Çok Yakında

İtalya’nın kızıl çocuğu…

Mart 26th, 2018 | by Sayım Çınar
İtalya’nın kızıl çocuğu…
Yazarlar
0

Sayım Çınar

Bu seferki durak; dar ve birbirine yakın evlerle bezenmiş sokakları, kiremit rengi tuğlaların hakim olduğu Ortaçağ kokan yapıları, çeşmeleri, tiyatro ve sanat merkezleri, üniversiteleri ve sokak çalgıcılarıyla meşhur Bologna… Konumu sayesinde tüm İtalya’dan besleniyor; koruduğu Ortaçağ mimarisiyle de gezginlere sıradışı bir atmosferde tatil yapma fırsatı veriyor.
Bologna şehrini çok seviyorum. Sadece sokak çalgıcıları değil, Gotik tarz mimarisi, üniversiteleri ve kiremit rengiyle sizi kalbinizden vurabiliyor. Gerçekten çok güzel bir İtalyan şehri… Herkes Roma, Milano ve Floransa’ya gidiyor ama Bologna son dönem daha popüler bir şehir oldu. Çünkü mimari açıdan çok zengin bir yer, yürüyerek bütün etrafını dolaşabiliyorsunuz. Eğer hayatınızı sıfırlamak istiyorsanız bu şehir size çok çok iyi gelecek.
Almanya’nın Berlin’i varsa İtalya’nın da Bologna’sı var; bu açıdan Bologna yaşanılası bir şehir benim için. İtalya’da en uygun fiyatla yemek yiyebileceğiniz, otel bulabileceğiniz bir merkez. Bir de çok pratik, ulaşımı çok kolay. Venedik ve Verona’ya çok yakın. Venedik, hızlı trenle 1 saat, normal trenle 1 saat 40 dakika sürüyor. Yaklaşık 1.5 saatte Floransa’ya gidebiliyorsunuz.

AVRUPA’NIN EN ESKİ ÜNİVERSİTESİ

Rönesans döneminde birçok mimari başyapıtla zenginleşen şehrin kültürel dokusu tarih boyunca korunmuş. Avrupa’nın en eski üniversiteleri burada bulunuyor. Universita di Bologna, yani Bologna Üniversitesi 1088 yılında kurulmuş. Şehrin kültürel yapısının önemli mimarlarından. Köklü geçmişi sayesinde burada Dante, Erasmus, Kopernik gibi isimler yetişmiş. Şehrin bu köklü geçmişi de insanı çekiyor. Şehirde üniversiteler nedeniyle genç nüfus çok fazla… Bologna’nın 400 bin kişilik nüfusunun önemli bir bölümümü ERASMUS yapan öğrenciler ya da burslu öğrenciler oluşturuyor. Öğrenci şehri adeta…
Burası aynı zamanda Gülün Adı romanının yazarı Umberto Eco’nun şehri. Biliyorsunuz geçenlerde kaybettik kendisini. Hiçbir şey tesadüf değil. Bu şehrin Ortaçağ şehri olması, Umberto Eco’yla bu şehri birleştiren bir taraf.

DİKKAT! YEMEKLER ŞİŞMANLATABİLİR

Şehir gastronomik zenginliğiyle insana keyif veren bir şehir. Yemeği seviyor olmak, hedonist bir insan olmak çok güzel. Bazen gezginlere ve yiyenlere insanlar çok tepki gösteriyor ama eğer hedonist bir insansanız iyi yemeği arayıp buluyorsunuz. Kimsenin midesi çöp değil. İnsanlar iyi şeyler arayıp, bulup, yiyebiliyor. Genel olarak baktığınızda Bologna’da inanılmaz ekonomik ve güzel yemekler yiyebileceğiniz restoran var. Bu da ciddi bir kültürü de beraberinde getiriyor. Ben her defasında Trattoria Anna Maria restoranına giderim. Anna Maria şu aralar çok hasta. Kendisiyle yıllar önce, Bologna’ya ilk gittiğimde tanışmıştım. En son gittiğimde hasta olduğunu öğrendim ama restoranın yemekleri aynı duyguyla ve aynı güzellikte halen servis ediliyor. Burada insan kendini özel hissediyor. Anna Maria’ya buradan acil şifalar diliyorum. Bologna’da neler mi yiyorum; çok çeşit var ama ben sebze çorbası ve domates soslu Tortelli seviyorum. Bologna’ya her gittiğimde bu ikisini mutlaka yiyorum.
Gidince çok keyif alacağınız başka yerler de var Bologna’da… Zenzero Ristorante Bistrot’da organik ürünlerle yapılmış yemekler ve etin en güzelini buluyorsunuz. Bir de o kadar uygun fiyata yiyorsunuz ki… Burası üç gün boyunca her akşam yemek yediğim yer oldu. Olağanüstü bir yer.
Bologna’da benim için özel olan bir restoran daha var; Miyako Sushi. İstanbul’da da benzer suşiciler var ama Miyako’da döner bir bölmede sürekli dönen suşileri görmek çok keyifliydi. Burada, 15 Euro’ya doyana kadar yiyebileceğiniz, birbirinden lezzetli suşiler var. Yanında bir de Japon birası Sapporo veriliyor. Gerçekten olağanüstüydü, o Sake Maki’ler, Sake Nigiri’ler, yiyebildiğin kadar yiyiniz. Anlayacağınız Bologna’da suşi kültürü de var makarna da… Bolonezleri meşhur zaten. Eataly Lokantası’da Bolonez makarna yedim, biraz da şarap içtim.. O kadar iyi restoranlar, o kadar iyi kafeler var ki… Şehir içi ulaşım da çok rahat. Şehir zaten çok büyük olmadığı için otobüslerle istediğiniz yere çok rahat ulaşıyorsunuz.. Şehrin estetik algısı o kadar güzel ki; o renkler, uyumlar… Rahatlatıcı bir tarafı var.

KIZIL RENK DAHA DA GÜZELLEŞTİRİYOR

Ben kiremit rengi dedim ama aslında İtalyanlar tarafından kızıl şehir olarak adlandırılıyor. Mimarisinde tuğlaların çok fazla yer aldığı şehirde bütün binaları kavun içinden toprak rengine kadar kırmızı tonlarda. Kızıl ismini buradan alıyor. Kızıl diye adlandırılmasının bir diğer sebebi de sosyalist bir şehir olması. Ben ikincisini daha çok önemsiyorum. Öğrenci şehri olmasının dışında gerçekten sosyalist bir şehir olması benim için Bologna’yı İtalya’nın en güzel şehirlerinden biri yapıyor.
Bologna rotasyonunda o kadar çok otel seçeneği var ki. Çoğu otel güzel ve ucuz sayılabilecek fiyatlarda… Booking.com’dan uygun fiyata çok güzel oteller bulabilirsiniz. Biz, şehir merkezine yakın bir otelde kaldık, hiç fena değildi ama daha iyileri de mutlaka var, insan deneyerek bunu öğrenebiliyor. Burada insan sokaklarda yürürken bile çok mutlu oluyor. Gecenin bir yarısında yürüsen o dar sokaklarda hiç beklenmedik bir şekilde keman sesi duyabiliyorsun. Sanat şehirlerini seviyorum. Belki Roma, Floransa, Venedik kadar popüler bir şehir değil ama ben Bologna’yı bu şehirlerden daha çok seviyorum. Tabii Venedik’in de ayrı bir keyfi var.

TÜM ŞEHİRLERE 3 SAAT UZAKLIKTA

Popüler İtalyan şehirlerinden Floransa ve Venedik Bologna’ya en yakın şehirler. Floransa 82 km, Roma 375 km, Milona ise 376 km uzaklıkta. Verona da çok yakın. Tren rotaları çok iyi. İsterseniz 1 saat 40 dakikada 15 Euro’ya aldığınız bir biletle Venedik’e gidebiliyorsunuz, çok yakın. 1 -1.5 saatte Floransa’ya gidebiliyorsunuz. Floransa’dan bir aktarmayla toplamda 3 saatte Sienna’ya gidebiliyorsunuz…
Açıkçası burada gezilecek pek çok yer var. Gerçek bir Ortaçağ şehri… Kiliseler olağanüstü. Kuzey İtalya’daki Emilia-Romagna eyaletinin başkenti olan şehirde yerleşimin M.Ö. 1000’li yıllarda başladığı düşünülüyor. Bu tarihten beri Avrupa’nın en kalabalık ve en önemli şehirlerinden birisi olan Bologna çok köklü bir geçmişe sahip. Şehre önce Keltler ve Etrüskler hakimiyet kurmuş. Daha sonra Roma İmparatorluğu’nun bir şehri olmuş. 5. Yüzyılda Roma İmparatorluğu çökünce Piskopos Petronius’un etkisiyle adeta küllerinden doğmuş.

NEPTÜN MEYDANI’NDA MUZİP BİR HEYKELTIRAŞ

Via dell Indipendenza, Bologna’nın en uzun caddelerinden birisi. Caddenin üzerinde yer alan Bologna Katedrali’ni (Metropolitana di San Pietro) ziyaret edebilirsiniz. Devam ederseniz Nettuno (Neptün) Meydanı’na ulaşıyorsunuz. Şehrin en önemli meydanı olarak kabul edilen Maggiore Meydanı’na bitişik olan bu meydanın tam ortasında Neptün Çeşmesi yer alıyor. 1563-1566 yılları arasında yapılan bu heybetli çeşme Papa’nın gücünün simgesi olarak inşa edilmiş.
Eski zamanlarda bir kanal şehri olan Bologna’da, şehrin sembolü olması için denizler tanrısı Neptün adına bir çeşme inşa ettirilmeye karar verilmiş ve çeşmenin üzerine bir Neptün heykeli dikilmesi istenmiş. Çeşmeyi süsleyen Neptün Heykeli’ni tasarlayan sanatçı Giambologna ve şehrin kardinali, sansür konusunda anlaşmazlığa düşmüşler. Kardinal heykelin cinsel bölgesinin sansürlenmesini istiyormuş, Giambologna ise karşı çıkıyormuş. Sonunda Giambologna pes eder gibi görünmüş ve Neptün Çeşmesi’ndeki heykeli sansürlemiş ama heykelin bir parmağını belirli açıdan bakılınca sanki cinsel uzuv gibi görünecek şekilde tasarlamış. Alt tarafında yer alan küçük melekler o dönemde keşfedilmiş olan dört farklı nehri simgeliyormuş: Ganj, Nil, Amazon ve Tuna.
Çeşmenin bir tarafında belediye binasının uzantısı ve Sala Borsa olarak bilinen eskinin borsa şimdinin multimedya kütüphanesi, diğer tarafında ise Palazzo del Re Enzo bulunuyor. 15. yüzyıla ait birçok eserin olduğu Maggiore Meydanı’nda dolaşmak ise sizi rahatlatacak. 13. yüzyıla tarihlenen dikdörtgen şeklindeki meydanın ortası karla kaplı. Maggiore Meydanın en önemli yerlerinden birisi hiç kuşkusuz batı bölümünde yer alan belediye binası. Palazzo Communale ya da diğer adıyla Palazzo D’Accursio olarak adlandırılan bina 1336 yılından itibaren belediye binası olarak kullanılıyormuş. İki ana bina var. Saat kulesi ile Meryem ve Hz. İsa heykeli 15. yüzyılda eklenmiş. Ön cephesinde Bologna’lı Papa 13. Gregory’nin de heykeli var. Bir tarafı Sala Borsa olarak bilinen kütüphane binası. Sala Borsa’nın ön cephesindeki üç farklı panelde Alman istilasına karşı direnen ve öldürülen vatanseverlerin küçük resimleri asılı.
Tüm bu Gotik mimari içinde şehirde bir ruh var. Hem iyi yemek yiyebilir hem çok güzel estetik mimariyi görebilirsiniz. Pazarları, dar sokakları, kızıl binalarıyla gez gez sıkılmıyorsunuz. Şehir güzel olunca duygusu da güzel oluyor, insanı da güzel oluyor ve kendinizi sıfırlamış bir şekilde ülkenize dönüyorsunuz.

Yorumlara kapalıdır.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com