Çok Yakında

Farkında mısınız bilmem…

Ağustos 20th, 2017 | by Adnan B. Baloğlu
Farkında mısınız bilmem…
Yazarlar
0

Farkında mısınız bilmem; insani, vicdani, ahlâki ve dini değerleri hiçe sayan, insanı metalaştıran ve sömüren bir zihniyet zifiri karanlık misali her yeri kaplıyor. Nefret söylemleri, ırkçılık, kirli siyaset ve terör, yaşam ve hareket alanlarımızı her gün biraz daha daraltıyor.

Bunun yanı sıra, günlük katliamlar, savaşlar, terör eylemleri eksik değil…

Yerküremizde yanlış giden bir şeyler var… Birileri sürekli kaybederken, birileri sürekli kazanıyor… İsterseniz istatistiksel veriler üzerinden ne kastettiğimizi daha da netleştirmiş olalım…

2004’te 46 olan fakir ülke sayısı, İnsani Gelişme Endeksi’ne göre 2015 yılında 102’ye çıkmış durumda.

Dünya nüfusunun yarısı, 3 milyardan fazla insan günlük 2,5 dolardan daha az bir paraya çalışıyor. 1,3 milyar insan günlük 1,25 dolardan az kazanırken, nüfusun % 80’i günde 10 doların altında kazanıyor.

1990’dan bu yana 1,1 milyar insan aşırı fakirlik sebebiyle yerini, yurdunu terk etmiş.

Bir milyar çocuk fakirliğin pençesinde kıvranıyor ve UNICEF’in verilerine göre her gün 22 bin çocuk ölüyor.

Yeryüzünde 805 milyon insan yeterli yiyeceğe sahip değil. 750 milyondan fazla insanın temiz içecek suyu yok. Hastalık, açlık, bakımsızlık vb. sebeplerle her gün yaklaşık 842 bin insan ölüyor; gün başına 2300 civarında ölüm gerçekleşiyor.

2011 yılında beş yaşın altında 161 milyon çocuk yetersiz beslenmeden hayatını kaybetmiş. 2013’te bir yaşın altındaki 21,8 milyon çocuk difteri, tetanos ve boğmaca aşılarını vurulamadığı için hayatını kaybetmiş.

Dünya nüfusunun 1/4 ‘i elektriksiz.    

Bu rakamlara savaşların ve terörün sebep olduğu ölümler, göçler ve diğer kötülükler dâhil değil.

Bu iç karartan, yürek burkan tablonun altında mutlaka yatan sebepler olmalı… İnsan haysiyet ve şerefini ayaklar altına alan bu karanlık manzaranın mutlaka failleri olmalı…

Zenginlerle ilgili rakamları vermeme gerek yok, bütün bu söylediklerimizi tersinden okursanız, onların kazançları da kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Son beş yıldır düzenli olarak genelde Ortadoğu, İslam dünyası, Batı ve Avrupa (bilhassa ortaçağ Avrupa’sı, Reformasyon ve Aydınlanma) üzerine, özelde ise modernite, küreselleşme, kapitalizm, sosyalizm, liberalizm, neoliberalizm, sekülerizm, yenidünya düzeni, radikalizm, terörizm, radikal Selefîlik, yeni dini hareketler / cemaatler, ırkçılık, bireycilik, yabancılaşma ve İslamofobi üzerine okumalar yapıyorum. Şuna inandım ki, bir ilahiyatçı bu modern kavramlara asla bigâne kalamaz, görmezlikten gelemez. Bütün bu olgu ve kavramlar kendi aralarında birbiriyle yakın ilişki içinde ve aynı şekilde, sosyal hayatın inkâr edilemez bir gerçekliği olarak din de bunlarla doğrudan veya dolaylı bağlantılı.

Ortadoğu kavramı, Hindistan’dan başlayıp Suriye ve İsrail’i de içine alacak şekilde ucu Akdeniz’e dayanan bir coğrafi bölgeyi ifade etmiyor sadece. Ortadoğu aynı zamanda, siyasi, ekonomik, stratejik bir bölgenin adı ve dünyanın güç merkezleri için hayati öneme sahip. Mevcut sınırları sosyal, etnik, kültürel, dinsel ve dilsel gerçeklikleri yansıtmıyor, bilakis zengin yeraltı kaynaklarının hacim ve dağılımını yansıtıyor. Ortadoğu bugün, ayrıştırıcı, bölücü, ötekileştirici ideolojilerin yatağı, kaba siyasetin, ihanetlerin, kavgaların, terörün, acıların, göçlerin, sel gibi akan gözyaşlarının ve kanların yurdu ne yazık ki… Sömürgeciliğin modern, çağdaş sacayağını oluşturan küreselleşme, neoliberalizm ve kapitalizm üçlüsünün rahatça at oynattığı, dengeleri sarstığı, halklarını yoksul-yersiz-yurtsuz-mülksüz-mutsuz yaptığı bölgenin adı Ortadoğu. Şehirlerini savaş ve terörle birer birer kaybeden talihsiz toprakların adı Ortadoğu. Uydu hükümetlerin ve onların etrafında kümelenmiş bir avuç zengin elitin eliyle geleneğin, tarihin, kültürün ters yüz edilip Batılı modernitenin zorla dayatıldığı beldelerin mekânı Ortadoğu. Bu topraklar bugün, dini kendi ideolojik, etnik, ekonomik ve bölgesel çıkarlarına alet eden, küresel güç merkezlerince kurgulanan, beslenen ve araziye sürülen sayısız sözde dini terör gruplarının cirit attığı bir harp meydanı ne yazık ki. Bu topraklarda görünen o ki, siyasi ihtilaflar, sosyal mücadeleler, popülist milliyetçilikler, bağnaz mezhepçilikler, ekonomik çıkar kavgaları ve terör örgütleri üzerinden vekâlet savaşları hiç bitmeyecek, ta ki yeraltı kaynakları tamamen tükenene kadar, yani küresel güç odakları için bu bölge stratejik ve ekonomik önemini yitirene kadar…    

Ortadoğu, sömürgeci kapitalist sistemin egemen güçlerinin askeri ve teknolojik üstünlüklerini, silahlarını test ettiği bir deneme coğrafyası hüviyetinde bugün. Bu bölgede egemen sermayenin dayattığı yıkıcı küreselleşmenin sebep olduğu başka bir tehlike daha var: giderek derinleşen etnik ve mezhepsel kutuplaşmalar. Bütün bunların yıkıcı etkisiyle güç ve kan kaybeden Ortadoğu, giderek yeniden sömürgeleşiyor.   

Toplumsal eşitsizlikleri, tüketime dayalı korkunç bir israfı dayatan kapitalist sistem, içinden çıkılmaz bir hal alan kutuplaşmaların, kavgaların, barbarlıkların, yoksullukların, kirli rekabetlerin ardındaki ‘sinsi’ aygıtın motoru olarak işlev görüyor. Bu motor, sosyal ilişkilerimizin dozunu, tarzını, sınırlarını, tüketim alışkanlıklarımızı belirliyor; aile değerlerimizi, örf ve geleneklerimizi bizden alıyor ve bizi birbirimize yabancılaştırıyor. Bize ait olan her şeyi dönüştürüyor, yozlaştırıyor.

Söylenecek çok şey var ama şimdilik bu kadarı kâfi…

Bu sistem karşısında bilhassa dini kurumların neler yaptığını, kendilerini, inancı ve inananları korumak için ne gibi tedbirler alıp stratejiler geliştirdiklerini bir sonraki yazımıza bırakalım…

Sözlerimizi başladığımız üslup ile tamamlayalım…

Farkında mısınız bilmem; önyargılarımızı terk edip birbirimizi sevmeye ve kucaklamaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

Farkında mısınız bilmem; Kur’an’ın öğüt, emir ve yasaklarını, Sevgili Peygamberimizin örnek hayatını hayatımıza rehber kılmaya tıpkı hava gibi, su gibi muhtacız.

Farkında mısınız bilmem; belki daha çok söylenecek şey var…

Gelin biz her gün sıkça tekrarladığımız bir duamızı hatırlayalım: “Rabbimiz bize dünyada iyilik ver. Bize ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!” (Bakara, 2/201). Rabbimiz, kendi rahat, huzur ve refahları için yeryüzünü tarumar eden kötülerin şerrinden korusun!

Allah’a emanet olun…

Yorumlara kapalıdır.