Çok Yakında

DENİZLİ’NİN FENERBAHÇESİ

Aralık 23rd, 2015 | by Mert Ezici
DENİZLİ’NİN FENERBAHÇESİ
Yazarlar
0

(Mert Ezici’nin Kuzey Gazetesi’nin Aralık ayı sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

Baştan söyleyeyim, bu biraz kişisel bir yazı. 15 yıl öncesine gideceğim. Google’a başvurmadan aklımda kalanları yazacağım. Hafızam harika değildir ancak kalbimin belleğine güvenirim. O sezon Fenerbahçe’yi aşkların en marazisi ile sevmiştim.

Biyolojik olarak da delikanlıydım, 18 yaşındaydım. Orta 2’den lise sona kadar şampiyonluk görmemiştim. Dürüst olacağım, ezeli rakibimiz tarafından ezilmenin (GS’nin 4 kez üst üste şampiyon olup fiyakasını UEFA kupası ile zirveye taşıdığı malum yıllar) ezikliğini yoğun yaşadığım(ız) bir dönemdi. Lise çağları ben yaştaki Fenerbahçeliler için oldukça kötü geçti. İlkokul yıllarımızı da Metin-Ali-Feyyaz’lı Beşiktaş mahvetmişti ama o başka yazının konusu olsun. Gelelim 2000-01 sezonuna.

Terim ve Hakan Şükür İtalya’ya gitmiş, onların yerine Lucescu ve Jardel gelmişti. Hagi hala Galatasaray’daydı. Okan, Suat, Emre hepiniz oradaydınız be! Hasılı, Galatasaray kadrosu hala muhteşemdi. Zaten sezona da Real Madrid’i yenip Süper Kupa ile başlayacaktı. Fenerbahçe ise bir önceki lig sezonunu İntertoto (kazanan UEFA’ya katılım hakkı elde ediyordu) kupasına gidebilecek bir yerde tamamlamıştı!

İşte Denizli tam da o sezon takımın başına geçti. Çoğu tek sezon iş görecek pahalı yabancı transferler (Revivo, Rapajiç, Andersson, Mirkoviç, Lazetiç) yaptı. Kadroda zaten Rüştü, Abdullah, Mustafa Doğan, Ogün gibi önemli yerli oyuncular mevcuttu. Bu toplama gruptan bir takım yarattı ve alamet-i farikası olan değişik kadro ve beklenmeyen taktiklerle Fener’i hedefe ulaştırdı. Burada ligin son haftalarında oynanan, ömrüm boyunca unutamayacağım Galatasaray derbisine bir parantez açmalıyım. Staddaydım. Şampiyonluk yolunda 3 puana mecburduk. Kadro anonsu tamamlandığında hemen herkes şaşkındı. Sezonun kilit ismi Johnson yedek, Yusuf Şimşek ve Ali Güneş ilk 11’di. Tribün hocaya inanıyordu ancak maç başlayıp Yusuf’un sağ bekimsi, Ali Güneş’in de forvet arkası oynadığını anlaşılınca tribünde homurdanmalar başladı. Birkaç kişinin “Düttürü Mustafa” dediğini çok net hatırlıyorum. Maçın sonlarına doğru skoru tutmak için Johnson girmiş, vazifesini yapmıştı. Skoru bulanlar ise Ali Güneş ve Yusuf’du!

Ancak o sezon beni Denizli’ye meftun eden saha kenarındaki performansı değildi. Tüm kariyerinde belirleyici rol oynadığını düşündüğüm psikoloji biliminden faydalanma biçimiydi. Yazının başında değindiğim ruh halindeki camia psikolojik deneyler için elverişliydi. İlk iş olarak İntertoto’ya katılmama kararı aldı, ardından TSYD’ye. Sezon başında İntertoto’dan elenmek hele de bir önceki sezon Galatasaray UEFA’yı almışken aşağılayıcı olurdu. TSYD de tıpkı İntertoto gibi sezon öncesindeydi ve bahsettiğim üzere toplama olan takım hazır değildi. Korkmuş muydu? Bence cüreti ziyadesiyle yerindeydi. Nihai hedef doğrultusunda inandığını yapacak, kendisine korkak denmesine aldırmayacaktı.

O zamanlar ortada Türk Telekom Arena yoktu. Şu an yapımı devam eden Vodafone Arena’nın isim sponsoru daha Türkiye pazarına girmemişti. Peyderpey inşa edilen Şükrü Saraçoğlu kıymetlimizdi. Denizli önce sahanın alanını teknik ancak nispeten yaşlı takımına avantaj sağlamak için Fifa kurallarına göre en dar hale getirtti. Bir diğer dokunuşu ise tüm iç saha maçlarına klasik çubuklu forma ile çıkma kararı oldu. Bu yolla rakiplerine bilinçdışı mesaj vermeyi hedefliyordu. Aynı amaçla o sezon deplasmanlarda çubuklu hiç kullanılmadı, tamamına beyaz forma ile çıkıldı.

Hikayenin sonunda Fenerbahçe tüm iç saha maçlarını kazanarak şampiyon oldu. Saraçoğlu Stadı taraftarların nezdinde bir mabeddi artık. Mustafa Denizli, Fenerbahçe’yi şampiyon yapan ilk yerli teknik adam olarak tarihe geçti.

Benim kişisel taraftarlık tarihimde o sezonun da, Denizli’nin de yeri ayrıdır. Yaşattığı o duygular için değerli hocama teşekkürüme vesile olsun bu yazı.

 

Yorumlara kapalıdır.