Çok Yakında

Demirsiz Mustafa nasıl beyinsiz oldu

Ocak 22nd, 2018 | by Hüseyin Araç
Demirsiz Mustafa  nasıl beyinsiz oldu
Yazarlar
0

Rahmetli Mustafa beni arayıp “Bana yardım et benim beynimde eksiklik varmış” demişti. Araştırdım meğer beyin eksikliği değil, demir eksikliği varmış. Nedeni de tercümanın iki kelimeyi karıştırmasıymış. Hak verilmez alınır ama nerede o hakkını arayanlar.

Venstre, Konservativ, Liberal Aliance’den oluşan ve dışardan Df partisince desteklenen hükümet, şimdi de ücretsiz tercüman hakkını kaldırıyor.
Üzerinde görüşülen ve büyük bir ihtimalle kabul edilecek olan tasarıya göre, Danimarka’da 3 seneden fazla ikamet etmiş olanlar, bundan sonra hastahaneye ve doktora gittiklerinde tercümanları ya kendileri götürecek veya gelen tercümanın ücretini cebinden ödeyecekler.
Yavaş yavaş, fazla tepki çekmeden, kıyım kıyım elden hak almaya Danimarka’da salami metodu derler. Benim gördüğüm kadarı ile hükümet bu metodu uyguluyor.
Peki bu kararın alınmasında sadece hükümet mi sorumlu? Bence hayır. Genel olarak söylemiyorum ama bazı insanlar 30-40 senedir bu ülkede ikamet ediyor, daha doktoruna gidip başım ağrıyor veya karnım ağrıyor diyemiyor.
Bu kadar sene geçmiş hiç olmazsa kendini idare edecek kadar yaşadığın ülkenin dilini öğren be adam demeden geçemiyorum.

Bir döneceğim sevdası, daha doğrusu hayali ile aylarını, yıllarını hatta ömrünü geçiriyor. Kararın alınmasında piyasada tercümanım diye gezinen ama tercümanlıkla uzaktan yakından alakası olmayan kişilerin rolü daha büyük.
Size başımdan geçen bir olayı anlatayım, çok sevdiğim ve saydığım, şimdi rahmetli olan Mustafa Kale isimli bir vatandaş büroma telefon etti ve çok tedirgin ve üzüntülü bir sesle “Tercüman; 2 gündür uyuyamıyorum, çok önemli bir sorunum var ne yaparsan yap, bana yardım et” dedi…
“Hayrola, ne oldu?” diye sorduğumda, “Benim beynimde eksiklik varmış” dedi. Ben de kendisini yatıştırmak ve de şaka yapmak için, “Onun için niye doktora gittin ki, yanıma gelseydin ben de sana söylerdim” dedikten sonra konuyu araştıracağımı ve kendisine bilgi vereceğimi söyledim.

Doktora telefon ettiğimde, bizim Mustafa Bey’de beyin eksikliği değil; demir eksikliği olduğunu öğrendim. Mustafa’ya telefon edip rahat olmasını, beyninde bir eksiklik olmadığını söyledim ve çok rahatladığını söyledi.
Tercüman olarak gelen hanım (hjern ile jern) aynı şekilde okunmasına rağmen, birinin beyin anlamına diğerinin demir anlamına geldiğini seçememiş ki; ve bizim Mustafa’yı bayağı telaşlandırmış.
Konuyu hastahaneye bildirerek, tercüman olarak kullanacakları kişilerin en az 3 aylık bir kurstan veya denetimden geçmelerini istedim. İnsanların sağlığı gibi çok önemli bir konuda bunun gerekli olduğunu söyledim.

Danimarka’da temizlik yapanların bile, sokak satıcılarının bile, tavuk bakıcılarının bile birer kurstan geçtiğini; Ve insanların canıyla, sağlığıyla, tedavisi ile ilgili konularda tercümanlık yapanların hiçbir denetimden, kontrolden geçmediklerini söylememe rağmen, bu konuda hiçbir değişiklik olmadı. Olmayınca da biz olayı basın yoluyla kamuoyuna duyurduk. Yabancıların tavuk kadar kıymeti yok mu? Tercüman olarak kullanılan kişilerin birçoğunun bu konuda eğitimleri ve tecrübeleri olmadığını söyledik ve 3 aya kadar durum değişmezse, Kopenhag Ticaret Okulu’nda devlet onaylı tercümanlık belgesine sahip olan ben, Arap, İranlı ve Vietnamlı tercümanların bundan sonra hastahanelere ve doktorlara tercümanlık yapmayacağını söyledik ve yapmadık da…

Sendikamız hastahanelerle irtibata geçti, ama durumu fırsat bilen ve sadece para kazanma maksadı ile yola çıkan bazı uyanıklar tercüme büroları açtı ve her önüne geleni; örneğin okula giden çocuklara çok az bir ücret ödeyerek, hem onların, hem de insanlarımızın sırtından büyük paralar kazandı.
Bizimkilere “Size tercümanlığa gelenlerle yeterli derecede anlaşamıyorsanız, tercüman değillerse, tercüman olarak kabul etmeyin” dememize rağmen aldığımız cevaplar şöyleydi: “Ya ayıp olur, sonra bizim komşunun kızı veya bizim hemşehrimiz olur” deyip hiçbir duyarlılık göstermiyorlardı.
Şimdi hükümet bu hakkı almak istiyor, piyasada olanlar yetkisiz, ehliyetsiz ve de sendikasız olduğu için hiçkimseden ses çıkmıyor. Bekleyeceğiz göreceğiz.
Ne demiştik “HAK VERİLMEZ ALINIR”, ama nerde o hakkını arayanlar?
Hoşça ve dostça kalın.

Yorumlara kapalıdır.