Çok Yakında

‘Gerçekten gerçek olamayacak kadar güzel adam Süreyya’

Şubat 18th, 2018 | by Mert Ezici
‘Gerçekten gerçek olamayacak kadar güzel adam Süreyya’
Yazarlar
0

10 kelime, 10 yorum… Mert Ezici yine kalemini konuşturdu…

1. “Güzel Adam Süreyya” filmi

Bir filmi izlemeden, bir kitabı okumadan peşin hükümle övmeyi ya da yermeyi sevmem dahası anlamsız bulurum. Ancak bu filme girerken ve hakkında neredeyse daha hiçbir duymamışken, sinema bileti fotoğrafını sosyal medya hesabımdan “İzle, izlet…” diyerek paylaştım. Malzemeci Süreyya’nın hikayesini nispeten biliyordum, ne de olsa yaşımdan çok emeği vardı futbola, Beşiktaş’a… Filmin sonuna doğru yaptığım erken paylaşımdan pişman olmak bir yana bir hikaye daha koymadan edemedim İnstagrama. Solucan gibi bükülerek açıyı ayarladım, zoomlayarak beyaz perdeden fotoğrafı aldım, altına afili bir font ile şöyle yazdım; “Yavuz Turgul filmlerindeki Şener Şen gibi sevimli ve erdemli…”
Ben bu paylaşımı yaptıktan hemen sonra Önder Özen belirdi beyaz perdede. O lezzetli üslubuyla Süreyya abinin kendisine Ertem Eğilmez filmlerini çağrıştırdığını söyledi. Ardından Güntekin Onay, Kemal Sunal karakterlerinin saflığını temizliğini görüyorum Süreyya Soner’de gibi bir cümle sarf etti. Daha sonra tanımadığım birine uzattılar mikrofonu ve en güzel benzetmeyi de bence o yaptı; “Süreyya abi Yaşar Ustadır” dedi. Gerçekten gerçek olamayacak kadar güzel adam Süreyya. Bana, ona, buna bir dönem emektarı olduğu Yeşilçam filmlerini anımsatması da bu yüzden. Gözyaşlarınızı tutmanız belki mümkün (ki ben saldım gitti) ama kahkaha atmama ihtimaliniz yok film esnasında. “Futbol romantikleri gitsin, izlesin, işte bana ne” diyen kim varsa kalksın gitsin çay demlesin! Eğer insani hasletleriniz varsa; gün be gün yitirdiğimiz değerleri dert ediniyorsanız, yolda top bulsanız bomba diye karakola götürecek denli futboldan uzak olmayı bile dert etmeyin, filmi izleyin. Son olarak emeği geçen herkese candan teşekkürler, size de iyi seyirler!

2. Ziraat Kupası’nı kim kaldırır?

Bu topa girmesem olur mu? Geçen ayki yazıda ligdeki şampiyonluk şanslarını verdim ama doğrusu öyle bir sezon yaşanıyor ki, her hafta fikrim değişiyor. Hata bende değil ama bu soruyu Nostradamus’u bulup sormayan da! Bu bağlamda Ziraat Kupası hakkında da bir yorumda bulunmayı reddediyorum!

3. Adebayor

Hayatı yazılsa büyülü gerçekçilik türünde kült eser olur. Bilmeyenler için sadece başlangıcını söyleyeyim, merak eden zaten devamını getirir. 4 yaşında yürüyemeyen Afrikalı bir çocuk. Sadece memleketi Togo’da değil, civar ülkelerde de doktor doktor gezip derman arıyor ailesi. Bulamayınca annesi kucağına alıyor, kilisenin yolunu tutuyor. Rahip 7 gün boyunca dua etmesini salık veriyor. Yedinci gün dışardan bir top kaçıyor kiliseye. Dua eden kadının yanındaki çocuk ayağa kalkıyor ve ona doğru gelen topa adımını atıyor. İşte bu Adebayor ‘un ilk adımı.
Kariyer adımlarına geçelim; Monaco, Arsenal, Manchester City, Real Madrid, Tottenham! Dehşet bir özgeçmiş var karşımızda. Ancak 2014-15 sezonunun ortasında kızağa çekiliyor Togolu kısrak. Ve düşüşü başlıyor. Tottenham’da kapıyı gösteriyorlar ve 2015-16 sezonun ilk yarısını kulüpsüz geçiriyor. İkinci yarı kariyerine bir başka Londra kulübü Crystal Palace’da devam ediyor ama olmuyor. Sezon sonu yine kulüpsüz kalıyor ve bir sonraki sezonun ilk yarısını da boşta geçiriyor. Başakşehir’e işte bu durumda 2017 Şubat’ında; son iki sezonunda sadece iki gol atmış, toplamda bir yıldan fazla maça çıkmamış ve 33 yaşına basmış bir yıldız eskisi olarak geliyor. Doğrusu kağıt üzerinde hiç şık durmuyor ancak Nisan ayında çıktığı ilk büyük maçta Galatasaray’a hattrick yapınca o kağıt yırtılıyor!
Aynı sezon Beşiktaş’a da yazıyor golünü. Başakşehir ligi ve kupayı ikinci olarak tamamlarken azımsanmayacak bir katkı sunuyor Afrikalı. Bu sezon ise siftahını Fenerbahçe ile yapıyor, Beşiktaş maçını boş geçtikten sonra sarı kırmızılılara bir kez daha hattrick yapıyor! Skor katkısından bağımsız olarak bana göre asıl oyunda fark yaratıyor Togolu. Gol krallığı yarışında 6. sırada ancak ligimizde Burak Yılmaz ile birlikte takımının çehresini onun kadar değiştiren bir başka santrfor benim aklıma gelmiyor. Takımı hücumdayken ve top ayağında değilken; boş koşuları ile rakip defansları bakkal manav gezdiriyor, pas opsiyonu yaratmak için sürekli hareket halinde oluyor. Topu ayağına aldığında başka bir hikaye başlıyor. Uzun boyuna rağmen çok etkili top sürebiliyor, alan kat edebiliyor. Top saklama konusunda ise hala dünyanın en iyilerinden biri desem mübalağa etmiş olmam. Top sürerken dezavantaj olarak görülen uzun boyu ise hava toplarında doğal olarak avantaja dönüşüyor. Fizik gücü de yerinde olan Adebayor bitiriciliğini biraz keskinleştirebilse, bana göre, ligimizin açık ara 1 numaralı santrforu olur.

4. Süper Lig’in en iyi kalecisi

Form geçici klas kalıcı derler, klişedir ama doğrudur. Potansiyel olarak hala en iyisi Muslera. Taffarel’in dönüşüyle tekrar formunu yakalayıp zirveye oturabilir ancak bu sezon Uruguaylı eldivene en iyi demek diğerlerine haksızlıktan ziyade ayıp olur. Benim bir numaram Göztepe’nin kalecisi Beto. Turnayı gözünden vurmuş İzmir ekibi. İlerleyen yaşıyla bile uyuyor sarı kırmızılılara; 35.5! Latife etmeyi bırakayım ve şu ana kadar ki performansı nedeniyle uçan Portekizli’ye kasket çıkarayım. İki hafta önce Trabzon deplasmanında yaptığı sürreal kurtarışlar ile bordo mavili taraftarların üzerinde aksesuar bırakmamıştır ama neyse! (O maçı kaçıran varsa buradan buyursun; http://tr.beinsports.com/lig/spor-toto-super-lig/ozet/2017-2018/20/trabzonspor-0-0-goztepe-mac-ozeti) Başka kaleci olsa sadece Okay o gün hattrick yapmıştı, oysa ki maç golsüz bitti. Soru en iyisi ancak birkaç eldiveni daha zikretmeden olmaz. Bursasporlu Harun mesela. Adı geçtiğimiz aylarda Juventus ile anıldı. Açıkçası kolay bir transfer değil ama olursa müthiş olur. Gelmiş geçmiş en iyi kalecilerden biri olan Buffon’dan eldiveni devralmanın spekülasyonu bile heyecan verici. Son olarak ligin dibindeki iki takımın iki kalecisine iki parantez açıp konuyu kapatayım. Karcemarskas’ın TSL’de dokuzuncu yılı ve istikrarı ile bana göre hala ligin kalburüstü kalecilerinden biri. Diğeri de Başakşehir ve Beşiktaş’tan beşer gol yiyen Karabük’ün genç file bekçisi Çağlar Akbaba. 22 yaşındaki eldiveni övmek için erken hele de iki maçta 10 gol yemişken ancak inanın yermek için daha da erken. İyi bir kumaşı var, yolu açık olsun.

5. Çin’de kendine takım arayan Igor Tudor

Bu spekülasyonu ben de duydum ancak belki de Çin takımları Tudor’u arıyordur! Tudor’un gidişi ve Terim’in gelişi ile bana göre de Galatasaray’ın şampiyonluk şansı arttı ancak Hırvat teknik adamın medyadaki Terimciler tarafından bu denli itibarsızlaştırılması beni çok rahatsız ediyor. Deplasmanda yaptığı taktik işgüzarlıklar ile sert eleştirileri tabii ki hak etti ancak sezon başında sıfırdan kurduğu kadronun niteliğini ve harmonisini göz ardı edemeyiz. Unutmayalım ki Tudor dümendeyken son yıllardaki en başarılı transfer dönemini geçirdi Galatasaray. Sırf Juventus tedrisatından geçti diye Hırvat teknik adamdan bir Conte çıkmasını ben de beklemiyorum ama bir Bülent Uygun olmadığı da aşikar. Terimcileri itidale davet ediyorum!

6. Etoo’nun Konya transferi

Sene başında adı Fenerbahçe ile geçtiğinde yüreğim pırpır etmişti. Hatta Aziz Yıldırım sultası bitmeden kulübe 1 liralık katkı yapmama sözümü yemiş ve tıpış tıpış gidip kombinemi almıştım. Şu anda Fernandao’yu izliyorum!.. Amma abartmışsın adam 36 yaşında diyenlere, o adamın neden Weah ve Drogba ile birlikte gelmiş geçmiş en kariyerli üç Afrikalı santrfordan biri olduğunu belki de birincisi olduğunu açıklama zahmetine girmeden, sadece geçtiğimiz iki sezonki istatistiklerini anımsatmakla yetineyim; Antalyaspor’la ilk 11’de çıktığı 60 maçta 40 gol 12 asist! Bu sezon ise Nasri transferi hem Antalya’nın hem Etoo’nun ayarını bozdu. Önce hoca gitti akabinde finansal sıkıntı baş verdi ve Afrikalı efsane devrede Konya’ya geldi. Açıkçası biraz göbek yapmış ama geçen hafta penaltıdan da olsa golünü yazdı. Konya, Etoo ile birlikte ligimizin bir diğer gözde santrforu Jahovic’i de kadrosuna kattı. Şifo Mehmet, şimdilik Etoo’yu Makedonyalı forvetin hemen arkasında destek forvet olarak konumlandırıyor ve bence doğru da yapıyor. Sonuç olarak Etoo hala bitmemiş!

7. Şenol Güneş’in “Şampiyon olacağız” çıkışı

Şu anda 4. sırada olsa da zirveden sadece 4 puan uzakta ve son iki yılın şampiyonu. Ligin en tecrübeli ve başarılı hocalarından biri zaten kendisi ve elinde ligin en derin kadrosu bulunuyor. Şampiyonlar Ligi’nde de sevgili Mehmet Demirkol’un tabiri ile ejderhayı öldürmeyi başaramazlarsa tüm imkanlarıyla lige dönecekler. Dolayısıyla Şenol Hoca’nın bu çıkışını liderlik ettiği oyuncu grubuna verilmiş gayet yerinde ve doğru mesaj olarak değerlendiriyorum.

8. Mehmet Ali Aydınlar ve Aziz Yıldırım’ın el sıkışması

Ne diyeyim bilmiyorum ki. Ayıbın yolu mu kayıp desem, yoksa daha amiyane tabirler ile frenden komple ayağımı mı çeksem! Hiç mi utanma yok sizde efendiler. Birbirine her lafı edip sarmaş dolaş olan Bahçeli-Erdoğan ikilisine mi özendiniz! Benim midem kaldırmıyor meraklısı açıp arşivde birbirlerine neler dediklerine bir baksın. Hicap duyarak sadece şu ikisini yazayım; Aziz Yıldırım, Aydınlar’ın evlat acısı üzerinden dahi sömürü yaptığını söylerken, Aydınlar ise başkan olursa Aziz Yıldırım gibi şike yapmayacağını haykırmıştı. Şimdi ne değişti peki? Mevlevi dergahına mı girdiniz, sevgi böceği mi oldunuz, başınıza sağduyu mu düştü beyler! Ben söyleyeyim bırakın “her şey Fenerbahçe için” geyiğini, iktidarın ve kişisel menfaatin yüzü tatlı değil mi? Size inanacak olan zaten Erdoğan ile Bahçeli’ye de inanır. Uzun lafın kısası denize düşen yılana sarılıyor. Durumu da en güzel şu tweet anlatıyor; “Satıyor satıyor, Aziz Yıldırım başkanlık için 3 Temmuz’u satıyor…” Her gecenin bir sabahı var Aziz başkan, her yılanın da bir timsahı. Korkma, titre Ali Koç geliyor!

9. Valbuena gerilimi

Gabriel Garcia Marquez’in en meşhur romanlarından biridir “Kırmızı Pazartesi…” İşleneceğini önceden bilinen bir namus cinayetini anlatır çok da güzel anlatır. “Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir” deyişinin romanıdır adeta. Aykut Kocaman ile anlaştıktan sonra Valbuena’yı alan Fenerbahçe’nin malum futbol aklı bu gerilimin ana sebebidir. Yani yine geldik Aziz Başkan’a! Ancak ne olursa olsun bu yetenek kıtlığında Aykut Kocaman’ın Valbuena’yı istediği oyuna ikna etmesi gerekirdi. Hasan Ali’yi orta saha oynamaya ikna etmekten daha fazla iletişim ve ilişki meziyeti lazım tabii bunun için. Aykut Kocaman’ın neye kızdığını anlamıyor değilim, geriye gelip top alıp kaptırdığında yüreği ağzına gelenlerden biri de benim. Ancak hedefi bu kadro yapısında Valbuena’dan daha fazla yararlanmak zorunda Aykut hoca. Kocaman-Valbuena gerilimi takım iyi giderse azalır, azalmasa bile önemi azalır ancak şampiyonluk yolundaki her tökezlemede ana polemik konusu olmaya devam eder.

10. Cengiz Ünder

Yusuf Yazıcı ile birlikte 97 kuşağının en yetenekli iki yerli oyuncusundan biri Cengiz ya da eski takım arkadaşı Napoleoni’nin deyişiyle Cengizinho. Geçen sezon ilk kez sahne aldığı Süper Lig’i kasıp kavurmuş, yılı tüm turnuvalarda 9 gol 8 asist ile kapatıp 15 Euro bonservis ile Roma’nın yolunu tutmuştu. Cengiz’in beni etkileyen en önemli özelliği; tehlikeli bölgelerde topla buluştuğunda adeta bir ok gibi direkt olarak müthiş bir özgüvenle kaleye gidişi. Son iki haftada bu özelliğini İtalya futbol kamuoyu da net bir biçimde gördü. Oysa ki bir ay önce kiralamayı düşünüyordu Roma bizim oğlanı. Burada sözü Bülent Timurlenk’e bırakalım; “Cengiz kadar Cengiz’i Roma’ya alan Monchi’ye güveniyordum. Sonuçta adam 800 bin Euro’ya Dani Alves almış sportif direktör. Kiralık tekliflerine hayır diyen de odur.” Doğrudur! Sözü tekrar devralayım ve Monchi’nin Sevilla sportif direktörüyken parlatıp sattığı bir kaç isim de ben vereyim; Ivan Rakitic, Sergio Ramos, Kanoute, Navas ve semt çocuklarının yakından tanıdığı Adriano ile Negredo. Bitirirken sevgili Cengiz’in Napoleoni’nin övgüsünü aşması ve Monchi’nin elinde Cengizzi’ye dönüşmesi dileğiyle…

Yorumlara kapalıdır.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com