Çok Yakında

    MEKANIN CENNET OLSUN SEVGİLİ PETER

    Aralık 20th, 2016 | by Sadi Tekelioğlu
    MEKANIN CENNET OLSUN SEVGİLİ PETER
    Yazarlar
    0

    (Sadi Tekelioğlu’nun hayatını kaybeden yazarımız Peter Brixtofte’nin anısına kaleme aldığı yazısıdır…)

    sadi-tekelioglu-yazar

    Bir yemekte bana daire sattı

    2002 yılının Aralık ayı idi. Politiken gazetesi için, Antalya’nın Demre köyünde yapılacak Noel kutlamalarına dünyanın dört bir yanından gelecek din adamlarının katılacağı Noel ayini ile ilgili bir haber yapmak için Antalya Turizm Danışma Müdürlüğüne bilgi almak için gitmiştim.

    Konuştuğum kişi orta yaşlarda bir memur idi. Memurun masasında Danca bir kitap görünce çok şaşırmış, “Bu kitabı siz mi okuyorsunuz?” diye sormuştum. Memur bana, “Hayır bu adam Danimarkalı eski bir bakanmış. Tanımıyorum kendisini, ama çok güzel rakı içiyor,” demişti. Kitap Peter Brixtofte hakkında yazılmış bir biyografi idi. Memura Peter Brixtofte’yi nereden tanıdığını sordum. “Üst katta bir emlakçı var. Onunla ortaklık yapıyor. Onlarla konuş istersen,” dedi. Üst kata çıkıp Brixtofte’nin o zamanlar ortaklık yaptığı emlakçı ile konuştum, telefonunu aldım.

    Zaten o ziyaret öncesinde de kendisi ile de röportaj yapmayı aklıma koymuştum. Danimarka’ya dönünce ilk işim Peter Brixtofte’yi aramak oldu.

    ”Ben senin kim olduğunu biliyorum” dedi Brixtofte hemen. Ben daha Danimarka’ya dönmeden bir Türk gazetecisinden bahsedilmişti ona. En kısa zamanda buluşmak üzere anlaştık ve Kopenhag’ın kuzeyinde bir motelde kırmızı şarap içerek röportajı tamamladık. Daha ilk karşılaşmamda Peter Brixtofte’nin ne kadar sürükleyici bir kişiliğe sahip olduğunu fark etmiştim. Röportajı yaptığım günlerde Farum davası denen olay çoktan başlamıştı. Bir daha görüşemedik ve uzun süren duruşmaların ardından Peter Brixtofte hapse mahkum oldu.

    17 Mayıs 2011 günü ise basın kuruluşları Peter Brixtofte’nin cezasının geri kalan kısmını sosyal bir işte çalışarak geçirmek üzere şartlı serbest bırakıldığını yazıyordu. Hemen kendisine bir mesaj yazıp, kutladım ve görüşmek istediğimi söyledim. İlk arayanlardan biri olduğumu ve çok sevindiğini söyledi. Birlikte bir yemek yemeye karar verdik.

    “Danimarka’nın en iyi Türk’ü”

    Kiminle konuşursam konuşayım, Peter Brixtofte ile görüştüğümü söylediğimde “Farum davası” nedeniyle herkes bana, “Aman dikkatli ol. Güvenilmez ona” demişti. Oysa güvenmemi ya da güvenmememi gerektirecek bir durum yoktu. Buluşup yemek yiyor, kahve içiyor, sohbet ediyorduk.

    Görüşmelerimizin birinde de Kopenhag şehir merkezindeki Grand sinemasının karşısındaki bir kafeteryanın kaldırımında bir masaya oturmak üzereyken eski tanıdıklarından birini gördü, selam verdi ve beni göstererek, “Bu gazeteci Sadi. Danimarka’nın en iyi Türk’üdür” dedi.

    En iyi tanımlaması bizim dilimizdeki gibi anlamların dışında daha geniş anlamları olduğunu bildiğim için tanıştırıldığım kişiye, ”Danimarka’da her gün böyle şeyler duyamıyoruz” dedim, gülüştük.

    İşte o buluşmalarımızdan birinde beni Antalya’da daire almaya ikna etmeye çalışmıştı. Ben de kendisine “Ben zaten Antalyalıyım. Annem babam orada yaşıyor, gittiğim zaman onlarda kalıyorum, daireye ihtiyacım yok” dedim, ama beni hiç dinlemedi. “Bak, sana bir telefon numarası vereceğim. Bu adamı ara sana o daireyi göstersin. Git bak. Sonra konuşalım” dedi.

    Verdiği numara Brixtofte’nin Antalya’daki ortağının telefon numarasıydı. Emlakçı bir arkadaşıma numarayı gönderdim ve bahsedilen daireye bakmasını istedim. Arkadaşım birkaç gün sonra beni aradı ve ”Fiyatı uygunsa hemen al. Burası çok güzel bir semt ve daire de çok şirin” dedi.

    Bir sonraki buluşmamızın sonunda, benim yanımda otururken Antalya’daki ortağına telefon açıp dairenin tapu işlemlerini başlatmasını ve tapuyu vekalet verdiğim emlakçı arkadaşıma devretmesini tembihledi.

    Kaparo bile almadan tapuyu verdi

    Herkesin bana, “Aman dikkat et. Güvenilmez bir adamdır o” diye uyardığı Brixtofte, benden hiç para almadan o dairenin tapusunu bana devretmişti. İki hafta sonra da parayı dairenin sahibinin hesabına aktardığımı söylemek için aradığımda, “Bir şey soracağım. Bana nasıl güvendin? Kaparo bile almadan, tapuyu verdin,” dedim. “Ben güvenilecek insanı gözlerinden tanırım” dedi.

    Brixtofte insan tanıması, gördüğü bir yüzü hiç unutmaması ve karşılaştığı herkesin göz hizasında onlarla konuşmasını becerebilen bir insandı. Belki ceza almasına neden olan şey de gerçekleştirmek istediği hizmetlerin, hizmet etmek istediği halkının yararına olacağına sonuna kadar inanması ve bu yüzden kimseyi beklemeden eyleme geçmek sabırsızlığıydı.

    Yolsuzlukla suçlanmış, halkın parasını, kendisine duyulan güveni kötüye kullanmakla suçlanmıştı, ama bunları yaparken kişisel çıkarlarını düşünmemişti. Biraz fazla heyecanlıydı belki. Brixtofte davasının etaplarını izlerken onu Türkiye’de benzer durumdaki politikacılarla karşılaştırdım, hepsi de ahlâk olarak bırakın kıyaslamayı uzağından bile geçemeyecek kadar çapsız ve ahlâksızdı.

    Brixtofte ile Antalya’da komşu olmuştuk. Birkaç kez Antalya tatillerinde de onunla karşılaşıp yemek yemek, kahve içmek de nasip oldu. O ise sadece komşu olmadığımızı, hemşehri olduğumuzu söyleyecek kadar Antalyalı idi, o kadar Antalya’yı seviyordu.

    Peter Brixtofte’nin en büyük hayallerinden biri o zamanki adıyla Farum Boldklub, şimdinin FC Nordsjaelland’ını Şampiyonlar Ligi marşı esnasında sahaya çıkarken görebilmekti. Kendi belediye başkanlığı sırasında bunu yaşayamadı, ama FC Nordsjaelland Şampiyonlar Ligi’nde oynadı.

    Ben de oğlum küçükken gittiği futbol kulübünün maçları nedeniyle Farum’daki spor tesislerini görmüştüm. İnanılmaz bir heyecan, inanılmaz bir coşku vardı çocuk, genç oyuncularda be onların antrenörlerinde. Ve bunların hepsi Brixtofte’nin Danimarkalılarda görmeye pek alışık olmadığımız hırs ve vizyonerliği sayesinde gerçekleşmişti.

    Brixtofte ile yaptığımız konuşmalarda siyaset kadar spor da çok yer kaplıyordu. Türk Milli Takımı’nın genç oyuncularından, gelecek vadeden Borussia Dortmund’lu Emre Mor da aslında Brixtofte’nİn vizyonerliğinin bir ürünüydü. Onun kurduğu altyapıdan yerleşmişti. Emre Mor’un başarısı9nda da kendisine pay çıkarıyordu Brixtofte ve gözlerinin içi gülüyordu.

    emre mor

    Dünyaca ünlü Danimarkalı tenisçi Caroline Wozniacki’nin başarısında da Peter Brixtofte vardı. Wozniacki ailesin Odense’den Farum’a taşındığı yıllarda onlara nasıl destek olduğunu da bana anlatmış, Wozniacki ailesinin kendisine her zaman çok yakın ve sıcak davrandığını söylemişti.

    Yayınladığım gazetelere makaleler yazmış, ikimizin de boş zamanlarında buluşup gerek Kopenhag’da gerekse Farum’da Peter Brixtofte ile neredeyse özdeşleşmiş Tante Maren adlı restoranda uzun süren sohbetler yapmıştık.

    Antalya ve Alanya’yı dünya emlak piyasasına çekmeyi başarmış, Yine bu iki şehirde yüzlerce Danimarkalı aileye yazlık daire ve villa satmış Atatürk hayranı, Türkiye sevdalısı Antalyalı hemşehrimi çok özleyeceğim…

    Hayatımda benim için önemli bir noktada oynadığı rol nedeniyle de onu asla unutmayacağım. Onu unutmayacak olan sadece ben değil, Danimarka’da yaşayan çok sayıda Türk de onu özleyecek, saygıyla anacaktır…

    MEKANIN CENNET OLSUN SEVGİLİ PETER

    Yorumlara kapalıdır.

    HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com