Çok Yakında

HARİTASI KAN VE PETROLLE ҪİZİLEN ṢEHİR: MUSUL

Kasım 24th, 2016 | by Bahadır Güler
HARİTASI KAN VE PETROLLE ҪİZİLEN ṢEHİR: MUSUL
Yazarlar
0

(Tarihçimiz Bahadır Güler’in Kuzey’in Kasım sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

Havlan ya da Mavsil de denilen Musul, El-Cezire (Dicle ve Fırat nehirleri arasında kalan bölgenin adıdır. Bölgeye Araplar El-Cezire, Avrupalılar ise iki nehir arasında kalan bölge anlamına gelen Mezopotamya ismini vermişlerdir.) bölgesinde, Dicle nehri kıyısında, eski Ninova şehrinin batısında kurulmustur.Savunmaya uygun olan coǧrafi konumu ve verimli topraklara sahip olan şehir sonraları Hıristiyanlıǧın önemli merkezlerinden birisi haline gelmiştir.

Halife Hz.Ômer (RA) döneminde Islam idaresine giren Musul, Emeviler ve Abbasiler dönemindede önemini korumaya devam etti. Selҫuklular ve özellikle Zengiler döneminde ҫok önemli bir ticaret ve kültür şehri haline gelen Musul bu bölgenin en ҫok dikkat ҫeken şehirlerinden birisi olmuştur.

Bugün 1 milyondan daha fazla nüfusu ile önemli bir Irak şehri olan Musul Türklerin/Türkmenlerin aǧırlıklı olarak yaşadiklari bir Türk şehri olma özelliǧini hala devam ettirmektedir.

Miladi 637 tarihinden beri müslümanların elinde olan Musul, uzun yıllar Osmanlı idaresinde kaldıktan sonra Mondros Mütarekesi´nin 7. maddesi bahane edilerek Ingilizler tarafından işgal edilmiştir.(15 Kasım 1918). Bu fiili durumu kabul etmeyen Ankara ve (Ankara´nın baskısı ile) Meclis-i Mebusan Musul ve Kerkük´ü Misak-i Milli (Milli Yemin) sınırları iҫerisine dahil ederek bu duruma karşı ҫıkmıştır.

Bu yazımızda altını ҫizmeye ҫalısacaǧımız konu, tüm müslümanların günde 5 vakit ezanlarda dinlediǧi ve ibadetleri esnasında dillerinden düşürmediǧi Allah´ü Ekber nidaları manevi anlamda ne kadar önemli ise, hayatlarını ve devamiyetlerini başka milletlerin zenginliklerini kendi ülkelerine götürerek kendi insanlarının refah iҫerisinde yaşaması iҫin yüzbinlerce masum insanı öldürmekten, birbirlerine öldürtmekten ҫekinmeyen emperyalist zihniyet icinde petrol teşbihi anlamda Allah´tan daha önemlidir ve bu ” kanlı siyah gözyaşını” elde edebilmek iҫin her türlü insafsızlıǧı ve katliamı yapmaktanda hiҫbir zaman ҫekinmeyeceklerini geҫmişte yaşanmış olaylardan biliyoruz ki, bugün Suriye ve Irak´ta devam etmekte olan kirli savaşta yine bu siyaha bulanmış masum insanların gözyaşları üzerinden devam etmektedir ve gelecektede devam edecektir.

Yukarıda kısa bir tarihҫesini vermiş olduǧumuz bir müslüman Türk şehri olan Musul petrolün enerji kaynaǧı olarak endüstriyel deǧerinin artmasından dolayı o dönemin ve günümüzün emperyalist fikirlere sahip olan devletlerinin iştahını kabartmış ve kabartmaya devam etmektedir. Senaryo aynı, film aynı ama isimlerin deǧiştiǧi bu sahnede kan ve gözyaşı hiҫbir zaman dinmemiş ve böyle giderse dinmeyecektirde.

SYKES-PICOT ANTLAṢMASINA GÖRE ANADOLU VE DIǦER OSMANLI TOPRAKLARININ PAYLAṢIMI

Osmanlı´nın Almanya yanında girmiş olduǧu 1. Dünya Savaşı devam ederken bu savaşın karşı tarafında bulunan ve o dönemin süper gücü durumunda ki iki devlet, Fransa ve Ingiltere petrol bölgesi durumundaki Arap Yarımadasını ve tüm Ortadoǧu ile birlikte tüm Osmanlı topraklarını kendi aralarında yaptıkları gizli bir anlasma olan “Sykes-Picot” ile paylaşmışlar ve bundan sadece bazı Osmanlı Vilayetleri´nin kendisine verilmesi kaydı ile onay veren Rusya´nın haberi olmuştur. (Trabzon,Erzurum, Van ve Bitlis).Bu antlaşmanın hükümleri gereǧince, Mondros Ateşkes Antlaşmasını (30 Ekim 1918) müteakiben 15 kasım 1918 tarihinde Ingilizler Musul ve ҫevresini işgal etmislerdir. Bu işgal Istanbul Hükümeti´nin ve Padişah´in Ingiliz baskısına hemen boyun eǧmesi ve direnmemesinin sonucu gerҫekleşmiş ve bu işgale sadece Ali İhsan (Sabis) ve Mustafa Kemal Paşalar karşı ҫıkarak bunu kabül edilmemesi iҫin İstanbula´a onlarca telgraf ҫekmişlerdir. Ama bu ҫabalar bu bölgenin işgalini engelleyemediǧi gibi her iki Paşa´da görevlerinden azledilerek merkeze ҫaǧrılmışlardır.

Bu haksız ve hukuksuz işgal ile ortaya ҫıkan fiili durum savas boyunca ve sonrasında da devam etti. Bu bölgede kukla bir Kral olan 1. Faysal´ın başına geҫirildiǧi Irak Krallıǧı´nın bir parҫası haline getirilen Musul´un işgali, Ingiltere´nin planları dahilinde daha sonra Cemiyet-i Akvam ( Birlesmis Milletler) nezdinde ortaya ҫıkabilecek hukuki süreҫ iҫin kitabına uydurulmuş oldu.

Kurtuluş Savaşı´nın ardından yapılan Lozan Barış görüşmelerindede her iki taraf (İngiltere ve Türkiye) aҫısındanda önemini korumuş ve pazarlık masasındaki taraflar arasındaki müzakerelerin bir ara durmasına sebeb olmuştur.

Lozan´da 21 kasım 1922´de başlayan görüşmelerin 4 şubat 1923´te kesintiye uǧramasına seseb olan Musul meselesi, Ingilizlerin görüşme masasındaki diǧer taraf devletlerinde (Fransa,Japonya, Italya,Yunanistan,Romanya ve Yugoslavya görüşmelere Türkiye´nin karşısında katılmış,Rusya ve Bulgaristan´da Boǧazlar konusu görüşülürken bu masada bulunmuş, Amerika´da gözlemci olarak katılmıştır.) desteǧini alarak bu meseleyi Cemiyet-i Akvam/Birlesmis Milletler´in hakemliǧine kadar götürerek orada ҫözüm aranmasını saǧladı ki, bu durum zaten ta başından beri Ingiltere´nin planladıǧı bir durumdu.Ingiltere bu konu Birleşmiş Milletler´in hakemliǧine getirilirse Birlesmiş Milletler´e üye olmayan Genҫ Türkiye Cumhuriyeti karşısında davanın kendi lehine sonuҫlanacaǧını biliyordu.Mesele Birlesmiş MIlletlerin oluşturmuş olduǧu bir komisyon tarafından alınan bir tavsiye kararıyla ikili görüşmelere bırakılmış olması İngiltere´nin elini rahatlatmış ve Musul´un Irak Krallıǧı ve dolayısı ile kendi yönetimi altında kalmasını saǧlamıştır.

LOZAN BARIṢ ANTLAṢMASININ IMZASI

Lozan´da ikili antlaşmaya bırakılan meselenin ҫözümü iҫin bölgeye gelen komisyonun gelişi ile eşzamanlı olarak Ingilizlerin maddi ve silah desteǧi ile önce Anadolu´nun Doǧusun´da Nasturi/Süryani Isyanı ҫıkarılmış ve bu isyanın bastırılmasının hemen ardındanda Seyh Sait Isyanı patlak vermiştir. Bu iki isyan ile zor durumda kalan Türkiye Cumhuriyeti tüm haklılıǧına ve ҫabasına raǧmen Birleşmiş Milletler Komisyonu´nun vermiş olduǧu bu kararla Musul´u Irak Devleti´ne ve dolayısı ile Ingilizlere bırakmak zorunda kalmıştır.

1924 yılında Mustafa Kemal´in Musul Meselesi´ni Musul´a asker göndererek ҫözme planlarını bugün bile hala tartışma konusu olmaya devam eden Seyh Sait Isyanı´nın engellediǧi ve Musul´a yapılacak askeri harekat iҫin hazırlanmış olan birlikler birbiri ardına ҫıkan bu isyanları bastırmak iҫin kullanılmak zorunda kalındıǧı tarihi belgelerde aҫık ve net bir şekilde ortaya konmuştur.

Birleşmiş Milletlerce belirlenen ve Misak-I Milli´ye karsı olarak Ingiliz işgali altındaki bölgeleri Irak Devleti sınırları iҫinde gösteren “Türk-Irak Sınır ve Iyi Komşuluk Ilişkileri Antlaşması´nın” 5 haziran 1926´da Ankara´da imzalanması ile birlikte Musul Meselesi Türkiye iҫin sonlanmıştır.

Bugün bu konuda fikir beyan eden siyasilerin bu konu ile ilgili derinlemesine bir bilgi sahibi olmadan geҫmişe dönük suҫlamalar yapması, o dönem devleti idare edenlere karşı yapılmış ve yapılmakta olan en büyük haksızlıktır. Lozan´da yeterince mücadele edilmediǧini, Lozan´ın bir hezimet olduǧunu,Musul´un Lozan Antlaşması ile kaybedildiǧini iddia edenlerin Musul´un zaten Mondros Ateskes Antlasması´nın 7. Maddesi uyarınca 1918 tarihinde Ingilizler tarafından işgal edildiǧinden ve bölgenin fiili olarak kaybedildiǧinden haberlerinin olmaması yada bu konuda yeterince bilgilendirilmemeleri Musul Meselesi´ni bugün bile yanlış deǧerlendirmemize sebeb olmaktadır.

O gün Fransa ve Ingiltere tarafından kendi aralarında yapılan gizli antlaşmalar ile paylaşılarak sınırları belirlenmiş olan bölge, bugünde yine aynı devletler ve özellikle ABD ve Rusya arasında kapalı kapılar arkasında yapılan görüşmeler ile paylaşılmaktadır. Irak ve Suriye´de ki bugünkü fiili duruma bakacak olursak, Suriye Rusya´nın, Irak´ta ABD´nin denetimine /mandasına bırakılmış gibi görünmektedir.

O gün Osmanlı´ya ve Genç Türkiye Cumhuriyeti´ne karşı kullanılan kürtler ve araplar bugün yine Türkiye Cumhuriyeti´ne karşı kullanılmakta ve bölgede tarihsel bir mirasa sahip olan Türkiye geҫmişte olduǧu gibi oyunun dışında tutulmaya ҫalışılmaktadır.

Yakın gelecekte bölgenin yeni sınırlarının belirlenmesi gündeme gelmeden önce bizzat bu işin tarafı durumunda bulunan devletler aracılıǧı ile organize ve finanse edilen terör örgütleri aracılıǧı ile bölge insansızlaştırılmakta ve enerji kaynaklarının yine bu devletlerce kontrol edilebilmesi iҫin milyonlarca insan yerlerinde ve yurtlarından edilerek mülteci durumuna düşürülerek yollarda ölmelerine yada sefil ve onursuz bir hayat yaşamalarına sebebiyet verilmektedir.

Resmi olarak olmasada Suriye ve Irak parҫalanmış bir görüntü vermekte ve bu aşamadan sonra ne olabileceǧini bu planı yapanların dışında kimse tarafından bilinmemektedir. Ama şu bir gercek olarak karşımızda her zaman durmuş ve duracaktır. Enerji kaynaklarına mahkum olan bu devletler bu kaynakları ellerinde tutabilmek ve halklarına daha müreffeh bir hayat yaşatabilmek icin her türlü ҫılgınlıǧı ve her türlü katliamı yapmaya hazır bir haldedirler.

Geҫmişte Nasturi ve Ṣeyh Sait Isyanları ile elimizdeki kartları doǧru bir şekilde kullanmamızı engelleyenler, bugünde PKK, PYD, YPG ve DEAŞ aracılıǧı ile bu bölgede Türkiye´nin yeterince aktif olmasının önüne geҫmeye calışmaktadırlar.

Sonuҫ olarak şunu belirterek yazıma son vermek istiyorum.Kan ve gözyaşının petrol denilen illetin yanında hiҫbir deǧerinin olmadıǧı ve oyun kartlarının tekrar karıldıǧı bu bölgede Türkiye´de yaşayan herkesin ve özellikle siyasetҫilerin birlik olmaları ve ortak hareket etmeleri gerekmektedir. Unutmayalım ki başka TÛRKIYE yok….

Kan ve gözyaşının petrole bulanmadıǧı,annelerin ve ҫocukların aǧlamadıǧı bir DÛNYA umudu ile…

Dostҫa ve barış iҫinde kalın…

Yorumlara kapalıdır.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com