Çok Yakında

‘DEMOKRASİLERDE HAKARETE UĞRAMAMA HAKKI YOKTUR…’

Eylül 30th, 2015 | by Gazete Kuzey
‘DEMOKRASİLERDE HAKARETE UĞRAMAMA HAKKI YOKTUR…’
Danimarka
0

Bugün tüm dünyayı çalkalayan ‘karikatür krizi’nin 10’uncu yıldönümü…

İnfial yaratan Hz. Muhammed karikatürlerinin yayınlanmasına karar veren, karikatürlerin siparişini veren Jyllands-Posten Gazetesi Kültür Servisi Şefi Flemming Rose, Türkiye medyasından sadece Sadi Tekelioğlu’na konuşmuştu. İşte o röportaj… 

 

Sorumlu yayıncılık ve ifade özgürlüğü kavramlarından ne anlıyorsunuz. Bu iki kavramı benim okurlarım için yan yana getirebilirmisiniz?

-Sorumlu yayıncılık deyince yaptığınız yayının çizgisi, hitap ettiği kesim ve editör olarak kendi vicdanımı anlıyorum. Örneğin benim gazetemde pornografik değeri olan fotoğraflar yayınlanmaz, ölü bir askerin fotoğrafını da yayınlamam, başka gazeteler yayınlayabilirler, ancak ben prensiplerimin ve vicdanımın başka insanlar için ölçü olmasını isteme hakkına sahip olmadığım gibi böyle bir şeyi beklemenin de yanlış olduğunu düşünüyorum. Hz. Muhammed karikatürlerini yayınlama kararı ile bunu bağlantılandıracak olursam, bazı Müslümanlar kendi sınırlarının başkalarının da sınırları olmasını istedikleri için ve buna karşı olduğum için yayınlama kararı aldım.

Yani kişisel sınırlarımızı başkalarının da kişisel sınırı haline getiremeyiz. Laik demokrasilerde böyle bir hak yoktur.

Karikatürlerin yayınlanmasına kadar olan editoryal süreci anlatır mısınız?

-Kaare Bluitgen, Hz. Muhammed’in hayatını konu alan bir çocuk kitabı hazırlığındaydı. Kitabı için Hz. Muhammed’i çizecek çizer bulamamış. Zira çizerler kendilerini tehdit altında ve korku içinde hissettiklerini söyleyip çizmemişler. Bir tanesi Hollandalı Politikacı Theo Van Gogh’un öldürülmesinin ardından korkuya kapıldığı için kitaba Hz. Muhammed çizimi ile katkıda bulunamayacağını söylemiş. Bu haberi öğrenince Bir grup çizerden Hz. Muhammed’i kendi gördükleri gibi çizmelerini istedim. Benim yazdığım bir üst yazı ile birlikte yayınlanacaklardı. Çizerlerden biri benim hazırladığım metni çok sert buldu, bir diğeri de çok yumuşak buldu ve projede bu nedenlerle yer almadılar. Karikatürleri hakaret olarak çizmediler, ben de hakaret olsun diye yayınlamadım. Elime gelen karikatürlerin hepsini yayınladım.

Ama Müslümanlar bunu hakaret olarak algıladılar. Yazdığınız tanıtım yazısında kullandığınız ”Müslümanlar da diğer herkes gibi alay, hakaret ve aşağılamayı kabul etmek zorundadırlar” cümlesi Müslümanları kızdırdı

-Bakın. Bir sanatçı bir şey yapmak ister de bunu kendi prensipleriyle bağdaştıramadığı için yapmayı reddederse, yapmak istemezse buna diyecek bir şeyim olamaz. Herkes kendince doğru bildiğini yapar. Ancak, bir sanatçı veya yazar, çizer bir şey yapmak isteyip korktuğu için bunu yapamıyorsa bu otosansüre girer. Bunu kabul edemem.

5

Başbakan RecepTayyip Erdoğan Kopenhag’da yaptığı bir konuşmada yayınladığınız karikaürlerden bahsederken ”Kutsalıma dokundurtmam. Saygı gösterilmesini beklerim ” şeklinde bir ifade kullandı. Sizin için kutsal olan bir şey var mıdır? Varsa bunlar nelerdir ?

-Tabii ki, benim de kutsallarım vardır. Ama bunlar özeldir açıklanmasını doğru bulmuyorum. Ancak kamusal ve toplumsal alanda kutsal olarak görebileceğim şeylerden bahsediyorsanız, bunların benim için kutsal olması başkaları için de kutsal olacağı anlamına gelmez. Benim kutsallarımı başkalarının kutsalları olması dayatmasına karşıyım. Erdoğan’ın açıklamalarına gelince; Başbakanınızın Türkiye’yi Avrupa Birliğine taşımak için Avrupa başkentlerine yaptığı gezilerde din eleştirisinin suç olmasını istemesi ve bunu Avrupa ülkelerinin yasalarına koydurmak istemesini tuhaf karşıladım. 200 yıllık Avrupa geleneği ile hesaplaşmaya kalktı, bu bir sorundur.

Şimdi de birçok defa karşılaştığınız soruyu sormak istiyorum. Kariaktürler nedeniyle başlatılan boykot sonucu Danimarka iş dünyası çok büyük ekonomik zararlara uğradılar. Ortadoğu ülkelerine ihracat yapan et ve süt ürünleri fabrikalarında yüzlerce kişi işsiz kaldı. Karikatürlerin çizerleri yer altına inmek zorunda kaldılar, aile yaşamları altüst oldu. Ve gösterilerde 130’a yakın kişi öldü ve gösteriler hala da devam ediyor. Bu sonuçları görünce ”değer miydi?” diye sormak istiyorum.

-Genel olarak pişmanlık duymuyorum. Ancak hemen şunun altını çizmem gerekiyor; hiçbir karikatür masum bir insanın hayatından daha değerli değildir. Ama karikatürlerin yayınlanmasının ardından ortaya çıkan sonuçları da tamamen karikatürlere bağlamak istemiyorum. Örneğin Nijerya’da sadece bir gösteride 40’ın üzerinde kişi yaşamını kaybetti. Ondan bir kaç yıl önce de sadece güzellik yarışması düzenleniyor diye olaylar çıkmış yine Nijerya’da bir çok kişi yaşamını kaybetmişti. Gösterilere katılan insanlar ve gösterileri düzenleyenlerin ciddiye bile alınmayacak kadar az bir kısmı karikatürleri gördüler. Bu da bu olayın iç politik nedenlerle kullanıldığını akıllara getiriyor. İran’da protestoları düzenleyen kişinin karikatürleri görmediği ortaya çıktı. Norveçli bir gazeteci şöyle bir ifade kullanmıştı ”Bugüne kadar hiç bu kadar fazla sayıda insan çok az kişinin gördüğü bir şeye tepki göstermemişti.”

İş dünyasına ne cevap veriyorsunuz? Birçok kişi işini kaybetti.

-İş dünyasının temsilcileri ile birçok kez bir araya geldim. Onlarla iyi bir diyaloğum var ve beni anladıklarını sanıyorum. Danimarka mallarının dünya genelinde rekabet gücüne sahip olması kalitesinden kaynaklanıyor. Bu kalite de bir fabrikada çalışan vasıfsız işçinin bile işten atılma korkusu yaşamadan şefine, müdürüne daha iyi bir ürün ortaya çıkarabilmek için eleştiri yönetebilmesi hakkına sahip olmasından geçiyor. Danimarkalı işadamları farkında olmadan Danimarka ifade özgürlüğü sayesinde dünya genelinde nam sahibi oldular.

7

Tüm bu olup bitenler ışığında sormak istiyorum. Böyle bir şeyi yine yapar mıydınız?

-Bu soruya ne cevap verirseniz verin biraz zor. ”Hayır” desem ifade özgürlüğünü sınırlamak isteyenler kazanmış olacaklar ve daha fazla özgürlüğü ortadan kaldırma hakkını kendilerinde görecekler. ”evet” cevabı versem yaşamını kaybeden, işini kaybeden bir çok kişiye karşı sorumsuzluk ve umursamazlık olacak. Bilemiyorum.

Dünya genelindeki tepkilerin genel bir değerlendirmesini yaparken neler düşünüyorsunuz?

-Küreselleşmeyi çok ilginç değişimleri içinde barındırdığı için çok heyecan verici buluyorum. Örneğin Pakistan veya Afganistan’da bir köyü düşünün bu köyde yaşayan insanların yaşamı boyunca karşılaşacakları insan sayısı 5 yüzü geçmeyecek, gidebildikleri en uzak nokta da 20 kilometre uzaktaki kasaba olacaktı, ama şimdi 5 bin kilometre uzakta olan bitene bu köylerdeki okuma yazma bilmeyen insanlar tepki gösteriyorlar. Bir Sms yoluyla insanlar sokağa dökülebiliyorlar. Hal böyle olunca, benden 5 bin kilometre uzakta yaşayan insanı dikkate alacak yayın yapmam beklenebilir. Veya o insana ”sen benim tabularımı kabul edersen, ben de senin tabularını kabul ederim” denebilir. Böyle olunca yine başa dönmüş oluyoruz. Kendimizi sınırlamış oluyoruz. Burada önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Laik demokrasilerde herkes kendini incinmiş hissedebilir. Demokrasilerde bireylerin birçok hakkı vardır, ancak var olmayan tek hak incinmeme, hakarete uğramama hakkıdır. Demokrasilerde hakarete uğramama hakkı yoktur.

Olayların arttığı gerilim en üst noktaya ulaştığı dönemde ABD’ye zorunlu izine gönderildiniz? Orada kaldığınız sürede ne yaptınız, ne düşündünüz?

-Gazete yönetimi o günlerde üzerimdeki stresi görmüş olacak ki benim Dnaimarka’dan uzaklaşmam gerektiğini düşündüler. Bedensel faaliyetlerim altüst olmuş uyku düzenim bozulmuştu. Amerika’ya gittim. Amerikalı yetkililerin benim oraya geldiğimden haberi vardı. FBI’ya haber verildi. Ancak 24 saat koruma altında değildim. Sadece orada olduğumu biliyorlardı.. Her gece mide spazmı ile uyanıyordum.

Bu kriz size ne verdi mi. Bir şeyler öğrendiniz mi?

-Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Ben Müslümanları üzmek onlara hakaret etmek için bunu yapmadı. Kriz sürecinde Ortadoğu kökenli bir çok gazeteci ve yazarla konuştum. Bana ‚Bizi her konuda eleştirebilirdin, ama bunu peygamberimize hakaret ederek yapmamalıydın. Peygamberimiz bizler için çocuklarımızdan daha da değerlidir’ dediler. Bu son cümleyi anlamakta ve kabul etmekte zorlanıyorum. Bazı Müslümanlar için Hz. Muhammed’in bu şekilde görüldüğünü bilmiyordum.

Şimdi günlük yaşamınız nasıl? Rahatça sokakta yürüyebiliyor musunuz?Tehdit alıyormusunuz?

– Başlangıçta çok tehdit aldım, hala da arada bir almaya devam ediyorum. Her yere gidemiyorum. Danimarka polisi ile bir çok defa görüştüm. Bana bazı önerilerde bulundular. Örneğin evime ve işime giderken, alışveriş yaparken rutin davranışlardan kaçınıyorum. Koruma altında değilim, ama kendi tedbirlerim var. Onları uyguluyorum.

 

 – Bu röportaj Mart 2008’de Sabah Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

Yorumlara kapalıdır.