Çok Yakında

Bir kadın günde 10 kez…

Eylül 4th, 2015 | by Gazete Kuzey
Bir kadın günde 10 kez…
Türkiye
0

DR. HAYDAR DÜMEN, YAKIN TARİHİN ŞİDDETİ, ÖFKESİ, YALANI VE CİNSELLİĞİNİ SORGULADI

Hayatın her alanında insanlığa, kadına karşı büyük bir taarruzun yaşandığı günlerden geçiyoruz. En alttaki lümpenden, en tepedeki isme kadar, kendilerine benzemeyen herkes hedefte. Nöro-psikiyatr Haydar Dümen, Türkiye’nin en önemli doktor ve yazarlarından. Ülkenin cinsel nabzını tutan bir fenomen. Kendisiyle İstanbul Cihangir’deki evinde buluştuk ve ülkeyi masaya yatırdık…

Kutlu Esendemir
(kutluesendemir @hotmail.com)

FOTOBULENTTAVLIMini etek ve dekolte… Bu konuyla başlayalım. Bazı erkeklerin buna ateş püskürmesinin nedeni ne?

Bütün olay bin yıl geriden başlıyor. Bugün başlayan bir olay değil. Bu bin yılın içerisinde özellikle yaşamı dine entegre ederek kendi öz kültürümüzden uzaklaştık.

Ne doldurdu bunun yerini?

Çöl kültürüne angaje olduk. İnanç bir tarafta dursun. Çünkü inanç da getirirken kültürünü getirdi, inancı getirmedi tek başına. Nasıl yemek yiyeceksin? Elinle yiyeceksin. İşte, nasıl oturacaksın, nasıl kalkacaksın, nasıl giyineceksin? İlkelce kurallarını buldular. Ama Türkiye kültürü, toprak tarım kültürüne dayalı. Onun ürettiği değer yargılarıyla bugünlere kendini taşıyabilmiş; dünyanın en sağlam karakterli insanlarını yaratıyordu. Çünkü toprak tarımla uğraşan insanlar doğayı bilir, hayvanlarla yakınlaşması vardır. Direnir, yardımlaşır ve doğayı harap etmediği, yıpratmadığı gibi kendi ilişkilerinde de dayanışma mecburiyeti vardır.

Tarım toplumlarında kadın- erkek ilişkileri terazide nasıl yer tutar?

Kadınla erkek ayrımı yoktur. Bugün kadının, “Erkeklerle çalışmıyorum” kuralını kırsal kesime aktarırsak, 15 gün sonra burada ne ekmek bulabiliriz, ne domates, ne sebze yiyebiliriz. Tarım kültüründe insanlar yan yana çalışmak zorundadır. Ve şimdi sen bunu yasaklıyorsun. Yasaklarken ne şart koyuyorsun? Kadının en kutsal varlığı, değeri olan namusunu korumaya çalışıyorsun. Namus kavramına gidiyorsun. Bütün özgürlükleri kısıtlarken burada namus kavramını kullanıyorsun. Oysa kadın tanrının yeryüzündeki eli, yaratıcı ırgatıdır. Kadın yaratıyor, tanrı adına yaratıyor. Tohum alıyor. Bir tanrıdır kadın yeryüzünde… Hepsini yok sayarsan ve kadınlar üzerine akıl almaz olumsuz özdenetimler üretirsen, akıl almaz biçimde kadınların normal haklarını erkek egoizmasına angaje ederek, bunu sömürü alanı olarak kullanırsan bugün bu olanlar yaşanır.

Mini etek ve dekolteye düşmanlığına dönersek.

Erkek mini eteğe, dekolteye alt kültüründeki donanımından düşman oluyor.

Söz konusu olan sadece bir erkek değil.

Önemli değil, hepsi birbirinden beter; aynı. Çünkü güç ele geçtikçe, geçmişteki kazanımları eline geçirmek istemekte. Daha büyük bir savaşta, savaş alanını büyütüyor. Bugün Anadolu’daki bir aşiret reisi ya da bir ağanın 4 kadını varsa, 4 kadını elde tutmak için dinsel bütün güçlere sığınır. İşte kuma. Ama kuma olsun, padişahın cariyesi olsun, kralların saray şeyleri olsun, hepsi erkek egemenliğinin doğurduğu acayip biçimde bir görgüsüzlük ve bencilliktir.

Güç arttıkça kadına yönelim artıyor mu?

Erk yükseldikçe, cepte para doldukça kadına yönelme artar. Kadına yönelme bir sürü erkeğin psikolojik tatmin mekanizmasıdır. Egemenlik alanında cinselliğinden dolayı sahip çıkıyor kadına. O tadı da alıyor. Ama orada sınırlı erkek, kadınlar sınırsız… Bunu bilen yok. Bir kadın günde 10 defa ilişkiye girebilir, ama bir erkek kafadan 2 defa girebilir, olur biter. Yani işin tanrısal yanı, duygusal yanı, yaşam kültürü unutulur; şekle dönüştürürsen, “Mini etekten sana ne?” sorusu çıkar. Ben giyiyorum sana ne, öteki de giymiyorsa sana ne! Kadının, kızın namusunu bacağının, dizinin üstünde, altında ararsan o zaman şöyle bir şey olur: Sana göre, “Bütün örtünenler namuslu, bütün örtünmeyenler namus dışı.” Böyle şey olmaz. Bana sorsunlar, kim namuslu kim değil. Çünkü bu toplum 40-50 yıldır benim elimde.

Peki o zaman sorayım. Kim namuslu, kim namussuz?

Kafası doğru olan namuslu, yanlış olan namussuz.

Neye göre doğru?

Her şeye göre doğru. Cinsel doyum, erkeklerle- kadınlarla iletişim, kendi özgürlüğü, kendi haklarına sahip çıkışı… Seks değil bu. Bir adamın kafası doğruysa öteki kadına bakmaz. Erkek bütün bu engelleri, bir başka erkeğe güvenmediği için kuruyor.

Ne gibi?

Erkek erkeğe güvenmiyor. Karısının namuslu olduğunu biliyor ama, “Evden çıkma” diyor. “Ya sana biri yan bakarsa, ya bir şey yaparsa” diyor. Niye? Erkeğe güvenemiyor. Çünkü erkek, bu kavramları kafasına yerleştirerek kendisini yalnızlığına izole etti. En büyük kötülüğü yaptı erkek kendine. Yalnız erkekler işte kahvehanelerde, her yerdeler. Evi bıraktılar, aileden, evden koptular. Dışarıda erkekler arası bir bütünleşmeye girerek, egemenlik haklarını korumada birbirini desteklediler.

Ya çocuklar bundan nasıl etkileniyor?

Kadın evde, çocuk evde. Baba çocuğunu büyütemiyor, baba çocuğunu kucağına alamıyor.

Niye?

FOTOBULENTTAVLI3“Çocuğunla yüzleşmesin” diye almıyor. Baba çocuğun üzerinde otorite kullanıyor. Otorite en geçerli eğitim sistemi haline dönüşüyor. En geçerli eğitim sistemi dayak olarak kendini gösteriyor. Çocuk babayla özdeşleşirken, babasının nesini alacak? Neyini gördü ki? Kültürünü, anasına davranışını, kız kardeşine davranışını, hep otorite… O da özdeşleşirken babayı absorbe ediyor. Güç, dayak, gücün erkeklik sıfatı olması, kuşaklardan kuşaklara sosyal irtibat olarak geçiyor.

Bir erkek, bir bireyin kadınlığını, kızlığını neden sorgular?

Egoizmasından.

Nasıl bir egoizma?

Aslında bu kıza kendi sahip adeta. Evlenecekse kendisi sahip çıkar. Kendinden önce başka birisinin ona bakmasını, dokunmasını içine sindiremiyor. Şimdi bu bir egoizmadır. Erken boşalması vardır; egoizmadır. Penisi küçük müdür, büyük müdür; egoizmadır. Ne yapacağını bilmez; egoizmadır. Duygusallığı zayıftır. Doğrudan doğruya bir “et”e yöneliktir. Kendi kompleksi için, kendi aldığı geçmişten beri erkek simgesinin ona yüklenen görevi de bu… İşte “Kadını kız al, tarlayı düz al” atasözlerinde var. Hep kişinin bencilliğinden gelir, yani karşı taraftakini, ona değer tanımadan, “Sen kendini sakla, bana gel” hikayesidir bu. Tamamen bir bencilliktir.

Fransa’da Charlie Hebdo dergisine yönelik bir saldırıda 12 kişi yaşamını yitirdi. Din adına yapılan bu gibi katliamlar İslam coğrafyasını nereye götürür?

Din ve inanç hiyerarşisinde, inancı kendine alt basamak yaparak işlenen cinayetler… İslam’da 13 halife varsa, peygamberin çiçeği burnundaki 11-12 halife öldürüldü. “İslam hala yanlış anlaşılıyor” diye bir kanı vardır. Her önüne gelen yanlış bir takım yorumlar yapıyor. Ben Kuran’ı ezbere size söyleyeyim. “Bu böyle olmamalı” derken bir din filozofu çıkıp hadislerin çoğunun yanlış olduğunu söylüyor. Şimdi bu hiyerarşide, herkes kendi inancının doğru olduğuna inandığında anarşi doğuyor. Din yorumlanamaz. Kitap oradadır. Ben başka türlü yorumlayamam, sen başka türlü yorumlayamazsın. Nedir bu? Bu kalemdir kardeşim. Namaz mı kılacaksın? Oruç mu tutacaksın? Bu kişiye kalmıştır, ister iman eder, ister etmez. Ama her biri başka türlü yorumlarsa, bu devlet idaresine gelirse, “Halkı eğiteceğim” noktasına gelirse anarşi çıkıyor.

Avrupa’da 15 yaşındaki kız çocukları, evlerinden kaçıp IŞİD saflarına katılıyor.

15 yaşındaki kız IŞİD’e de kaçabilir, eroin de, bonzai de kullanabilir. Milyonların içinde daima 3 bin- 5 bin patolojik ürün çıkar. Bulgurda da çıkar, buğdayda da çıkar, armutta da çıkar, insanda da çıkar. Bir kaçıştır bu.

Peki 15 yaşın tılsımı nedir?

15 yaş, yöneliş anarşisinin olduğu dönemdir. Çünkü çocuk, gençliğe gidiyor. Bir şeyleri yılanın derisini sıyırması gibi sıyırıp atacak. Atacak ama nereye yönelecek? Birisi çıkıyor işte; “Sen gel. Bu kabuğunu burada değiştir” diyor ve o da kapılıp gidiyor.

İnsanlar nasıl bu kadar zalim olabiliyor?

Zalimlik canlı varlıkların fitratında var. Ama zalimliğin sonunda büyük ödül varsa, ve de inanç da buna cennet de vaat ediliyorsa… İnsanız… Kapasitemiz, çapımız, bilgimiz, birikimimiz neyse ona inanırız.

Ya Özgecan Aslan cinayetindeki zalimlik?

Bu zalimlik egoizmanın dağınıklığından, şizofrenik bir egoizmadır bu. Cahillik temelinde, şizofrenik bir egoizmadır bu. Tutunacak dalı yoktur. Egoizma sınırı yoktur. Alt yapısı onu frenleyemez, nereye kadar götüreceğini bilemez. Fakat Özgecanlar katledilmeye devam edecek. Bu toplum, kadına karşı tavrını değiştirmediği sürece sürecek. Her yerde, her alanda kadın aşağılanıyor.

Bir çöküş hali mi bu?

Ben psikiyatrım, insan ruhunu çok iyi bilirim. Ben nöroloğum, insan beynini çok iyi bilirim. Bir insanın, örneğin senin düşüncenin sapağında bir yeri değiştirmek herhalde 20 yıl alır. Yani şimdi benim bir hayatım var, geç yatarım erken kalkarım. Hangi sisteme alırlarsa alınsınlar ben 20 yıldan, 30 yıldan, 40 yıldan önce değişemem. Biz insanlık tarihinde 300 yıl geriye düştük.

Türkiye’ye baktığınızda…

Toplumların değişmesi, insanların değişiminin en az 10 katı daha fazla zamanla olur. Bir insanda 10 yıl değişim için önemlidir, rol oynar. 18 yaşındaki bir çocuk, 28 yaşına geldiği zaman genç; değişmiştir. Ama toplumlarda 10 yıllar değil, 50- 100 yıllar rol oynar. Onun için bu değişim elbirliğiyle olsaydı, Atatürk temposuyla olsaydı, gene biz toplumu Amerika’yı 100-150 yıl geriden takip edecektik. Heykelin yok, sanatın yok, resmin yok, müziğin yok. Sanat alanında yüceltici herhangi bir yapılanman yok. Kültür yok, böyle bir düzen yok. Ben niye Fatih Sultan Mehmet’in at üstünde bir heykelini torunuma gösteremeyeyim? Yasak! Heykel yapmayacaksın!

Bu büyük kaosun içinde kendinizi nereye koyuyorsunuz?

Hayatımda hiç kimseye iyilik yapmadım. Sadece yapılması gerekenleri yaptım. Hayatımda hiç kimseye kötülük yapmadım. Sadece yapılmaması gerekenleri yapmadım. Bundan dolayı bir fatura çıkmışsa fatura çıkaranı ilgilendirir, beni ilgilendirmez. Şimdi ben bunu şöyle açıklıyorum: Yaptığım bir işi iyilik ve sevap için yaparsam, ben kimliğimi satıyorum ve dinamitliyorum demektir. Allah rızası için uzattı, ben de ona para verdim, sevap yazıldı. Bu sevap da öbür dünyada alışverişte kullanılacak. Ben ruhumu satamam. İnsan varlıkları çıkar üzerine kurulmuştur. Çıkar da erkek kadından ne alabilirse onu almaya çalışıyor.

Türkiye gibi bir ülkede yaşamaktan korkuyor musunuz?

Korkmuyorum. Ben bir sütun üzerindeyim, bir sütun. Bu sütun benim emeğimle oldu. 85 yaşına girmeme az kaldı. 85 tünelden geçerek buraya geldim. Her yıl bir tünel… Bu tünel asfalt oldu, çamurlu su oldu. Kolay değil; açlığı tokluğu oldu. Bu günlere ben geldim. Buraya gelene kadar, ne politik, ne paşazade, ne burjuvadan, herhangi bir yerden hiçbir destek almadım. Bugüne dek bana hiç kimse, “Ya Haydar Hoca; milyonlarca insan senin elinden geçti. Nedir bu toplumun hali?” diye sormadı. Sadece alo 900’lü hatlardan 1 ayda 165 bin kişi arıyordu beni. Bunların dökümleri var bende. Tek bir aklı başında kimse beni konferansa çağırmadı. Korkuyorlar benden. Ne yapabilirler bana? Beni  öldürebilirler ama seni de öldürebilirler.

YARIN-Hiçbir erkek kadın varken eşeğe gitmez!

Yorumlara kapalıdır.