Çok Yakında

Dünya Kupası Özel… 20 Kupa 20 Hikaye

Haziran 14th, 2018 | by Mert Ezici
Dünya Kupası Özel… 20 Kupa 20 Hikaye
Yazarlar
0

Mert Ezici’den ‘Kes sakla’lık bir Dünya Kupası toparlaması…

1930 Uruguay – İlk Büyük Hakem Hatası

Arjantin-Fransa grup maçı… Dakika 84…Arjantin 1-0 önde…
Fransızlar tam beraberlik golüne giderlerken Brezilyalı hakem Almeida Rego maçı bitiriyor! Arjantinliler kutlamaya, Fransızlar itiraza başlıyor. Hakem üçlüsü hatasını biraz (!) geç olsa da fark ediyor ve Arjantin takımının oyuncuları duştan çıkarılarak sahaya geri getiriliyor. Son altı dakika bu koşullarda oynanıyor ama nafile. Tehlikeli pozisyon geçmiş oluyor, Arjantin sahadan galibiyetle ayrılıyor.

1934 İtalya – Faşist Diktatöre Boyun Eğmeyen Hoca: Vittorio Pozzo

Mussolini iktidarda, turnuva İtalya’da… İtalyanlar hakemlerin de ittirmesiyle finale kadar yükseliyor. Mussolini finale birkaç gün kala takımın hocası Pozzo’yu Roma’daki sarayında ağırlıyor ve ondan bir ricada bulunuyor; “Cuma günkü geçit töreninde seni ve oyuncularını en önde görmek istiyorum” diyor. Pozzo “Olmaz” dese de Duçe üsteliyor, hoca direniyor. Sonunda diktatörün sabrı tükeniyor ve emrediyor. Pozzo’nun “Tabii ki efendim” dedikten sonra ekledikleri ise tarihe geçiyor; “Oyuncularım orada olacak ancak başlarında yürümeleri için başka bir hoca bulmanız gerekecek. Çünkü ben finallere hazırlanan takımımı geçit töreninde yoramam. Yorarsam, kazanamam. İstifa ediyorum!” Mussolini ya sabır çekiyor mu bilmiyoruz ama Pozzo’nun istifasını kabul etmediğini biliyoruz. Ve tabii kır saçlı, dik başlı İtalyan hocanın finalde Çekoslovakları yenerek kupayı kazandığını da…

1938 Fransa – Brezilya’nın rehaveti ve Giuseppe Meazza’nın Penaltısı

Pozzo’nun defansif İtalya’sı dört senede ne kadar değişilirse o kadar değişmiş ve yıldızı Giuseppe Meazza’nın (1940’larda Beşiktaş’ta teknik adamlık yaptı) saha içi liderliğinde pozitif futbol oynuyordu. Yarı finalde rakipleri kupanın favorisi Brezilya’ydı. Sambacılar kendilerinden o kadar eminlerdi ki santrforları Leonidas’ı finale saklamışlardı. Dinlenmiş Leonidas da çıktığı son maçta 2 gol atarak gol kralı oluyordu. Ama bu final değil üçüncülük maçıydı ne yazık ki! Brezilya, Meazza’nın penaltısı ile elenirken penaltı esnasında Meazza’nın şortunun düşmesi ve kaleci Walter’ın gülerken golü yemesi yıllarca konuşulacaktı. Pozzo’nun öğrencileri ise finalde Macarları dörtleyerek kupaya tekrar uzanacaktı.

1950 Brezilya – Maracana Faciası

Finalde ev sahibi Brezilya ile Uruguay karşılıyor. Daha doğrusu o turnuvada uygulanan değişik yöntem nedeniyle final turunun son maçında. Brezilya’ya şampiyonluk için beraberlik yetiyor. 16 Temmuz 1950 günü, Maracana stadında 199.854 biletli seyirci var. Resmi görevlilerle bu sayının 200.000’i aştığı söyleniyor. Brezilya ikinci yarının başında golü de buluyor, tribünler zafer şarkıları söylemeye başlıyor. Ancak son bölümde yediği iki golle Brezilya finali kaybederken; karnaval yerini taziyeye bırakıyor, seyircilerden üçünün kalbi dururken biri de tribünlerden atlayarak intihar ediyor…
Daha sonraki yıllarda kazandıkları büyük başarılara rağmen Brezilyalılar o günü hiç unutmadılar. 1952’ye kadar hiç milli maç oynamadılar, milli formalarını değiştirmek için tasarım yarışması düzenlediler (bugün giydikleri forma o yarışmada ortaya çıktı) ve o maçın kalecisi Barbosa’yı hiç affetmediler. Barbosa’nın gol yediği kalenin direklerini yıllar sonra bir mangal partisinde ateşe vermesi tevatür değil! Siyahi kaleci bu maçtan tam 43 yıl sonra Brezilya kampını ziyaret etmek istediğinde ise uğursuzluk gerekçesiyle tesislerden içeri dahi alınmadı. Yakın tarihinde savaş ya da herhangi bir doğal afet yaşamayan Brezilya’da Maracana halen çağdaş dönemdeki en büyük facia olarak kabul ediliyor.

1954 İsviçre – Fritz Walter’ın Hikayesi

İkinci Dünya Savaşı başladığında Fritz 19 yaşında yetenekli bir gençti. Savaş devam ederken birliğine katılmadı. Tarafsız ya da işgal altındaki ülkelerde milli maçlara çıkıyordu. Savaşın sonuna gelindiğinde Fritz birliğine, birliği ise Ruslara teslim olmak zorunda kalmıştı. Takvimler 1945 yılındayken Sibirya’daki çalışma kamplarına giden bir trendeydi Fritz. Tren Ukrayna’da mola verdiğinde esir kampında askerler futbol oynuyordu. Fritz de izin alarak katıldı aralarına. O kabiliyette birinin gözden kaçması mümkün değildi, maç oynanırken bir Macar subay yanına yaklaşıp “1942’de bizi yenmiştiniz, sen 2 gol atmıştın” dedi. Sabah Sibirya’ya giden trende yoktu Fritz. Macar Subay’ın iltimasıyla bir süre kampta esirlere futbol öğretti, sonra da doğup büyüdüğü Kaiserslauten’e gönderildi. Dokuz yıl sonraki Dünya Kupası finalinde Puskas’lı, Hidegkuti’li, Kocsis’li dillere destan Macar takımını dize getiren Batı Almanya’nın kaptanı 34 yaşındaki Walter Fritz‘di!

 

1958 İsveç – Brezilyalı Psikolog

Maracana faciasının ardından Brezilya işi sıkı tutuyordu. Psikolog Dr. Carvalhaes turnuva öncesinden Brezilyalı oyunculara bir dizi psikolojik test uyguladı. Sonuçlar ilginçti. Garrincha yapılan testlerden 123 puan üzerinden 38 almıştı ve bu puan Brezilya’da otobüs şoförü olmak için bile yetersizdi. Aynı testler sonucunda psikolog, Pele’nin de çocuk ruhlu olduğu sonucuna vardı ve her iki oyuncunun da yüksek tansiyonlu maçları kaldıramayacağına dair rapor verdi. Halbuki Pele henüz 17 yaşındaydı ve çocuk ruhlu çıkması hiç de şaşırtıcı değildi. Neyse ki Brezilya antrenörü Feola bu testleri pek dikkate almadı ve her iki oyuncuyu da kadroda tuttu. Garrincha turnuva boyunca oyunu ile yıldızlaşırken, Pele de yarı finalde üç, finalde ise iki gol atarak kupayı Brezilya’ya getirecekti.

1962 Şili – Santiago Savaşı

İtalya ile Şili arasında oynanan grup maçı öncesi gerilim yüksekti. Güney Amerika’dan sürekli futbolcu devşiren İtalya’ya karşı Şili’de biriken öfke, turnuva öncesi İtalyan gazetecilerin ülkeleri hakkında yazdıkları aşağılayıcı ifadelerle zirve yapmıştı. Maçın ilk düdüğü ile birlikte Şilili futbolcular rakiplerine tükürmeye başladı. Bir pozisyonda Şilili Sanchez hakemin arkası dönükken Arjantin asıllı Maschio’ya ‘hain’ diye bağırarak dirsek attı. İtalyan futbolcunun burnu kırılınca saha karıştı. Maç ancak polisin müdahalesi sonrasında tekrar başlayabildi. İlk yarı 52 dakika sürmüş, maçı da 9 kişi kalan İtalya 2-0 kaybetmişti. Tarihe Santiago Savaşı olarak geçen bu maç ardından İtalya gruptaki son maçını kazansa da bu yeterli olmayacak ve turnuvaya grup aşamasında veda edecekti.

1966 İngiltere – Siyah İnci, Kara Panter’e karşı

Grubun son maçında “Kara Panter” lakaplı Eusebio’nun Portekiz’i ile son iki turnuvanın şampiyonu “Siyah İnci” Pele’nin Brezilya’sı karşı karşıya geldi. Grubun ilk maçında sakatlanan Pele ikinci maçı kaçırmıştı ve bu maça da tam iyileşmeden çıktı. Brezilya kazanmak zorundaydı. Ancak Portekizli Morais bir pozisyonda art arda yaptığı fauller ile Pele’yi maça çıktığına çıkacağına pişman etti. Siyah İnci gözyaşları ile sahayı terk ederken Portekiz’in işi artık kolaydı. Eusebio’nun iki golüyle sahadan 3-1 galip ayrıldılar. Son iki turnuvanın şampiyonu kupaya ilk turda veda ederken maç sonunda Portekizli futbolcular hep birlikte Pele’nin yanına giderek ona sarıldılar. Arkadaşları adına bir nevi özür diliyorlardı.

1970 Meksika – Unutulmaz Brezilya

İlk kez televizyonlarından canlı olarak yayınlanan bu turnuvada, kupayı 1958 ve 1962’de futbolcu olarak kazanan Mario Zagallo yönetimindeki Sambacılar tüm dünyayı adeta büyüledi. O takımı görenler tarihin en güzel futbolunu izlediklerini iddia ederler. Tostao, Jairzinho, Rivelino, Caju ve tabii ki Pele’li kadrosuyla rakipsizdi Brezilya. Çıktığı 6 maçta 19 gol atarak tüm maçlarını rahatlıkla kazandı. Zagallo; hem futbolcu hem teknik adam olarak kupayı kazanan ilk kişi olarak tarihe geçerken, Pele de Dünya Kupası’nı üçüncü kez kazanarak kırılması zor bir rekora imza atıyordu.

1974 Batı Almanya – Beckenbauer’un Prim Pazarlığı

Rinus Michels & Johan Cruyff Total Futbol A.Ş. bir paragrafa anlatabileceğim bir mevzu değil. O nedenle tarihin en güzel kaybedeni Hollanda’dan değil, kupayı kazanmasına rağmen daha az anımsanan Batı Almanya’dan bir hikaye aktaracağım. Turnuvayı kazanması halinde İtalya Federasyonu futbolculara 120 bin Mark, Hollanda ise 100 bin Mark prim verecekti. Bunun üzerine kupaya günler kala Almanya kampı karıştı. 22 futbolcu prim istiyor, teknik direktör Helmut Schön direniyordu. Futbolcular bu şartlarda turnuvaya çıkmayacaklarını iletince delegasyon şefi ile kaptan Beckenbauer arasında pazarlık başladı. Futbolcuların talebi 100 bindi, şef en son 50 bin önerdi. Helmut Schön milli görev için prim mi olur diyerek kendisini odaya kapatmıştı. Kamp yeri cinnet eviydi. Son çare olarak Federasyon Başkanı sabahın erken saatlerinde yatağından kaldırıldı ve telefonla bağlanarak Beckenbauer’a son teklifini yaptı; 70 bin Mark… Teklif oylamaya sunuldu, sonuç 11-11’di. Beckenbauer bu noktada ağırlığını koydu ve bu kadar yeter dedi arkadaşlarına. Batı Almanya turnuvaya katılacak ve bir ay sonra kupa Kayzer‘in ellerinde göklere yükselecekti.

1978 Arjantin – Cunta & FİFA el ele Arjantin Finale

2. tur grup maçlarında son maça gelindiğinde Brezilya, Arjantin’in averajla önündeydi. Brezilya son maçların aynı saatte oynanmasını istedi ancak turnuva boyunca Arjantin cuntası ile uyum içinde olan FİFA bu makul talebi kabul etmedi. Brezilya Polonya’yı 3-1 yenerek Arjantin-Peru karşılaşmasını beklemeye başladı. Tangocuların final için en az 4 fark atması gerekiyordu. Peru kalecisi Quiroga Arjantin doğumluydu ve iddialara göre takım arkadaşlarını bağlamıştı. Maç 6-0 bitti, Arjantin finale yükseldi. Deneyimli spiker Halit Kıvanç’a göre şikenin babası yapılmıştı. Maçın görüntülerini YouTube’dan izlemenizi tavsiye ederek bitireyim.

1982 İspanya – Paolo Rossi’nin Hattricki

‘Beyaz Pele’ Zico’lu, ‘Doktor’ Socrates’li, Eder’li, Falcao’lu Brezilya formunun zirvesindeydi. Oynadıkları futbol Brezilya standartlarının dahi üzerindeydi. Yarı finale çıkmak için son maçta İtalya ile berabere kalmaları yetecekti. Çıktıkları 4 maçta 13 gol atıp kalelerinde sadece 3 gol görmüşlerdi. İtalya ise gruptan 3 beraberlik alarak güç bela yükselmişti. Gök mavililer 2. Tur ilk maçında Arjantin’i 2-1 ile geçse de İtalyan basını takımı yerden yere vuruyordu. Hedef tahtasında ise gol atamayan santrfor Paolo Rossi vardı. Brezilya o gün kötü oynamasa da arkadaşları Zico’ya pek ayak uyduramıyordu, sahneye Rossi çıktı. Ama ne çıkmak! O gün yaptığı Hattrick ile adını tarihe kazırken, takımını da yarı finale taşıyordu (3-2). Yarı final ve finalde de gollerine devam eden Rossi turnuvayı gol kralı olarak tamamlarken İtalya da şampiyon olacaktı.

1986 Meksika – Tanrı’nın Eli

Çeyrek finalde Arjantin ile İngiltere eşleşti. 1982’de iki ülke Falkland/Malvinas adaları için karşı karşıya gelmişti. Her iki tarafta önemli kayıplar vermiş özellikle savaşın mağlubu Arjantinliler büyük acılar yaşamıştı. Maçtan önceki gün basın toplantısında Sir Bobby Robson, Maradona’yı nasıl durduracaklarını bulamadığını adeta itiraf eden bir demeç verdi. Maç günü geldiğinde stat mahşer yeriydi. İlk yarı golsüz geçildi. 50-55 dakikaları arasında ise futbol ilahı Maradona sahnedeydi. 51. dakikada futbol tarihinin en hileli golünü atarken, dört dakika sonra tüm futbolseverlerin zihinlerine kazınan, gelmiş geçmiş tüm zamanların en güzel golünü atacaktı. Sol ayağıyla kendi yarı sahasında topu kontrol ettikten sonra slalomuna başladı. Peşi sıra geçtiği İngilizlerin şaşkın bakışları arasında topu filelere bırakırken top sağ ayağına değmemişti bile. Maradona tribünlere koşarken, Falkland Savaşı’nın intikamını aldığını biliyordu. Adaları alamasalar da maçı almışlardı işte! Maç sonu eliyle attığı ilk golü sorgulayan gazetecilere tarihe geçen cevabını verdi; “O, Tanrı’nın eliydi.”

1990 İtalya – Napoli’nin Çocuğu Maradona

Maradona ile devam edelim. Yarı finalde ev sahibi İtalya’nın rakibi son şampiyon Arjantin’di. Maç Napoli’de oynanacaktı. Napoli; Maradona’nın iki şampiyonluk, bir İtalya kupası, bir UEFA kupası getirdiği, İtalya’nın kuzeyinde ise ‘öteki’ sayılan bir kentti. Maradona maçtan önce Napoli halkına şöyle seslendi; “Size ‘Afrikalı’ diyenleri, sizi kendilerinden saymayanları mı destekleyeceksiniz, yoksa benim, yani sizin Diego’nuzun takımını mı?” Napolililer maçta İtalya’yı desteklese de tribünde ikileme düşen taraftarlar da vardı. Arjantin turu penaltılarla geçerek finale yükselirken Maradona o günkü demecinin bedelini bir sene sonra ödeyecekti. İtalyanlar, Diego’nun uzun zamandır kullandığı kokaini keşfetmeye kuvvetle muhtemel o gün orada niyet etmişlerdi.

1994 Amerika – Baggio’nun Çöküşü

İtalya-Brezilya finali belki de turnuva tarihindeki en yavan finaldi. 90 dakika ve uzatmalar boyunca gol sesi çıkmadı. Penaltılara gidildiğinde kimse bu maçın unutulmamak üzere hafızalara kazınacağını tahmin etmiyordu. İlk penaltıları her iki takımda karşılıklı olarak kaçırdı. İkinci ve üçüncü penaltılar filelerle buluştu. İtalya’nın kullandığı 4. penaltıyı Taffarel kurtarırken, Dunga Brezilya lehine eşitliği bozdu. Son penaltı ve son bir şans için topun başına kupa boyunca İtalya’yı sürükleyen at kuyruklu fenomen Roberto Baggio geldi. Baggio topu dağlara taşlara vurduktan sonra elini beline koydu, boynunu büktü. Aynı esnada karşısında Taffarel dizleri üzerine çökmüş elleriyle göğü işaret ederek şükrediyordu. İki devin fotoğraflandığı bu kare unutulmazlar arasına girerken Baggio o günden sonra İtalya’da gözden düşecekti.

1998 Fransa – Müthiş Eşlemenin Sonunda Beckham Hedef Tahtasında

2. turda İngiltere ile Arjantin eşleşti. Beckham, Seaman, Owen, Shearer, Ince, Scholes’lu İngiltere; 1986 Meksika’nın rövanşını almak için sahaydı. Maradona mazide kalmıştı ama Arjantin kadrosu da şöhret kaynıyordu. Batistuta, Simeone, Zanetti, Ortega, Veron, Crespo…
Dağ fare doğurmadı ve maç çok hızlı başladı. 10. Dakikaya gelindiğinde Batistuta ve Shearer’in karşılıklı penaltı golleri ile durum 1-1’di. Beş dakika sonra Beckham’ın pasıyla slaloma başlayan 18’lik Michael Owen sağ ayağıyla topu 90’a astı. İlk yarının son dakikasında Arjantin zekice tasarlanmış bir serbest vuruş organizasyonu ile eşitliği yakaladı. İkinci yarının başında Diego Simeone, Beckham’ı sert bir faulle indirdi, Beckham hesabı hakemin gözü önünde kesmeye çalışınca kırmızı kartı gördü. İngiltere neredeyse tüm ikinci yarıyı ve uzatmaları 10 kişi oynamasına rağmen ayakta kalmış, maçı penaltılara taşımayı başarmış ama elenmekten kurtulamamıştı. Ertesi gün ada basınının hedef tahtasında Beckham vardı, en sert manşeti ise The Mirror atmıştı; “10 kahraman aslan ve 1 aptal adam!” Beckham bir sonraki sezon Manchester United ile çıkacağı neredeyse tüm deplasmanlarda yuhalanacaktı.

2002 Güney Kore – Bizim Hikayemiz

48 yıl sonra katıldığımız Dünya Kupası’na birçok hikaye bıraktık. Hasan Şaş’ın ilk maçta Brezilya’ya attığı golden sonra şaşkınlıktan sevinmeyi unutmasından, Çin’i 3-0’la geçip son 16’ya girmemize; Ümit Davala’nın son mohikan saç modeli ile çıktığı maçta attığı kafa golünden, Rüştü’nün gözaltlarına sürdüğü kömür tozu ile kalede devleşmesine; İlhan Mansız’ın tüm Türkiye’yi sokağa döken altın golünden, yarı finalde Roberto Carlos’a attığı efsane çalıma; Hakan’ın Dünya Kupaları tarihinin en erken golünü atmasından, Güney Koreli futbolcularla millilerimizin sarmaş dolaş tribünleri selamlamasına kadar… Tüm bunları turnuva öncesi, esnası ve hatta sonrasında bile medya tarafından ‘vizyonsuz, misyonsuz, karizmasız’ olarak yaftalanan Şenol Güneş liderliğinde başardık.

2006 Almanya – Zizou’nun Kafası

1998 finalinde attığı kafa golleriyle Fransa’ya tarihinin ilk Dünya Kupası’nı kazandıran Zidane, 1994 finalinin sıkıcılığına taş çıkartan maçın uzatma dakikalarında İtalyan defans Materazzi ile girdiği ağız dalaşını İtalyan’a kafa atarak bitirdi. 10 kişi kalan Fransa son 10 dakika rakibine dirense de kupa penaltılar sonucunda İtalya’ya gidecekti. 34 yaşındaki Fransız efsane ise istemeden ve istemediği şekilde de olsa bir Dünya Kupası finaline daha mührünü vurarak milli formaya veda edecekti.

2010 Güney Afrika – Maradona Yönetimindeki Messi

Messi, Maradona’ya emanet edildi. Arjantin futbol tarihinin iki ilahı bir aradaydı. Maradona Messi’yi Carlos Bilardo onu 1986’da nasıl kullandıysa aynı şekilde kullanıyordu. Serbest oynayan Messi’nin önündeki forvetler alternatifliydi; Inter’in o sezonki Avrupa şampiyonluğunda başrolü oynayan Milito, Ada’yı kasıp kavuran Tevez ve Real Madridli Higuain. Üçü de iyi sezon geçirip gelmişti. Kupa sonrası Real Madrid’e transfer olacak Di Maria sol önde oynuyordu. Orta sahada defansif rolü küçük şef Mascherano üstleniyordu. Kale ve defans sallanıyordu ama grup aşamasında sorun yaşamadılar. Çok tatminkar bir futbol oynamasalar da üçte üç yaparak lider olarak yükseldiler son 16’ya. Meksika’yı 3 golle geçtikten sonra çeyrek finalde rakipleri çetin ceviz Almanya’ydı. Mesut’lu, Klose’li, Muller’li, Podolski’li Alman hücum hattını ve saat gibi işleyen organizasyonlarını durdurabilecek çapta defans oyuncuları yoktu Maradona’nın. Tek şansı taktik olarak şapkadan tavşan çıkarmaktı. Çıkaramadı, 4 yiyerek elendiler. Messi & Maradona birlikteliği mutlu sonla bitmeyecek, futbol romantiklerinin içi acıyacaktı.

2014 Brezilya – Brezilya’yı 7’ler

Yarı finalde ev sahibi Brezilya, Almanya ile eşleşti. Sambacılar, Pele ve Ronaldo’nun varisi olarak gördükleri Neymar’dan yoksundu. Maç öncesi favori Almanya’ydı ama yine de o akşam Belo Horizonte’de olacakları kimse tahmin etmiyordu. Panzerler, 11. dakikada Müller ile öne geçti ancak bu daha başlangıçtı. 23. dakikada Miroslav Klose attığı gol ile farkı ikiye çıkarırken aynı zamanda Ronaldo’yu geçerek kupanın gelmiş geçmiş en golcü oyuncusu oluyordu. Brezilya yediği golün şokunu atlatamadan 24 ve 26’da Kroos’un golleriyle 4-0 geriye düştü. Tüm dünya ile birlikte Brezilya Milli Takımı da donmuştu sanki. 29’da Khedira tabelayı 5’ledi. İkinci yarı oyuna giren Schürrle’nin dublesiyle skor 7-0 olacak, Oscar ise son dakikada sambacıların şeref golünü atacaktı. Brezilya elenirken tarihe iki negatif rekor bıraktı; 7-1 hem Brezilya’nın tarihindeki en farklı yenilgi hem de bir dünya kupasında ev sahibinin aldığı en farklı mağlubiyet olarak tarihe geçiyordu.

Yorumlara kapalıdır.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com