Çok Yakında

Kopenhag’da bir organik mutfak: Relae…

Aralık 4th, 2015 | by Pınar Süer
Kopenhag’da bir organik mutfak: Relae…
Magazin
0

Masa örtüsü, görkemli aydınlatmalar gibi detayların tamamen gözden çıkarıldığı, en önemli şeyin ‘yemek’ olduğu bir yer Relae…

Elmira Gürses yazıyor

529938_128041657327230_1309686429_n

Kopenhag’ın gurme mutfak denilince akla en son gelen mahallelerinden olan Nørrebo’da sade ve gösterişsiz bir restoran var. Çıplak tuğla duvarlar arasında, örtüsüz ahşap masa ve sandalyelerle, süs ve göz alıcılıktan kaçınan rüstik ve pastoral bir dekorla hizmet veren, ilk bakışta özellikle menünün fiyatlarından ötürü Michelin yıldızlı bir restoran olduğunun aklınıza gelmeyeceği sakin bir yemek mabedi burası. Açık mutfak, sıcak ekmek kokusu ve tüm sadeliğiyle metropolün kaosundan soyutlanmış rahat bir ortam Relae.

Restoran, 2010 yılında ikisi de Noma’da organik yemek kavramını yeniden yorumlayan René Redzepi ile çalışmış olan Christian Puglisi ve Kim Rossen tarafından açıldı. İtalyan doğumlu olan Puglisi’nin, doğduğu toprakların mutfak mirasını Danimarka’nın kültürüyle birleştirdiği restoranın ismi, ‘relae elektronik’ (enerji yaratmakta kullanılan cihaz) anlamına geliyor. Puglisi’nin deyimiyle restoranın mutfağının da işleyişine gönderme yapan isim ‘harekette ve yaratıcılıktan doğan bir pozitif enerji’ anlamında; yani Relae.

hillsider magazine 80 - RELAE D

Restoranın Michelin yıldızlı bir ortamdan beklemeyeceğiniz kadar günlük ve rahat bir havası var. Çatal bıçağın ve peçetelerin masanın altındaki küçük bir çekmeden çıkması gibi de ilginç detaylar sizi bekliyor. Göz dolduran ve dikkat dağıtan tablo, masa örtüsü, görkemli aydınlatmalar gibi detayların tamamen gözden çıkarıldığı mekâna adımınızı attığınız anda anlıyorsunuz ki, burada en önemli şey ‘yemek’.

Restoran 2011’de Michelin yıldızını aldı ve takiben 2012’de dünyanın en iyi 100 restoranı, geçtiğimiz aylarda ise dünyanın en iyi 50 restoranı listesine girmeyi başardı. Puglisi’nin taviz vermez yaklaşımıyla oluşturulan menü, son derece basit malzemelerle bile ne kadar yaratıcı olunabileceğini gösteriyor. Dörtten fazla malzeme içermeyen yemeklerin bile olduğu menü, sınıfındaki restoranlara göre de oldukça ekonomik kalıyor. Mevsimsel menülerin en önemli malzemesi tabii ki mevsim ürünleri. Çiftlikten masaya konseptinin en etkileyici örneklerinden birini uygulayan Relae’nin menüleri %90’la %100 oranında organik sertifikası taşıyor.

Çift menüyle hizmet veren Relae’nin yemeklerinin çoğu sebze ağırlıklı olmakla birlikte tavuk ve balık seçenekleri de mevcut. Vejetaryen müşterilere de rahatlıkla hitap eden restoran, oldukça kapsamlı bir de şarap menüsüne sahip. Relae’nin karşısında bulunan kendi fırınında yapılan sıcacık ekmekler ısmarladığınız her tabakla beraber zeytinyağı eşliğinde size sunuluyor. Açık mutfağa bakan masanızda şef Puglisi’yi sanatı başında izleyebilir ve şeflerin kendi elleriyle getirdiği menülerin tadını çıkarabilirsiniz.

Pratiklik ve sürdürülebilirliğin öncülerinden olan İskandinav ülkeleri, katlanır mobilyaları, çöp atım alanlarının olmadığı şehirleri ve gözü gibi baktıkları kültürel miraslarıyla her daim doğaya ve doğala olan bağlılıklarını göstermiştir. Geçtiğimiz birkaç yılda İskandinav mutfağı da tüm dünya mutfakları arasında şaşırtıcı derecede basit malzemeler kullanılarak akıl almaz yemeklerin yapılabileceği kavramıyla öne çıktı. Yenilikçi bir mutfak sihirbazlığı diyebileceğimiz bu ustalık, para ödeyen müşteri için eşsiz bir lezzet deneyimi sunmakla kalmıyor, malzemelerin dikkatli seçimi ve özenli kullanımı insana gerçekten farklı bir şey tadımladığı hissini veriyor. Puglisi’nin Reale’de yaptığı şey tek kelimeyle mükemmel olarak betimleniyor çünkü hem modern, hem heyecan verici, hem de yeni bir konsept yaratma ya da kendisinden önce gelen şeflerden öğrendiklerini tekrarlama çabası içinde olmadan tamamen orijinal bir tat sunuyor. Relae’yı da Michelin yıldızına ve dünyanın en iyi 50 restoranı listesinde bir yere işte tam bu detay yerleştiriyor. Kopenhag’ın en gösterişsiz restoranında bile hayatı yaşamaya değer kılan birinci sınıf lezzetleri yaratmak için yaratıcılık, hayal gücü ve pozitiflik yeter de artar bile.

* Bu yazı, Hillsider Dergisi 80’inci sayısında yer almıştır.

Yorumlara kapalıdır.