Çok Yakında

    İşte Kristeligt Dagblad gazetesinin haberine konu olan soru ve cevaplar.. Okuyun siz karar verin…

    Nisan 28th, 2017 | by Sadi Tekelioglu
    İşte Kristeligt Dagblad gazetesinin haberine konu olan soru ve cevaplar.. Okuyun siz karar verin…
    Danimarka
    0

    Gazeteniz KUZEY; bugün Kristeligt Dagblad gazetesinde yayınlanan ve kamuoyunda tartışma yaratan, “Türkiye’nin; Danimarka’daki Gülencileri ve FETÖ/PDY yapılanmasını fişlediği suçlamasının yöneltildiği habere konu olan  röportajın soru ve cevapları yayınlıyor.

    Okuyun, bu röportajdan böyle bir suçlama çıkıp çıkamayacağına siz karar verin. Adnan Bülent Baloğlu, röportajda sorulan sorulara verdiği cevapların çarpıtıldığını ve Türkiye ile Erdoğan düşmanlığı üzerinden kendisinin hedef alındığını söyledi.

    ==================

    25 Nisan 2017

    Danimarka’da bulunan bir Türk İmamı, Türkiye devletine sadık olmak zorunda değil. Doğru mu anlaşıldı?

    Bana göre bu yanlış bir soru. Danimarka’daki Türk din görevlileri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmi görevlileridir. Siz de bilirsiniz ki, hiç bir resmi devlet görevlisi kendi ülkesinin ilkelerine ve çıkarlarına karşı bir hareket içinde bulunamaz. Bu gerçek ışığında, Danimarka’daki Türk imamları hem Türkiye’nin ilke, değer ve çıkarlarına hem de Danimarka Devleti’nin ilke, değer ve çıkarlarına saygı göstermek zorundadırlar. Bu sebeple, Türk imamları, burada halkımızın dini, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılama görevini ifa ediyorlar. Türk çocuklarını sokaklardan, radikalleşmeden ve uyuşturucudan uzak tutma konusunda yardımcı oluyorlar.

    Türk devleti tarafından finanse edilen Danimarka’daki Türk imamları, hükümet politikasına muhalefet edebilir mi?

    Siz de biliyorsunuz ki, Türkiye demokratik bir ülkedir. Bu ülkede herkes kendine ait dünya görüşüne sahip olabilir ve oyunu istediği partiye verebilir. Bu onun en temel siyasi, demokratik ve insani hakkıdır. Oyu kendisine ittir ve bunu kimsenin bilmesine gerek yoktur.

    Bir Türk İmamı Gülen cemaati taraftarı olabilir mi?

    Sorunuzu yanlış ve kasıtlı buluyorum. Siz, bu örgüte Gülen Hareketi diyebilirsiniz. Bu grup, 15 Temmuz’da kendi halkına karşı devletinin ve askerinin silahlarını kullanarak ihanet etmiştir. Şayet o akşam televizyonları izlediyseniz bunu görmüş olmanız gerekirdi. Bu darbe girişiminde 250 insan hayatını kaybetti, yüzlerce insan yaralandı. Dolayısıyla FETÖ denen bu uluslararası terör örgütü, tıpkı DEAŞ gibi bir terör örgütüdür. Umarım sorunuza cevap almışınızdır. Biz Türkiye’nin bir parçasıyız, ülkemizle gurur duyuyoruz. Ülkemize, halkımıza ve onun demokratik değerlerine saldıranlarla aynı safta olmamız düşünülemez. Bunlar bizim kırmızı çizgilerimizdir. Düşünsenize, sizin parlamentonuz, kraliçe sarayınız bombalansa, halkınız tankların altında ezilse tepkiniz ne olurdu? Dolayısıyla bir imamın böyle bir terör örgütüne mensup olabileceğini asla düşünemiyorum. Sorunuzu daha da netleştireyim. Bir Türk imamı herhangi bir terör örgütüne mensup olamaz. Türkiye Cumhuriyeti nezdinde Gülenci Hareketi (FETÖ) tıpkı DEAŞ ve PKK gibi bir terör örgütüdür. Ayrıca, bir kimsenin kalbinde ve zihninde ne fikre sahip olduğunu biz bilemeyiz, onu kalbinde ve beyninde olanlara göre yargılayamayız. Herkes kendi vicdanı ile baş başadır.

    Peki bu, Danimarka’da bir Türk İmamın Gülen cemaatine karşı Türk hükümetiyle aynı safta olması anlamına mı geliyor?

    Lütfen burada resmin tamamına bakalım. Siz ısrarla Türk hükümeti diyorsunuz, ben de ısrarla Türkiye Cumhuriyeti Devleti diyorum. Söz konusu komplo sadece Türk devletine karşı işlenmiş bir suç değildir, aynı zamanda onun demokrasisine ve halkına karşı da işlenmiş bir suçtur. Dolayısıyla, size göre bir ‘hareket’ olsa da, bir Türk imamının, bir terör örgütü olduğu resmen belgelenmiş bir oluşumla aynı safta olması düşünülemez. Sonuçta, sizin Gülen hareketi dediğiniz bu oluşum, Türk devletine ve halkına göre bir terör örgütüdür.

    Peki bu Danimarka’da bir Türk imamı olarak Türk hükümetiyle aynı çizgide olması anlamına mı geliyor?

    Bu sorunun cevabını bir önceki sorunuzda aldığınızı düşünüyorum. Ama burada bir konunun altını önemle çizmek istiyorum: Danimarka’da görev yapan her din görevlisi, Türkiye’nin değerlerine ve ilkelerine gösterdiği saygıyı, Danimarka’nın değerlerine ve ilkelerine de aynen gösterir.

    Halkımızın talepleri doğrultusunda, Türkiye devleti 1980’li yılların başlarından itibaren Danimarka’ya din görevlileri göndermiştir. Bugüne kadar yüzlerce din görevlisi gelip gitmiştir. Bunların hiç biri bu ülkenin değerlerine ve ilkelerine karşı yanlış davranış içinde olmamıştır. Bu imamların görev yaptıkları camilerde bugüne kadar hiç bir radikal olay ve provokasyon vuku bulmamıştır. Ben, Danimarka’nın güven ve huzurunun önemli olduğunu düşünüyorum.

    Geçen yaz darbe girişiminden sonra, Türkiye’deki Diyanet, Danimarka dahil olmak üzere Batı ülkelerindeki Büyükelçiliklerine Gülenciler hakkında bilgi topladıklarını söyledi. Bu neden oldu?

    Eğer bunu casusluk olarak adlandırıyorsanız, size casusluğun daha başka bir şey olduğunu söylemeliyim. Casusluk olsaydı herkesin bildiği şeyi yazmazdınız. Kastettiğiniz şeylerin tamamı herkes tarafından bilinen şeyler. Bunları herkes biliyor. İnsanların vahşice öldürüldüğü korkunç bir darbe girişiminin ardından bunu bir devlet refleksi olarak görmelisiniz. Bunu yapanlar aramızda dolaşıyorsa bunun bilinmesi gerekir. Biz, hiç kimse için Gülen’i destekliyor demedik. Bu tamamen farklı bir şey, bu bilgiler zaten herkes tarafından bilinen şeyler.

    Fakat isimlerin dokümanda zikredilmesi ve Türk makamlarına verilmesi… bu bir sorun değil mi?

    Bu isimler gizli değil. Keza benim ismim de gizli değil, bakarsanız Kuzey gazetesinde (Danimarka-Türk medyası) ismimi görebilirsiniz. Herkes bu gazetede yazılar yazdığımı biliyor. Kaldı ki, bahsettiğiniz bu bilgiler yüzünden zarar gören var mı? Herkes işinde ve alışverişinde devam ediyor. Biz, camilerimizde olası bir provokasyon ihtimalini engelleme çabası içindeyiz. Farkındaysanız camilerimizde şu ana kadar herhangi bir provoke olay yaşanmamıştır. Gülen’i destekleyenler bu camilere ibadet etmek için gelmek isterlerse bizim onları engellememiz söz konusu olamaz. Ama bir propaganda için gelirlerse buna hayır deriz. Biz burada kurallara saygılı biçimde işimizi yapmak, insanlarımızın günlük ibadetlerini rahatça ifa edebilmelerine yardımcı olmak için varız.

    Bu bilgiler nasıl toplandı?

    Bu konuda bir şey bilmiyorum, o tarihte ben burada değildim. Ben henüz iki buçuk aydır buradayım. Fakat şunu kesinlikle söyleyeyim ki, Danimarka’daki Türk imamları hiçbir surette bilgi toplamamış, kendilerinden böyle bir talepte de bulunulmamıştır. Böyle bir şey söz konusu dahi olamaz.

    Türk medyasında, Danimarka’daki Türk imamların bilgi topladıklarıyla ilgili haber var?

    Hayır, hayır. Dediğim gibi sizin kastettiğiniz bilgiler Danimarka’daki sıradan herkesin bildiği şeyler. Ben bunların sır olduğunu düşünmüyorum. Herkesin bildiği şey, sır değildir. Bu benim görevim de değil zaten. Bu konuda bizden imamlarımıza herhangi bir talimat gitmemiştir. Böyle bir yazılı resmi belgemiz de yok. Her ülke önemli gördüğü bu nevi bilgileri kendi büyükelçilik arşivlerinde tutar ve bilir.

    Almanya’da Türk imamların vatandaşları ihbar ettiklerinin ortaya çıkmasıyla birlikte Alman makamları birçok imamıı sınır dışı etti.

    Tahminimce, kendi devletlerine yardımcı olmak istemiş olabilirler. Niçin yaptıklarını bilemem. Ancak bu olaya karışanların sayısı çok cüzidir. Bugün Almanya’da Diyanet’in 1000’e yakın din görevlisi var. Bu rakam yüzde bir bile değil. Olayı küçümsemiyorum, ama bunu devletlerine yardım etme duygusuyla yapmış olabilirler diye düşünüyorum. Türkiye Devleti bu tip bireysel hatalarla ilgili elbette gereğini yapar.

    İsveç Türk Büyükelçisi, İsveç gazetesine yapmış olduğu bir açıklamada; Büyükelçiliğin İsveç’te ki Gülen cemaatiyle ilgili bilgi topladığını söyledi. İsveçliler, İsveç’te DEAŞ mensubu kişilerin olduğunu bilseler aynı şeyi yaparlardı. Bu konuda onunla hem fikir misin?

    Bunu, darbe girişimi yaşamış bir devletin tabii refleksi olarak görüyorum. Büyükelçiliklerdeki bu bilgiler gizli değildir. Bunun gizli bilgiler olduğu düşünülseydi, kripto usulüyle gönderilirdi. Türk devletinin bu kişilerle ilgili genel geçer bilgisi olabilir, ama bu bilgileri kesinlikle bizim imamlarımız vermemiştir. Bu onların görevi değildir. Buradaki Türk vatandaşlarıyla ilgili bilgileri asla vermiyoruz, vermedik. Bunu yapmak bizim görevimiz de değil. Türk Büyükelçiliğinde bu bilgiler olsa bile bundan dolayı hiç kimse zarar görmemiştir. Türkiye Devleti’nin amacı terör gruplarını engellemektir.

    Son aylarda Erdoğan ve Avrupa devlet liderleri arasında çok sert retorik yaşandı. Erdoğan’a göre Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasında dini savaş yaşanııyor. Sen bu olaya nasıl bakıyorsun?

    Buna benzer retorikler uluslararası arenada zaman zaman kullanılır. Le Pen de benzer şeyleri söylüyor. Uluslararası alanda söyleniyor.

    Erdoğan, Avrupa’daki Türklerin çok çocuk yapmalarını söyledi. Avrupanın yaptığı terbiyesizliğe, düşmanlığa ve haksızlığa en iyi cevabın bu olacağını söyledi. Sen buna katılıyor musun?

    Benim bir çocuğum var, ama nükleer savaşın konuşulduğu bir dünyada, çocuğumun geleceği için endişeliyim. Kim ne söylerse söylesin, çocuk sayısı neticede her ailenin kendine ait bir karardır. Dediğim gibi bazen uluslararası alanda çok şeyler söylenir. Yazılanları okuduğumuzda çok farklı düşüncelerin olduğunu görüyoruz. Benim için bir çocuk yeterli. Dünya iyiye gitmiyor. Açlık var, su kaynakları kuruyor. Bir çocuğum var ve ben onun toplumda iyi bir insan olmasını istiyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerinin cımbızlanarak alınmasını ve kullanılmasını önyargılı buluyorum. Irkçı düşünceler ve görüşler Avrupa için tehlikelidir. Irkçılığın insanlık adına büyük tehlike oluşturduğunu düşünüyorum. Her ulus kendi ırkının üstün olduğunu iddia ederse halimiz ne olur? Adolf Hitler’den yeterince ders almadık m? Hepimizin ders almış olması gerek. Türkiye Cumhurbaşkanına yaptığınız eleştirileri, burada yaşayan Türkler namına bir tür ırkçılık olarak kabul ediyorum.

    Türkiye Diyanet tarafından gönderilen hutbelere Danimarka’daki imamların uyması gerekiyor mu?

    Her zaman değil, bazen hutbeleri imamların yazmasını istiyoruz. Yazılan bu hutbeler, kurduğumuz bir komisyonun onayından geçiyor. Mesela hutbeyi bazen ben de yazabilirim. Kardeşlik de konulardan biri olabilir. Hutbelerimizi denetleyerek ırkçılığı, radikalleşmeyi ve cinsiyet ayrımını da engellemiş oluyoruz. Hutbelerimizde siyasi jargon, ima ve kışkırtmaların olmamasına büyük özen gösteriyoruz.

    Teşekkürler. Aynı zamanda bir akademisyen kimliğimle, söylediğim bu şeylerin tamamen bana ait düşünceler olduğunun altını çizmek isterim.

    Yorumlara kapalıdır.

    HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com