Çok Yakında

KUZEY MANŞET… KILIÇDAROĞLU: “Köprüden önceki son çıkış”

Mart 6th, 2017 | by Fikret Aydemir
KUZEY MANŞET… KILIÇDAROĞLU: “Köprüden önceki son çıkış”
Türkiye
0

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, KUZEY gazetesine konuştu. Kuzey Belçika Genel Yayın Yönetmeni Fikret Aydemir’e verdiği özel röportajda, Anayasa değişikliği referandumu öncesi uyarılarda bulundu: “Avrupa’da yaşayan vatandaşlarıma seslenmek isterim. Avrupa’nın hangi ülkesinde tek adam rejimi var?”

Röportaj: Fikret AYDEMİR

– Rejim değişikliği, sistem değişikliği çok fazla konuşuldu Anayasa değişikliği sürecinde. Referandumda Türkiye aslında neyi oylayacak?
Referandumda aslında demokrasiyi oylayacağız. Demokrasiyi mi istiyoruz, yoksa tek adam rejimini mi? Yapılan Anayasa değişikliği ile tek adam rejimi gelecek Türkiye’ye eğer kabul edilirse tek adam rejimi. Özellikle Avrupa’da yaşayan vatandaşlarıma seslenmek isterim. Avrupa’nın hangi ülkesinde tek adam rejimi var? Hiçbirisinde yok. Orada sadece Türkler yok, pek çok ülkenin vatandaşı yaşıyor. Ama bir demokrasi ortamında yaşıyorlar. Malum sıkıntılara rağmen, biliyoruz ki, bir demokrasi iklimi var. Dolayısıyla demokrasinin ne kadar önemli bir unsur olduğunu görüyorlar ve yaşıyorlar.
Bizim istediğimiz de bu, demokrasi. Ülkemizde demokrasiyi güçlendirmek, kökleştirmek, geliştirmek, derinleştirmek istiyoruz. Oysa yapılmak istenen değişiklikle demokrasiden Türkiye vazgeçecek. Bir kişi bütün yetkilere sahip olacak. Bu şu demektir: Hiçbir vatandaşın can ve mal güvenliği olmayacaktır. Her vatandaşın can ve mal güvenliği bir kişinin iki dudağı arasında olacak.

– “Hayır” kampanyasını yürüten insanlar can güvenliği endişesi taşıyorlar mı? Böyle bir sorun var mı? Sizin bu konuda kaygılarınız var mı?
Şu anda Türkiye’de hiç kimsenin can ve mal güvenliği yok. İki yıldır fiili başkanlık sistemi uygulanıyor. Şu anda çıkarılacak bir kararname ile arzu edilen herkesin malvarlığına el konulabilir. Nitekim, uygulamaları var. Malvarlığına el konuluyor. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devrediliyor. O da satıyor. Batan geminin malları gibi, ne yazık ki, maalesef üzülerek ifade ediyorum, satılıyor.
Bakın Anayasa referandumu yapılıyor, bir işveren kuruluşu düşüncesini açıklayamıyor. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Türkiye İşveren Sendikalar Konfederasyonu, TÜSİAD düşüncesini açıklayamıyor. Bakıldığı zaman bu kuruluşların Anayasa değişikliği ile ilgili düşüncelerini ifade etmeleri lazım. Hukuk fakülteleri, Anayasa değişikliği ile ilgili düşüncelerini ifade etmeleri lazım. Hiç kimse korkudan düşüncesini açıklayamıyor. Üniversitedeki hoca, “Düşüncemi ifade edersem beni üniversiteden atarlar”; işadamı, “Düşüncemi açıklarsan malvarlığıma el koyarlar” diye düşünüyorlar. Bunun bir de anayasal hale geldiğini düşünün. Şu anda OHAL var, oradan güç alınıyor. Ama Anayasa değişikliği geçerse, OHAL süreklilik kazanmış olacak. Bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle her şey yapılmış olacak.

– 16 Nisan’da yapılacak referanduma “Köprüden önce son çıkış” diyebilir miyiz?
Bu referandum “Köprüden önceki son çıkış”tır. Dolayısıyla, özellikle yurtdışında oy kullanacak vatandaşlarımın da şunu unutmaması lazım: Bu bir siyasi parti seçimi değil. Yani referandumda bir siyasi partiyi iktidara getirip, bir siyasi partiyi iktidardan götürecek değiliz. Burada demokrasiyi oyluyoruz. Demokrasi her parti için geçerlidir. Herkes için geçerlidir. Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir, kimliklerimiz farklı olabilir, inançlarımız farklı olabilir ama demokrasi hepimize lazım. Sandığa giderken, oy kullanırken, düşünerek, elimizi vicdanımıza koyarak sandığa gitmeliyiz. Çünkü burada kullanacağımız oy sadece bugünümüzü ilgilendirmiyor. Çocuklarımıza nasıl bir Türkiye bırakacağız? Asıl temel sorun bu. Çocuklarımıza daha güzel, yaşanabilir bir Türkiye bırakmak zorundayız.

GELECEK VE DEMOKRASİ İÇİN OY KULLANIN

– Yurtdışındaki seçmen 27 Mart ile 9 Nisan tarihleri arasında oy kullanacaklar. Yurtdışı seçmeni referandum sonucunu belirleyecek seçmen midir?
Her hâlükârda bir oyun bile etkisi var. O nedenle bütün vatandaşlarımın sandığa gidip, oy kullanmalarını isterim. Kimse “Bir oyum var, dolayısıyla sandığa gitsem ne olur?” diye düşünmemeli. Sandığa gidip oyunu kullanmalı. İleride çocuklarına “Ben sandığa gittim ve ülkemin geleceği için, demokrasi için oyumu kullandım” diyebilmeli.
Dolayısıyla vatandaşlarımızın “Hayır” oyunu kullanmasını isterim. “Hayır” oyu kullandığı zaman “Ben Türkiye’de demokrasinin yerleşmesi ve kökleşmesi için gittim ‘Hayır’ oyumu kullandım. Belki çocuklarım bir daha Türkiye’ye gitmeyecek ama benim ülkeme karşı vefa borcum var. Ben Belçika’daki, İsveç’teki gibi, Almanya’daki gibi, Hollanda’daki gibi, Fransa’daki gibi bir demokrasi istiyorum Türkiye’de de. Bunun için ben oyumu kullandım” diye anlatabilmeli.

– 15 Temmuz sonrası Avrupalı siyasetçiler ve liderler artık Türkiye’ye geldiklerinde sizinle de görüşüyor. 15 yıl boyunca ana muhalefeti görmezden geldiler. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Türkiye’nin gerçek tablosunu öğrenmek için ana muhalefet ile mutlaka görüşme ihtiyacı hissediyorlar.

– Bunu neden bugün hissediyorlar? Daha önceki yıllarda neden hissetmiyorlardı?
O zaman da görüşmelerimiz oluyordu ama bu yoğunlukta değildi. 15 Temmuz öncesi de Avrupa Birliği’nden değişik pek çok siyasi parti liderleriyle de görüştük. Yurtdışına gittiğimizde de görüşüyorduk.
15 Temmuz’dan sonra şöyle bir tablo ortaya çıktı: Ana muhalefet partisi ile görüşmeden, Türkiye’deki gerçek tabloyu öğrenmek mümkün değil. “Gerçek tabloyu öğrenmek için mutlaka ana muhalefet ile görüşmek gerekir” diye bir düşünce hasıl oldu ki, bu bizce de doğru bir düşünce.

2010 REFERANDUMUNDA FETHULLAH, ERDOĞAN VE AB BİRLİKTEYDİ

– CHP Avrupa Parlamentosu’nda sosyal demokratların çatı kuruluşu olan PES üyesi bir parti. Avrupa’daki siyasetçilerin Türkiye hakkında net ve açık pozisyon aldığını düşünüyor musunuz? Böyle bir beklentiniz var mı?
Avrupalı siyasetçiler, Türkiye’ye karşı çifte standart uyguluyorlar ve bu bizi rahatsız ediyor. Örneğin Avrupa Birliği’ne giriş, hiçbir aday ülkeden beklenen koşullar Türkiye için öngörülüyor. Verilen sözler tutulmuyor. 2010 referandumundaki, bugünkü tablonun doğmasına yol açan, 2010 referandumunda açıkça hükümete destek verdiler. O dönem Fethullah Gülen’den tutun Erdoğan’a kadar, Erdoğan’dan tutun Avrupa Birliği’ne kadar herkes “Aman 2010 referandumunda anayasa değişikliği gerçekleşsin, Türkiye’ye demokrasi gelecek” dediler.
2010 referandumu sonrası yargı bağımsızlığı tümüyle bitti. Biz o zaman çok söyledik: “Yapmayın, etmeyin. Yargı bağımsızlığı biterse, Türkiye bir felaketin eşiğine gelir” dedik. 160 Fethullah Gülen yanlısını Yargıtay’a yerleştirdiler. Sadece Yargıtay’a 160… Danıştay’a ve bütün yargı böylece Gülen’in emrine girdi. Artı zaten bürokrasi zaten emrindeydi. Bu tabloyu yaratan bir anlamda da Avrupa’daki dostlarımız.

– Avrupalı dostlarınıza bunları söylüyor musunuz?
Kendilerine de söylüyorum bunu. Onlar bu tabloyu biraz gecikerek fark ettiler. Fark ettiler ama iş işten geçmiş vaziyette.

– Kutuplaşmanın iktidar partisine sürekli oy kazandırmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kutuplaşmayı uluslararası toplum kaygıyla izliyor mu?
Türkiye’deki siyasal atmosferi, getirdiği sorunları bütün devletler, özellikle Türkiye ile yakın ilişkisi olan ülkeler kaygıyla izliyorlar. Çünkü istikrarsız bir Türkiye, Avrupa’ya da, Ortadoğu’ya da Kafkaslara da zarar vereceğini biliyorlar.
İstikrarlı, demokrasisi gelişmiş, insan hakları gelişmiş bir Türkiye’nin hem Avrupa’ya hem Kafkaslara ve Ortadoğu’ya sorun yaratmayacağını düşünüyorlar. Bu açıdan bu kaygı, kutuplaşma ve gerilim, öngörülen anayasa değişikliği bu kaygıyı derinden hissettiriyor. Bu kaygı, onlar tarafından hissedilmekle beraber kendilerine şunu da söylüyoruz: Zaman zaman Türkiye’ye geliyor Batılı dostlarımız, kendi mevkidaşlarıyla görüşmeleri gerekir. Mevkidaşlarını aşıp, Anayasal yetkisi olmadığı halde bir Cumhurbaşkanı ile doğrudan görüşmelerini doğru bulmuyoruz. Bu ülkenin bir Başbakanı var. İcranın başında ve sorumlu olan Başbakandır. Başbakanın atlanıp, doğrudan Cumhurbaşkanı ile görüşülmesi bizim Anayasal sistemimize de uygun değil. Bu uyarıyı da yapıyoruz kendilerine.

KUTUPLAŞMA OLMAZSA İNSANLAR DÜŞÜNÜR, SORGULAR

– Bu kutuplaşma neden iktidar partisinin işine yarıyor?
Kendi tabanını blok halinde tutmak açısından kutuplaşmaya ihtiyaç duyuyorlar. Kutuplaşma olmadığı takdirde insanlar oturup, rahatlıkla düşünebilecekler, sorgulayabilecekler. İktidarı da sorgulayabilecekler. Kutuplaşma yarattığınız andan itibaren sade vatandaşın iktidarı sorgulama olanağı elinden alınmış oluyor. Bu gerçek biliniyor. Bu gerçeğin farkında oldukları için de kutuplaşma içerisinde o vatandaşı alıp başka bir yere oturtuyorlar ve kendi arka bahçeleri haline dönüştürüyorlar o kitleleri.

TÜRKİYE’DE GERGİNLİK DAHA DA BÜYÜR

– Avrupa’daki Türk seçmeninden ne bekliyorsunuz? Referandum çerçevesinde Avrupa’da bir kampanya yürütecek misiniz?
Avrupa’da Cumhuriyet Halk Partili kurumlarımız var. Onlar çalışmalar yapıyorlar. Bazı sivil toplum örgütleri var onlar da çalışmalar yapıyorlar. Sadece yurtdışı için özel bir kampanya yapmayacağız. Zaman yaratabilirsek Almanya’ya gelmeyi düşünüyorum.
Yurtdışındaki vatandaşlarımdan bir sanığa gitmelerini, iki sandığa giderken düşünmelerini, üç demokrasinin ne kadar değerli olduğunu, eğer demokrasimizi kaybettiğimiz andan itibaren Türkiye’deki gerginliklerin ve sorunların çok daha büyüyeceğini hiç kimse unutmasın.
‘Hayır’ oyu kullandığımız zaman, Türkiye’de Sayın Cumhurbaşkanı yerinde kalacak, Sayın Binali Yıldırım Başbakan olarak görevini yapıyor, TBMM görevini yapmış olacak, yetkileri elinden alınmamış olacak Millet Meclisi’nin… ‘Hayır’ oyu şöyle bir mesaj vermiş olacak topluma: Başbakan, cumhurbaşkanı, bakanlar, muhalefet partilerin liderleri, herkes Anayasal sınırları içerisinde görevini yapsın. Kimse kimsenin görev alanına müdahale etmesin. Biz sizi seçtik, iktidar yaptık, ama kendi aranızda birbirinizin görev alanına müdahale edip, iki başlılık yaratmayın.
Şu anda ortada çift başlılık yok zaten. Cumhurbaşkanı görevini yapıyorsa sorun yok. Başbakan görevini yapıyorsa bir sorun yok. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bu böyleydi sorun çıkmadı da şimdi mi sorun çıkıyor. Üstelik cumhurbaşkanı da aynı partiden başbakan da aynı partiden, bakanlar da aynı partiden. Bunun neresinde çift başlılık var?

EVET’İN GEREKÇESİ YOK

– AK Parti, çift başlılığı ortadan kaldırmak için ısrarla ‘evet’ oyu istediğini söylüyor…
Anayasa geçerse bir kişiyi kandırdığınız anda devlet tamamen ele geçirebilirsiniz. Başkanı ele geçirdiniz mi kararnameyle istediğinizi yaparsınız. Tek bir kararname ile bütün müsteşarları görevden alıp yenilerini yerine getirebilirsiniz. Türkiye’nin bekası burada mı yatıyor? Şimdi karar alma yetkisi kimde Meclis’te.
Hangi gerekçeyle ‘Evet’ oyu istediklerini de anlatamıyorlar. “Çift başlılık var” diyorlar. Oysa şu anda çift başlılık yok. Ama Anayasa değişikliği gerçekleşirse çift başlılık olacak. Çünkü, Cumhurbaşkanı hem partinin genel başkanı hem de Cumhurbaşkanı olacak. Yani iki ayrı şapkası olmuş olacak. Bu Türkiye’de çok daha derin sorunlara yol açacaktır.

Yorumlara kapalıdır.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com