Çok Yakında

Ellinci yıla yaklaşırken sivil toplum örgütlerimiz (I)

Ocak 22nd, 2016 | by Adnan B. Baloğlu
Ellinci yıla yaklaşırken sivil toplum örgütlerimiz (I)
Din
0

(Prof.Dr. Adnan Bülent BALOĞLU’nun Kuzey Gazetesi’nin Ocak ayı sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

 

Sizlere yeni yılda tekrar merhaba derken, 2016 yılını sevdiklerinizle sağlıklı, huzurlu bir şekilde geçirmeniz dileklerimle, sohbetime kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Danimarka’ya göçümüzün ellinci yılına yaklaşırken, “Bu süreçte neler kazandık, neler kaybettik?” sorusunun cevabını aramaya devam edelim. Bu bir muhasebe, bir hesaplaşmadır; kendimizle, biz bize hesaplaşmak. Kazanımlarımızı ve kayıplarımızı tartışmaya açmak, mutlaka zorunludur. Bu iç muhasebeden kazançlı çıkacak olan bizler ve özellikle de bu topraklarda yetişecek ve hayatlarını sürdürecek olan gelecek nesillerimizdir.

İsterseniz sivil toplum örgütlerimizden başlayalım işe. Derneklerimizden, federasyonlarımızdan, vakıflarımızdan başlayalım sorgulamaya. Avrupa’nın diğer herhangi bir ülkesinde olduğu gibi Danimarka’daki örgütlenmemiz noktasında herhangi bir eksiğimiz yok. Gönüllülük esası üzerine kurulmuş çok sayıda kültür derneğimiz, cami derneğimiz, düşünce kuruluşumuz, birliğimiz, federasyonumuz, vakfımız var; gençlik ve kadın örgütlerimiz var. Hamdolsun, örgütlenme ve örgüt sayısı bakımından bir sıkıntımız yok. Diyebilirim ki, bu konuda eksiğimiz yok, fazlamız var. Ancak tüm bu örgütlerimiz, Danimarka’nın sosyal, siyasi, ekonomi ve kültür hayatında ne kadar etkin ve faal konumdalar? Acaba tüm bu alanlarda üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirme noktasında ne kadar başarılılar? Göç olgusunun yarattığı sıkıntıları çözmek konusunda ne kadar hassaslar? Toplumsal-kültürel birliğimizi, milli-manevi değerlerimizi korumak, çocuklarımızın iş, eğitim vb. sorunlarını çözmek adına neler yapıyorlar? Toplumsal projeleri üretmek için birbirleriyle ne kadar işbirliği yapıyorlar? Sorunlarımızı Danimarka resmi makamlarına yeterince duyurabiliyorlar mı? Danimarka eğitiminde, siyasetinde, hukukunda, ekonomisinde, sanat, kültür ve spor hayatında söz sahibi olacak bir neslin yetişmesi için gayret sarf ediyorlar mı? Bu soruları daha da çoğaltabiliriz. Ancak buraya kadar kastımızın ne olduğu sanırım anlaşılmıştır.

Soruları sorduk, ama bütün bunların üstesinden gelebilecek yeter sayıda kalifiye elemanlarımızın olup olmadığını sormadık. Sivil toplum örgütlerimizin bütün bu söylediğimiz şeylerin üstesinden gelebilecek bir altyapıya sahip olup olmadığını da sormadık. Bu soruları sorduğumuzu varsayalım ve cevabını verelim. Gözlemlerimiz, tespitlerimiz ve araştırmalarımız ışığında cevabı verelim: Sivil toplum örgütlerimizin önemli bir kısmı ne yazık ki, söylediğimiz ve arzu ettiğimiz manada bir yükü kaldırabilecek bir donanım ve altyapıya sahip değil. Üstelik lüzumsuz çekişme ve kavgalar yüzünden, başta hedefledikleri görev ve hedeflerden de uzaklaşmış vaziyetteler. Yeter sayıda üyeye sahip olmalarına rağmen ne aidatları doğru dürüst toplayabiliyorlar ne de üyelerinden yeterli destek alabiliyorlar.

Öyleyse öncelikle sivil toplum örgütlerimizin artık işlemeyen üyelik sisteminden başlayalım. Diyelim ki, bir derneğimizin bin üyesi var. Normal şartlarda bin dernekli bir üye, hem üye hacmi ve sayısı bakımından hem de üye aidatı yekûnu bakımından ciddi ve güçlü bir örgüt demektir. Ancak böyle bir örgütte aidatını tam olarak veren üye sayısı ben diyeyim 200, siz deyin 300, hadi en iyi şartlarda 400 diyelim. Aidatlar elden toplanıyor, o da binbir rica ve minnetle… Gönüllü olarak aidatını düzenli ödeyenlere hiçbir sözümüz yok. Size şahit olduğum bir olayı nakledeyim. Yer İsveç, günlerden Cuma ve bir Cuma namazı çıkışındayız. Dernek yönetiminden bir arkadaş çıkışa masayı koymuş ve aidatları topluyor. İsim isim sesleniyor ve “Beyler, aidatları vermeden geçmeyelim!” diyor. Bir amcaya seslenir: “Ya emmi ver artık şu aidatı, bizi peşinden koşturup durma. Altı üstü vereceğin yıllık 250 kron, onu da vermiyon!” Amca sağını solunu, ceplerini şöyle bir yoklar ve cevap verir: “Yiğenim, parayı hazırladım, cebime koydum, aha bugün getirecektim. Vallahi öbür pantolonun cebinde kalmış! Haftaya getircem, söz.”

Aidatların toplanmasındaki gevşekliğin kanaatimizce nedenlerinden bir tanesi, örgütlerimizin beklentileri karşılamak noktasındaki yetersizlikleri, zafiyetleridir. Üye beklentilerinin karşılanamaması ve hedeflerden sapma, örgütlere olan ilgiyi azaltmaktadır.

Diğer taraftan, tıpkı İsveç’te olduğu gibi Danimarka’da da aidatlar elden toplanıyor, makbuz kesiliyor. Halbuki bu sistem değişmeli ve aidatlar her üyenin kendi banka hesabından otomatik ödeme talimatı ile dernek hesabına girmeli. Üye listeleri güncellenmemiş vaziyette; dolayısıyla listeler her yıl güncellenmeli ve üye aidatını iki veya üç yıl üst üste ödemeyen üye üyelikten atılmalı. Üye olduğu halde derneğe yıllarca uğramayan üyeler var. Bu üyelerin derneğe niçin uğramadığı, üye aidatlarını niçin yatırmadığı sorgulanmalı… İki yılda bir yapılan genel kurullara rağbet eden üye sayısı çok az. Dernek içinde sürüp giden kısır tartışma ve çekişmeler, bu örgütlerimizin halk nezdinde itibar kaybına uğramasına yol açıyor. Ayrıca, örgütlerin yönetim kadrolarında gençler hala ciddi sayıda temsil edilemiyor. Bu durum örgütlerimizin yönetim kurullarında, üniversite eğitimi olan, Danca’yı üst düzey bilen, Danimarka kültürünü ve sistemini yakınen tanıyan eleman kıtlığı anlamına geliyor. Bazen kurullara göstermelik sokulan gençlerimiz ise, büyüklerinin yanında susmayı tercih ediyor. Halbuki Danimarka bürokrasisine aşina, yazışmayı bilen, proje üretebilen gençlere çok büyük ihtiyacı var derneklerimizin. Şu anda eğitimli, kalifiye yetişmiş eleman olmasına rağmen işsiz gezen gençlerimiz var. Bu gençlerimiz, Danimarka İşçi Bulma Kurumu (Arbetsförmedlingen) ile yapılacak karşılıklı protokole bağlı olarak derneklerimizde pekâlâ istihdam edilebilirler. Ben İsveç Diyanet Vakfı’na böyle bir gencimizi kazandırdım. Bu gencimizin maaşının 4/3’ünü İşçi Bulma Kurumu ödüyordu, biz de vakıf olarak geri kalanını. Bu gençlerimiz, derneklerimizi örgütlerimizi sürekli açık tutar, temsil eder, yazışmalarını takip eder, telefonlara bakar, projeler hazırlar, üyelerle ilişkileri düzenler, onların taleplerini alır, nabzını tutar. Yönetim kurullarımızı gençleştirmenin, gençlerimize sorumluluk vermenin artık tam zamanıdır.

Örgütlerimizle ilgili sorunlarıkonuşmaya devam edeceğiz, ancak şimdilik bu kadarla yetinelim. Allah’a emanet olun. Yeni yılda her şey gönlünüze göre olsun inşallah.

 

Yorumlara kapalıdır.