Çok Yakında

Ders gibi 4 anektod

Nisan 20th, 2018 | by Bahadır Güler
Ders gibi 4 anektod
Yazarlar
0

Bahadır Güler

Sevgili Kuzey okuyucuları,
Bu ayki yazımda sizlerle tarihte gelmiş ve belleklerde iz bırakmış birkaç nükte paylaşmak istiyorum.
SİZ İÇERİDEN, BİZ DIŞARIDAN YIKMAYA ÇALIŞIYORUZ!
Sultan Abdülaziz, Paris’te açılan 1866-1867 sergisi münasebetiyle yaptığı seyahatte Keçecizade Fuat Paşa’yı refakatine almıştı. Bu seyahat sırasında Compte de Montauban de Palitan, Üçüncü Napolyon’un başvekili idi. Üzerinde seraskerlik vazifesi de vardı. Üçüncü Napolyon, Süveyş Kanalı’nı açtırmak, Girit’i Yunanistan’a vermek istiyordu. Sultan Aziz’le Ali ve Fuat Paşalar ise Fransa Kralı’nın hassaten ikinci arzusunun tahakkuk ettirilmemesi taraftarı idi.
Compte de Montauban de Palitan ile Fuat Paşa arasında mühim siyasi görüşmeler oldu. Nihayet bu konuşmalar sırasında bir gün Compte de Montauban, Keçecizade’ye
“Neye beyhude ısrar ediyorsunuz? Hangi kuvvetinize güveniyorsunuz? Osmanlı Hükümeti’nin ne derece zaafa düştüğünü görmüyor musunuz?” dedi.
Fuat Paşa derhal mukabele etti:
“Hayır Kont! Hayır! Türkiye hiçbir zaafa düşmemiştir. Bütün kuvvetini muhafaza ediyor ve edecektir. Türkiye en kuvvetli, en dayanıklı devletlerden biridir. Üç yüz senedir siz dışarıdan, biz de içeriden yıkmaya çalıştığımız halde bir türlü yerinden yıkamadık!”
Fransız başvekili ister istemez kahkahayı salıverdi. Koca bir Girit meselesi bir nükte ile halledilmiş bulundu.
ÜÇÜNCÜ KADEH
Bir gün sandalcı Bekir Mustafa ile tebdil gezen Dördüncü Murat ve veziri aynı kayıkla Üsküdar’a geçiyorlardı. Havanın güzelliği, denizin safası Bekir’i keyiflendirdi. Daima beraberinde taşıdığı şişeyi çıkarıp bir maşrapa dolusu içti. Sonra bir maşrapa da yanındakine ikram etmek istedi. Onlar reddedecek olmuşlarsa da Bekir’in ısrarına dayanamayarak içtiler. Birinci, ikinci, üçüncü maşrapa gelince vezir kendini tutamayarak:
‘Karşında kim var biliyor musun?’ dedi.
Bekir Mustafa sakince cevap verdi:
‘Kim olacak benim gibi bir Allah’ın kulu.’
Vezirin sesinin perdesi yükseldi:
‘Karşındaki Sultan Murat, ben de veziriyim.’
Bu sözler Bekir Mustafa’yı telaşa düşürmedi. Bir kahkaha attıktan sonra sakince
‘Olur şey değil yahu’ dedi. ‘Herifler iki maşrapa içince biri padişah öteki vezir oldu. Mazallah üçüncüyü içseler ne olacaklardı.’
İP VE KÜFENİN HESABI
Kasabanın birinde zengin bir tüccar yaşarmış.
Öleceği vakit vasiyetinde:
‘Ben mezara konulduğum gün kim gelir benimle bir gece mezarda kalırsa ona servetimin yarısını bırakacağım’ demiş.
Çoluğu çocuğu, akrabaları servetin yarısı bırakılmasına rağmen bunu yerine getiremeyeceklerini düşünüyorlarmış. Kısa bir müddet sonra adam ölmüş.
Adamın vasiyeti kasabada zaten meşhurmuş. Bunu duyanlardan biri de kasabanın en ücrâ köşesinde yaşayan hamalmış. Adamın öldüğü haberini duyunca yakınlarına kendisinin bir gece mezarda kalabileceğini söylemiş. Bunun üzerine cenaze merasiminden sonra hamalı da adamla birlikte kabre koymuşlar.
Hamal ‘Zaten bir tane ipim bir tane de küfem var. Kaybedecek bir şeyim yok. İyi ettim de bu adamla buraya girdim. Çıktığımda kasabanın hatırı sayılır insanlarından biri olacağım’ diye düşünüyorken; bir gürültü kopmuş ve dünyada daha önce hiç karşılaşmadığı yüzlere orada rastlamış.
Gelen melekler aralarında konuşuyorlarmış: ‘Bu ölü olan zaten elimizde. Onu istediğimiz vakit hesaba çekebiliriz. İlk önce şu canlı olandan başlayalım…’
Adam tir tir titriyorken başlamış melekler art arda sorular sormaya: ‘Söyle bakalım ey falan oğlu filan. Küfenin ipini nereden buldun? Satın aldıysan ne kadara aldın? Kimden aldın? Aldığın kişiyi dolandırdın mı? Hakiki değerinde mi verdin ücretini?’
Adamın dili dolanıyor sorulan sorulara cevaplar bulmaya çalışıyor ancak o cevap verdikçe ip ile ilgili bir başka soru ile karşılaşıyormuş.
Gün ağarırken zengin adamın akrabaları gelmiş ve adamı mezardan çıkarmışlar:
‘Artık kasabanın sayılı zenginlerindensin. Anlat bakalım bir gece mezarda kalmak nasıl bir duygu?’
Hamal: ‘Aman, lanet gitsin! İstemiyorum! Bütün mal mülk sizin olsun! Ben bir ipin hesabını sabaha kadar veremedim, o kadar malın hesabını kıyamete kadar veremem herhalde…’
Ne kadar seversen sev, bir gün ayrılacaksın. Ne kadar toplarsan topla, bir gün bırakacaksın. Ne kadar yaşarsan yaşa, bir gün öleceksin. Ne yaparsan yap, bir gün hesabını vereceksin.
MUHAMMED ALİ VE CNN MUHABİRİ:
Amerika’daki ikiz kule saldırısından sonra Muhammed Ali ile CNN muhabiri arasında geçen unutulmaz diyalog şöyledir…
CNN muhabiri: “Sn. Muhammed Ali, bu dehşetin meydana gelmesine sebep olan teröristlerle aynı dinin bir mensubu olarak neler hissediyorsunuz?”
Muhammed Ali: “Siz, Hitler ile aynı dini paylaşan bir mensup olarak neler hissediyorsanız aynısını.”
Selam ve dua ile…

Yorumlara kapalıdır.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com