gol makinesinin yanı sıra Yusuf Yazıcı, Okay Yokuşlu ve Abdulkadir Ömür gibi genç cevherlerin yer aldığı kaliteli bir kadro bırakıyor.

Yorumlara kapalıdır.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com