Çok Yakında

HAYAT FENA HALDE MATEMATİK

Ekim 7th, 2015 | by Fikret Aydemir
HAYAT FENA HALDE MATEMATİK
Yazarlar
0

(Fikret Aydemir’in Ekim ayı sayısı için kaleme aldığı yazıdır…)

 

LİSEDE matematik öğretmenin Remzi hoca, ‘hayatın matematikten ibaret olduğu’nu söylediğinde fena halde dalga geçmiştik aklımız sıra.

Oysa ‘hayat gerçekten fena halde matematik’miş…

1923 Türkiye’sinde;
Nüfus 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu.
40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu.
Traktör sıfırdı, tarlada sadece karasaban kullanılırdı.
5 bin köyde sığır vebası vardı.
Hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu.
2 milyon kişi sıtma, 1 milyon kişi frengiydi, verem, tifüs, tifo salgını vardı.

3 milyon kişi trahomluydu.
Bebek ölüm oranı yüzde 48’di, memlekette sadece 337 doktor vardı.
Sadece 60 eczacı vardı, bunların sadece 8’i Türk’tü.
Diş hekimi 0’dı. 4 hemşire vardı.
40 bin köy, sadece 136 ebe vardı.
Ortalama ömür 40 yaştı.
Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bin.

Limanlar, madenler, demiryolları yabancıya aitti.
Toplam sermayenin sadece yüzde 15’i Türk’tü.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan sadece 4 fabrika vardı: Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri…
Elektrik sadece İstanbul, İzmir ve Tarsus’ta vardı.
Otomobil sayısı bin 490’dı. Sadece 4 şehirde özel otomobil vardı.
Tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu.
Arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak, trenlerle
götürülmüştü yurtdışına.
Kimisi
alaturka saat’i kullanıyor, güneşin battığı anı 12:00 kabul ediyordu. Kimisi zevali saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12:00 kabul ediyordu. Kimisi güneş batarken grubi saat’i esas alıyordu. Kimisi güneşin tamamen battığı ezani saat’i esas alıyordu.
“Saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan ayrı bir ses çıkıyordu.,
Kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi Rumi takvim kullanıyordu. Kimisinin Şubat’ı kimisinin Aralık’ına denk geliyordu. Herkes aynı zaman dilimindeydi, ama farklı aylarda yaşıyordu!
Dirhem, okka, çeki vardı. Arşın, kulaç, fersah vardı. Ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz… Ölçülerimiz
‘ortaçağ’dı.
Erkeklerin sadece yüzde 7’si, kadınların sadece binde 4’ü okuma yazma biliyordu.
Okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. Okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu.
Toplam
4894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı.

Türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı.
Öğretmenlerin üçte birinin, öğretmenlik eğitimi yoktu.

Tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi.
İbrahim Müteferrika’dan itibaren 150 sene boyunca basılan kitap sayısı sadece 417’ydi. Bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. Ki zaten, Müteferrika da devşirmeydi, Macar’dı.
Bu topraklara kitap gelene kadar, Avrupa’da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, 5 milyar adet satılmıştı.”

Onur Öztarhan’ın alıntıladığı bu yazıyı sosyal medyada okuyunca bir kez daha hayatın fena halde matematik olduğunu düşündüm.

Şimdilerde elimizin altında 1001 olanak varken ve 1100 odalı sarayımızda otururken bütün sorunların kaynağı olarak ‘tek parti dönemi’ni sorumlu tutuyoruz.

Oysa, hayatı anlamanın da fena halde matematikten geçtiğini unutuyoruz.

Yorumlara kapalıdır.