Çok Yakında

ELLİNCİ YILA YAKLAŞIRKEN MUHASEBE YAPMAK ŞART

Ocak 8th, 2016 | by Adnan B. Baloğlu
ELLİNCİ YILA YAKLAŞIRKEN MUHASEBE YAPMAK ŞART
Din
0

(Prof. Dr. Adnan Bülent Baloğlu’nun Kuzey Gazetesi’nin Aralık ayı sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

Türkiye’den İskandinavya’ya göçün 50’inci yılını idrak ediyoruz. 2015 bitmek üzere ve böylece resmiyette 50 yılı devirmiş olacağız. Öncülük İsveç’te, zira ilk toplu göçün 1965 yılında Kulu’dan yola çıkan 5 kişilik küçük öncü bir kafile ile başladığını biliyoruz. Bu 5 kişiden İdris Bulduk, Mehmet Bulduk ve Ali Rıza Erdiş sırayla Hakk’ın rahmetine kavuştular. Allah onlara rahmeti ile muamele eylesin inşallah. Halen sağ olan iki kişiden Battal Yeşil, Türkiye’de yaşıyor ve ciddi sağlık sorunları var; Allah şifa versin. Tahsin İzgi ise İsveç’te yaşamakla birlikte yılın büyük bir bölümünü Türkiye’de geçiriyor. O da artık şimdi çok yaşlı.

Stockholm Treni adlı kitabımız ve TRT Diyanet kanalında aynı adla yayımlanan 26 bölümlük belgeselimizle Tahsin amcamızı hem tanıma hem de tanıtma fırsatı bulduk. Allah Tahsin İzgi’ye ve de Battal Yeşil’e sağlık ve afiyet versin. Onlar ilk toplu göçün ilk kahramanlarıdır. Onların açtığı yoldan binlerce kişi yürüdü.

Bu ilk 5 kişinin hemen ardından da Abdullah Yücel, Ömer Kirdiş ve Abdullah Gürbüz gurbet yollarına düştüler. Stockholm’e vardıktan bir süre sonra Abdullah Yücel, Kulu’daki arkadaşı İsmail Sayan’a bir mektup yazdı: “Kulu’da herkese söyle de duysunlar… İsveç’te aş var, İsveç’te iş var, İsveç’te para var. Durmasınlar gelsinler!” Her şey bu mektupla başladı. Bir mektupla onlarca, yüzlerce, binlerce insan gurbet yollarına düştü; aileler bölündü. Bir ilçenin sosyal, demografik, kültürel hayatı kökten değişti. Bugün Kulu’nun yarısından fazlası İsveç’te ikamet ediyor. Ardından Ürgüp Karain’den, Cihanbeyli’den, Bolu’dan ve daha birçok yerden insanlar akın akın göç kervanına dâhil oldular. İlk gidenler yıllarca çalıştılar, çabaladılar; çok zor şartlarda hayat mücadelesi verdiler. Şimdi geriye baktığımızda şu gerçeği kimse inkâr edemez: Bir kısmı artık yaşamayan bu kahraman öncüler bizlere ibret almamız gereken başarı hikâyeleri bıraktılar.

Danimarka için de bu söylediklerimiz aşağı yukarı geçerli. Bu ülkede de önemli bir insan varlığımız mevcut. Burada henüz ellinci yıl idrak edilmedi. Bu ülkeye toplu göçümüzün nasıl, ne zaman ve kimler tarafından başlatıldığını keşif amaçlı bir çalışma içerisinde olacağız. Ancak şimdilik şu kadarını söyleyelim ki, Konya, Sivas ve Uşak başta olmak üzere Ankara’dan, Aydın’dan ve daha pek çok ilimizden binlerce insanımız da bu ülkeye gelmiş ve yerleşmiş. Danimarka’ya gruplar halinde ilk ayak bastığımız tarih 1968 veya 1969 yılı olabilir. Bu durumda, ellinci yılı idrak için önümüzde birkaç yılımız daha var.

Bu topraklarda dördüncü neslimize geldik. Yani ilk gelen dedelerin çocuklarının çocuklarının çocukları büyüyor şimdilerde. Dedelerimiz, torunlarının çocuklarını görme bahtiyarlığına erdiler.

Bu topraklara kök saldık ve geri dönüş artık imkânsız. Geri dönme hayali ile yıllarca pek çok şeyi erteledik bu topraklarda. Bu hayalle siyasette, ekonomide, hukukta, bürokraside hep geri durduk. “Nasıl olsa gideceğiz, gerek yok bunlara. Herkes işine baksın, parasını bir an önce biriktirsin” dedik. Torunlarımız doğduğunda anladık gerçeği: artık geri dönemezdik. Biz dönsek bile çocuklarımız burada kalacaklardı. Gitmiyorsak ve hep birlikte bu topraklarda kalıyorsak, kalıcı işler yapmanın vakti çoktan gelmiş ve geçmektedir. Bizden çok sonra gelen diğer göçmen uluslar pek çok meselede önemli mesafeler aldılar; hatta önümüze geçtiler.

O halde zaman, şimdi geriye dönüp ciddi bir muhasebe yapma zamanıdır. Danimarka’da ellinci yıl yaklaşırken neler yaptık, neler yapamadık; ne umduk ne bulduk. Bu muhasebeyi en fazla yapması gerekenler, hiç şüphesiz, sivil toplum örgütlerimiz: dernek, vakıf ve federasyonlarımız. Vatandaşlarımızın ihtiyaçlarının karşılanması, çocuklarımızın anadillerini, milli ve manevi değerlerini öğrenmeleri, gençlerimizin yüksek öğrenime teşviki için hangi projelerin öncüsü oldular. Marjinalleştirmenin, ayrımcılığın önlenmesi, gençlerimizin işsizliğinin önüne geçilmesi, aile yuvalarının dağılmaması, uyuşturucu, kumar ve alkol bağımlılarımızın normal hayata döndürülmesi, mahalle çetelerinin kucağına düşen gençlerimizin kurtarılması hususlarında hangi çabaları sergilediler. Sorular o kadar çok ki. Sorduğumuz, cevabını aradığımız sorumuz ne kadar çoksa, şunu iyi bilelim ki, derdimiz de o kadar çok. Göç bize belki maddi anlamda çok şey kazandırdı, ama manevi anlamda kayıplarımız çok fazla.

Amacımız kimseyi suçlamak veya töhmet altında bırakmak değil. Zaman şimdi önümüze bakma zamanı. Geçmiş hesaplaşmalar, anlaşmazlıklar bir tarafa bırakılmalı. İdeolojik, mezhepsel bölünmeler, ayrışmalar bugüne kadar bize bir şey kazandırmadı. Şu bir gerçek ki, kazanç nasıl hepimizin ise kayıp da hepimizin. Artılar ve eksiler hanemize ortak yazılıyor.

Biz şimdi buradayız ve bir yere gitmiyoruz. Bu topraklarda göçmen değiliz; bilakis her türlü yasal hakka sahip ev sahibi mesabesindeyiz. Kimliğimizi ve benliğimizi kaybetmeden, bizi biz yapan değerlerimizi unutmadan varlığımız devam etmeli. Farklılığımız ve kültürel zenginliğimiz ile bu ülkenin inşasında biz de varız. Kimse bizi dışlayamaz, buna izin veremeyiz, vermemeliyiz.

O halde, taze bir başlangıç yapmak istiyorsak, sorunlarımıza esaslı çözümler üretmeyi amaçlıyorsak sivil toplum örgütlerimizde her şeyden önce yapısal anlamda köklü bir yenilenme ve değişimin başlaması şarttır. Bunun nasıl olacağına dair düşüncelerimi bir sonraki yazımızda paylaşacağım. Şimdilik Allah’a emanet olun.

Yorumlara kapalıdır.