Çok Yakında

İlk yarıyı Başakşehir lider bitirir

Eylül 10th, 2018 | by Mert Ezici
İlk yarıyı Başakşehir lider bitirir
Yazarlar
0

Emre Ergül sordu, Mert Ezici 10 Kelime’ye 10 Yorum’da bulundu

1- ’Ali Koç Fenerbahçesi’nin kadro planlaması

Yaş ortalaması takriben 30 olan 3 futbolcudan; Fernandao (31), Josef De Souza (29) ve Giuliano’dan (28) 25 milyon Euro gibi hatırı sayılır bir gelir elde edildi. Kaldı ki Fernandao ve Josef’in sözleşmeleri sezon sonunda bitiyordu. Giuliano ise Cocu’nun ana planı olan 4-3-3 sistemine zaten uygun değildi. Geçen sezon kiralık olan Neto ve Janssen ile yollar ayrıldı, iyi de yapıldı. Başta Kameni ve İsmail Köybaşı olmak üzere önceki yönetimin tüm transfer yanlışları tamamen temizlenemese de, az da yol kat edilmedi hani. Hasılı; giden gitti, gidemeyen kaldı cancağızım, biraz da gelenlere bakalım! Kadro, 5’i yerli olmak üzere toplam 11 futbolcu ile takviye edildi. Gelenlerin yaş ortalaması 24, kiralananları çıkardığımızda bonservisi alınan 8 futbolcunun yaş ortalaması ise sadece 22! Genç ve yeni isimlerin kadroya dinamizm katması kuvvetle muhtemel olsa da futbolun kafa kağıdı ile oynanmadığı şerhini de koymak lazım. (Bkz. Kırka merdiven dayamış Emre Belözoğlu) Alınan oyuncuları isim isim değerlendirmeyeceğim daha doğrusu değerlendiremeyeceğim çünkü zaten birçoğunu yeterince izlemedim. Genel olarak maliyet ve mevkiler üzerinden bir değerlendirme yapmaya çalışacağım. Bonservisiyle alınan 8 oyuncu için kulüplerine toplamda 17 milyon Euro ödendi. Slimani ve Ayew için ise 1.5 milyon Euro’dan toplamda 3 milyon Euro kira bedeli verildi. Benzia ise satın alma opsiyonu ile kiralandı ancak maliyetine ulaşamadım. Kabaca 20 milyon Euro harcama yapıldı dersem başım ağrımaz. Son tahlilde; bu transfer döneminde takım gençleşirken dip toplamda da yaklaşık olarak 5 milyon Euro bütçe fazlası verildi. Mevkilere bakalım; Kale, biri bugün (Harun) diğeri yakın gelecek (Berke) için iki iyi eldivenle güçlendi. Stoper, kapalı kutu Reyes ile takviye edilirken her iki kanada da bek takviyesi yapılamadı. Bekler en büyük sıkıntı gibi duruyor. Orta sahada Josef’in boşluğunun muhtemelen Jailson (bir diğer kapalı kutu) ve son gün fırsat transferi Tolga Ciğerci (içi boş çıkma ihtimali olan kutu) ile doldurulması planlandı. Yıllardır eksik olan; alan veren, tempoyu ayarlayabilen, faul alabilen oyun kurucu ihtiyacının (Mehmet Ekici var ancak sürekli yaşadığı sakatlıklar herkesin malumu maalesef) ise Benzia ile giderilmesi umuluyor, göreceğiz bakalım. 19’luk genç transfer Ferdi Kadıoğlu’nun da baş mevkii orası ama henüz süre alamadı. Hücum bölgesine gelince; kanatlar Altınordu’nun göz alıcı genç oyuncusu Barış Alıcı ve tecrübeli Ayew ile takviye edilirken, merkez santrfor mevkii ise Slimani ve Frey ile ümitvar hale geldi. Fenerbahçe’nin zamana ihtiyacı olduğu aşikar. Ali Koç’un Türk futboluna getirdiği hava kadar aşikar! Doğruların oturması için sabır, hataların giderilmesi için hoşgörü şart…

2- Liverpool için o sene bu sene mi?

Son kez şampiyon oldukları 1990 yılından itibaren lige ilk kez dörtte dört başlayarak dört dörtlük bir giriş yaptılar. Premier Lig’in 1992’de kurulduğunu göz önüne alarak; tarihlerinin en iyi PL girişini yaptılar diye, yani salt buradan hareketle, sezonu tarihlerinin en iyi PL dereceleriyle (Şampiyonluk!) nihayetlendirmelerini umabilir miyiz? Yanıt için biraz daha eşeleyelim; Liverpool, dünya futbolunun en yenilikçi ve heyecan verici teknik adamlarından Jürgen Klopp ile dördüncü sezonunda. Alman futbol adamı panzerini mükemmelleştirmek için artık son ara malları alıyor. Ancak eklediklerinden daha da mühimi zırhlısının üç namlusundan (evet bu sefer dört değil!) hiçbirini kaybetmemiş olması. Bir şekilde elinde tutmayı başardığı Mane-Salah-Firmino’dan oluşan hücum hattı gerçekten öldürücü. Son olarak makineye eklenen yeni parçalara bir göz atalım. Geçen sezonun ilk yarısı zayıf karınları olan stoper mevkiine (Virgil Van Dijk – 85 m Euro) ara transfer döneminde astronomik olsa da nokta transfer yaptılar ve muazzam verim aldılar (Kırmızılar, Van Dijk sonrası ligde toplamda 8 maçta kalelerini gole kapatarak bu alanda tüm rakiplerini geride bırakmıştı.) Bu sezona girerken ise astronomik transfer tercihlerini kaleden yana kullandılar. Nisandaki CL yarı finalinde; yarım saatte tam 5 gol atarak uğurladıkları Roma kalecisi Allisson Becker’i, Temmuz’da 75 milyon Euro bonservis bedeli ve tarihin en pahalı kalecisi unvanı ile Anfield’a getirdiler. Bu transferin sebebi kanımca Allison’un maharetli ellerinden ziyade oyun kurucu tadındaki ayakları. Alacağı kimi riskler baş ağrıtabilir ki şimdiden ağrıttı bile (Ligde yedikleri tek golün sebebi Brezilyalı kalecinin ceza sahasında adam eksiltmeye çalışmasıydı!) ancak geçen sezon Pep’in City’sinde; Allisson’un vatandaşı ve meslektaşı Ederson’un kadife ayakları ile yarattığı farkı anımsayınca, bu risklerin oluşturabileceği tehditlerin, yaratacağı fırsatlara kıyasla gözardı edilebileceğini düşünüyorum. Günün sonunda sezona gayet nitelikli bir kadro ile başladıklarını söyleyebilirim. Emre Can kaybını tabii ki önemsiyorum ancak Naby Keita ve Xherdan Shaqiri takviyelerini de beğeniyorum. Klopp’un oyun felsefesini takıma daha da yerleştirmesi ve Salah’ın sıradışı performansını sürdürmesi durumunda başlıktaki soruya şu cevabı verebilirim artık; kuvvetle muhtemeldir, neden olmasın!

3- Beşiktaş’ın yakışıklı kalecisi Karius

Selefi Fabri de yakışıklıydı ancak bir Karius değildi tabi. Genç Alman da (25) iyi kaleci ancak uyumu nasıl olacak, Fabri’nin boşluğunu dolduracak mı, bu soruların cevabını zaman gösterecek. Elleriyle belki Fabri’den çok iş yapacak ama onu CL finalinden bir mevsimde TSL’ye savuran ayakları ile İspanyol kaleciyi aratacağını düşünüyorum. Bir önceki soruda Karius’un Liverpool’daki halefi Allisson Becker’i değerlendirirken, değindiğim kalecilerin ayak tekniği konusuna burada tekrar girmeyeceğim. Ayrıca Karius tutar mı, tutmaz mı bunu bilemiyorum ama Tolga’nın ne elleri ne ayakları ile bu sezon geçmezdi onu biliyorum. O nedenle tarihleri boyunca iyi kaleciler çıkarmış olan Alman tedrisatının yeni nesil ürünlerinden Karius transferini Beşiktaş için olumlu bulduğumu söylemeliyim. Vakti zamanında Fenerbahçe’nin de kalesini koruyan Toni Schumacher, Oliver Kahn ve Yeşilçam filmlerinde dahi adı geçen efsane Sepp Maier bir çırpıda aklıma düşenler. Dünü bırakıp bugüne geldiğimizde ise milli takım hocası Löw’ün elinin altında; modern futbolda kaleciliğin tanımı değiştirdi desek abartmış olmayacağımız Manuel Neuer başta olmak üzere Ter Stegen’inden, Kevin Trapp’ına zibil gibi seçeneği olduğunu görüyoruz. Yakışıklılık mevzusuna dönersek; Beşiktaş, tip ortalamasını yardımcı hocaları (İlhan Mansız & Guti) sayesinde zaten yükseltmişti, dolayısıyla kaleci hilkat garibesi de olabilirdi. Tip muhabbetini/geyiğini burada keselim ve Alman erkek güzelinin (kesemedi) kariyerinin Beşiktaş’ta tekrar uçuşa geçirmesini dileyerek bitirelim.

4- Finansal Fair Play’in Türk futboluna etkisi

Hiç uzatmadan yekten tek kelimeyle söyleyeyim; harikulade! Nihayetinde bir futbol taraftarı olduğumdan ve taraftarı olduğum kulüp kendimi bildim bileli transfer şampiyonu (!) olduğundan ara sıra tepem atmıyor değil ama yapacak bir şey yok. Başta kulüp yöneticileri olmak üzere “transfer de transfer” diye yırtınan taraftar kitlelerine kadar cemil cümlemiz, Batı medeniyetinin bu kısıtlama tokadını ziyadesiyle hak ettik. 4 büyük kulübümüzde transfer dönemini artı vererek kapattı ve bu bildiğim kadarıyla tarihimizde ilk kez oluyor. Boşuna mı yazmış Ziya Paşa, Terkib-i Bend adlı eserinde ta 1870’de;
“Nush(nasihat) ile yola gelmeyeni etmeli tekdir (azar).
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir(dayak)” diye. 150 sene geçmiş şark cephesinde değişen bir şey yok!

5- Cristiano Ronaldo Juventus’da ne yapar?

İlk 3 haftada henüz gol atmamış ve sadece 1 asist yapmış olsa da Manchester United ve Real Madrid’de ne yaptıysa onu yapar. Makine gibi gol atar, atamayacağı pozisyonda asist yapar, Juventus’un zaten güle oynadığı kazandığı Seri A’da şampiyonluk yaşar ve beklentim ile birlikte temennim odur ki Şampiyonlar Ligi kupasını Torino şehrine bir şekilde getirir. Ama bu sene ama sözleşme süreci içindeki herhangi bir sene! Bunları yaparsa dünya futbolunun en büyük üç liginde hem şampiyonluk hem de Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşamış (Portekiz ile yaşadığı Avrupa şampiyonluğu da cabası) bir futbolcu olarak başarı babında, belki de çeşitliliği demek daha doğru olur, tartışmasız bir şekilde zirveye oturur. Ki bu bakımdan zaten zirvede de neyse. Peki başaramazsa ne olur; dizginlenemez hırsı ile psikoterapistleri çaresiz bırakıp yataklara düşmesinin de ihtimaller arasında olduğu ironisi ile bitireyim.

6- Emre Akbaba transferi

Öncelikle bu köşenin takipçileri ile şu bilgiyi paylaşmadan bu maddeyi yorumlamaya geçmem şık olmaz. Belki de bu madde hakkında hiç yorum yapmamam lazım çünkü Emre Akbaba transferine maddi destek veren Galatasaray’ın sponsoru Nef firmasının spor sponsorluklarına ilişkin koordinatörlük görevindeyim. Ancak bu bilgiyi paylaştıktan sonra yaklaşık üç yıldır yazılarımı takip edenlerin samimiyetimden şüphe etmemelerini umarak yine de birkaç kelam edeyim. Emre Akbaba gerçekten çok beğendiğim bir futbolcu. Ayaklarına hakim, oyun görüşü engin, ceza sahasına sıkça dalan, çalımları ve şutları ile Talisca sonrası ligimizin bana göre en iyi ofansif orta sahası. Onyekuru ve Rodriguez gibi hızlı kanat adamları ile oynayacak olması onun adına şans olsa da, en azından Ocak ayına kadar önünde ağırlıklı olarak belki de sadece (!) Eren Derdiyok ile sahaya çıkacacak olması en büyük handikabı. Fatih Hoca, bu yoklukta Emre Akbaba’yı sahte 9 olarak görevlendirirse hiç şaşırmayacağımı belirterek bitireyim.

7- Mourinho’nun düşüşü

TL’nin yabancı para birimleri karşısındaki serbest düşüşü kadar olmasa da Mourinho’nun da dünya futbol piyasasındaki değerinin her geçen gün düştüğü aşikar. Chelsea’de 2. sezonunda yaşadığı şampiyonluk sonrası 3. sezonundaki fiyaskoyu her ne kadar Hazard ve taifesine bağlasam da; Manchester United’da devraldığı kadroyu popüler ve aslında hiç sevmediğim tabirle, sırf Mourinho’ya destek atmak için, çöp olarak nitelendirecek olsam da, bu sezona doğru düzgün transfer yapmadan girmiş olduğunu hesaba da katsam, bu nedenleri/bahaneleri uzatabildiğim kadar uzatsam da, tüm bunlar Real Madrid’deki son senesi ile birlikte çalıştığı son altı sezonda sadece tek lig şampiyonluğu ve Avrupa’da da sadece Kupa2’yi kazanmış olmasını değiştirmiyor. Mourinho’nun devri tamamen geçti, bitti gibi beylik ve aceleci yorumlara katılmıyorum ve kendini yenileyebileceğini umuyorum. Ama bu yenilenme sadece taktiksel olarak olursa yetmez. Portekizli teknik adamın Z kuşağıyla ilgili iletişim becerilerini geliştirmesi, bilgi donanımını arttırması bana göre tekrar çıkışa geçmesinin olmazsa olmaz ön koşulu.

8- Süper Lig’de şampiyonluk şansları

Öncelikle ilk yarıyı Başakşehir’in lider bitireceğini düşündüğümü belirterek başlayayım. Ancak takım kalitesini birkaç basamak üste çıkaran deneyimli Emre ve Adebayor ikilisinin birer yaş daha aldığını da unutmamak lazım. Kalede de sıkıntı yaşayabilirler diye düşünüyorum. Ancak bu kez ligin sonunu getirme ihtimallerini bir hayli yüksek görüyorum; şansları %30. Galatasaray lige santrfor eksiği ile başlamasa bu sezonun ağır favorisiydi ama illaki Ocak’ta takviye yapacaklardır. Yine de bugün itibariyle Başakşehir’in bir adım gerisinde olduklarını düşünüyorum; şansları %29. Beşiktaş kadrosu yaşlı ancak uluslararası düzeyde ciddi deneyimi olan isimlerden oluşuyor. Adem Ljajic transferi ile takımda 4. sezonuna giren Şenol Hoca’nın da orta sahada eli artık daha rahat. Ancak camiada nedenini tam olarak anlayamadığım olumsuz bir hava sezinliyorum. Kimi maçların kimi bölümlerinde takım aksa da dip toplamda istikrarlı bir oyun göremiyorum; şansları %26. İlk soru da uzun uzun incelediğim Fenerbahçe ise inşa sürecinde ve an itibariyle zirvenin 9 puan gerisinde. Ancak Ali Koç ile yakaladığı pozitif hava ve heybeti hatırına hesaba katıyorum; şansı %15!

9- Kemal Özdeş’in Kasımpaşa’sı

2016 Eylül’ünde, bugün halen aynı görevi yürüten Kasımpaşa sportif direktörü Nursal Bilgin, kameraların karşısına geçti ve yeni hocayı basına tanıttı; “Transfer politikasında, alt yapıda, oyun disiplinlerinde bir takım modeller oluşturduk. Örneğin transfer politikasında, oyuncu ücretlerinde homojen bir yapı olsun ve tümü umut vadeden genç futbolculardan oluşsun istedik. Bu politikaları uygulayabilecek en uygun kişi olarak yönetimimiz Teknik Direktörlük görevi için Kemal Özdeş’i seçmiştir. Kendisi Türk futbolunun gelecek vadeden en değerli isimlerindendir. Amacımız uzun vadeli bir beraberliktir. Sözleşme her ne kadar 1 yıllık olmasına rağmen uzun vadeli olarak düşünülmektedir.” Kemal Özdeş, Manisa Spor Akademisi’nden merhum Tevfik Lav’ın ve Ersun Yanal’ın arkadaşıydı. Her iki hocanın da bir zamanlar yardımcılığını üstlenmişti. O da Yanal ve Lav gibi antrenman bilimlerini takip ediyor, literatür tarıyor, mürekkep yalıyordu. Kasımpaşa’da görev alana kadar kendisini pek tanıyan yoktu. Bir önceki sezonu 7. bitirmişlerdi, Özdeş ile geçirdikleri ilk yılı 10. sırada tamamladılar. İkinci yılı geçen sezondu, devre arasına girerken Kemal Hoca istifa etti ancak kulübün patronu Turgay Ciner ile yaptığı görüşme sonrası görevine devam kararı aldı ve ligi bu kez 8. sırada tamamladı. 1920 doğumlu kulüp, bu sezon Özdeş ile birlikte 3. sezonuna giriş yaptı ama bu sefer ne giriş! Dörtte dört yaparak tarihlerinde ilk kez puan farkıyla Süper Lig’in zirvesine yerleştiler. Kadronun sadece 11 milyon Euro bütçe ile kurulduğunu da belirtelim. Liyakat sahibi insanlara yetki verilip, yaptıkları doğruların oturması için sabır gösterilince ve tabii ki süreç içindeki varsa hataları, eksikleri tolere edilince konu değil futbol ne olursa olsun bir yerlere gelinebiliyor işte! Kemal Özdeşli Kasımpaşaspor’un başarısının sürmesini ve bu köklü semt takımının teknik adam istikrarının diğer kulüplere örnek teşkil etmesini diliyorum.

10- Cimbom’un Şampiyonlar Lig’i grubu

(Lokomotif Moskova, Porto, Schalke 04, Galatasaray)
Ölüm grubu denir ya hani; işte bu da lokum kasesi! Defans merkezi tövbe billah güven vermeyen Galatasaray üstüne üstlük net bir santrforu olmadan başlayıp bitirecek grubu. Nerden baksan plansızlık nerden baksan saçma! Ezcümle, rakipler lokum olmasına lokum ama Cimbom’da bu kadro yapısı ile CL standartlarında gayet kolay lokma. Bu lokum kasesine Terim balı düşürdüyse buradan çıkaracak olan da ancak Terim mahareti olabilir. Balla düşülür bu gruba ama balı pekmeze katsan yine çıkamazsın doğru oynamazsan. Ben Galatasaray’ın bu grupta dahi şansını düşük görüyorum ancak Galatasaraylı dostların çok sevdiği bir sloganla subliminal mesajımı da bırakarak yazımı noktalıyorum; Allah Kerim, Fatih Terim!

Yorumlara kapalıdır.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com