Çok Yakında

GÜNEŞ’İN KIYMETİ

Kasım 29th, 2015 | by Mert Ezici
GÜNEŞ’İN KIYMETİ
Yazarlar
0

(Mert Ezici’nin Kuzey’in Kasım ayı sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

 

“Ben bir şey yapmıyorum, her şeyi futbolcular yapıyor.”

Ligin fiyakalı takımlarından birini deplasmanda, üstelik stadının açılış maçında adeta sürklase ederek 5 golle yıkan bir teknik adamın ucuz bir tevazu gösterisi yok burada. İnanarak söylediği yüzünden okunuyor. Son on yılda tornasından geçen hemen her futbolcuya kademe atlatan Şenol Güneş, ne zaman başarısının sırrı sorulsa; özünde zaten bu yanıtı veriyor.

Kariyeri baş aşağı gitmekte olan, sağ açıkta vasatı aşamayan Burak Yılmaz onun elinde bir gol makinesine dönüşüyor, temposuz bir orta saha olarak eleştirilen Selçuk İnan’a yerli Xavi yakıştırmaları yapılmaya başlanıyor, Onur Kıvrak tam da o dönemde Türk futbolunun bir numaralı kalecisi oluveriyor.

Bursaspor’da da devam ediyor oyuncuları uçurmaya, art arda kariyer zirveleri yaptırıyor genç adamlara. Fizik gücü dışında başat bir özelliği bulunmayan Fernandao krallık tacını takıyor, tükenmiş Volkan Şen tüfekleşiyor; çift haneli gol ve asist rakamlarına ulaşıyor. Yirmilik Ozan Tufan, yabancı kuralının kalktığı sezonda büyükleri transferi için birbirine kırdırıyor.

Tüm bunlar olurken, Şenol Güneş gerçekten bir şey yapmıyor olabilir mi? Tesadüf ya da talih sözcükleri ile bu kariyer patlamalarını açıklamak mümkün mü? Değilse, işin sırrı nerede? Sanırım bir sonraki cümlesinde; “Ben sadece yardımcı olmaya çalışıyorum.”

Tıpkı çobanken hayvanlarına yardımcı olmaya çalıştığı gibi…

Çocukken inekleri otlamaya getirirdik. Otlamadan sonra dere kenarına su içmeye inerdik. Biz su içmeye getirirdik ama suyu biz içiremezdik. Su içmek ona aitti. Algılama ve öğrenme o kişiye aittir. Ama oraya getirmek de senin boynunun borcu…”

Şenol Güneş özellikle Seul’de geçirdiği iki yılın (2007-09) ardından başkalaştı. Ya da hep başkaydı da gösterişsiz tavrı nedeniyle biz geç uyandık. Malum, sevmiyoruz sadeliği. Şaşalı laflara, abartılı tavırlara tav oluyoruz. Kibire eşlik eden başarıya zaten müptelayız. Hal böyle olunca, her müptezel gibi ödüyoruz bunun bedelini. Beyefendi olanı sıkıcı bulup mahallenin itiyle takılan sonra da it gibi pişman olan genç kızları andırıyor durumumuz. Alçak gönüllüğü zayıflık olarak kodladıkça beynimiz, biz daha çok acı çekeriz.

Nuri Bilge Ceylan’ın, Altın Palmiye’yi kazanmasının ardından verdiği ilk röportajda belirttiği üzere; “Mütevazılık falan hiçbir zaman gerçek bir üst değer olamamıştır bizde. Bir ortamda mütevazı olmaya kalkarsanız saygı hemen azalmaya başlar, hissedersiniz. Kültürün bütün elemanları insanları şişinmeye, övünmeye, defolarını gizlemeye itiyor. Bu da çok ağır bir yük taşımamıza neden oluyor. Gizlenecek şeyler devamlı birikiyor.”

Türk toplumunun da, futbolunun da sağalması için gerçeğin en yalın haliyle ortaya konması ve ona koşulsuz saygı duyulması gerekiyor belki de. Olanı çarpıtarak, olmayanı uydurarak, ampulü güneş diye yutturarak olmuyor işte!

Güneş’lerin çoğalmasından ziyade Güneş’lerin kıymetini bilenlerin artması dileğiyle…

Yorumlara kapalıdır.