Çok Yakında

Danimarka’ya göçümüzün ellinci yılına yaklaşırken…

Mart 11th, 2016 | by Adnan B. Baloğlu
Danimarka’ya göçümüzün ellinci yılına yaklaşırken…
Din
0

(Sn. Adnan B. Baloğlu’nun Kuzey’in Mart sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

2016 yılına girmiş bulunuyoruz. Bu yılda Allah’tan en büyük dileğimiz, tüm insanlığa sağlık, huzur ve barışı nasip etmesi… Ancak bu dilek, tek başına bizim istememizle gerçekleşecek bir şey değil; bunun için tüm insanlığın aynı şeyi dilemesi ve samimi çaba göstermesi ile mümkün. Herkes üzerine düşeni yapacak… Aile saadeti de böyledir; eşlerin ortak samimi, fedakâr çaba, gayret, irade, arzu ve fiilleri ile yuvada saadet mümkün olabilir. Bu toplumlar için de aynen geçerlidir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de bunu açıkça söylüyor: “Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez.” (13/Ra’d, 11). Ayetin manası hiçbir yoruma mahal bırakmayacak şekilde açık olsa gerek…

Daha önceki yazımızda derneklerimizin içinde bulunduğu yapısal sorunlarla ilgili görüşlerimizin bir kısmını sizinle paylaşmış ve bu konuda daha söyleyeceğimiz şeylerin olduğunu ifade etmiştik. Ancak bunu bir sonraki yazımıza bırakarak, göçün ellinci yılına yaklaştığımız Danimarka’da, hem göçü hatırlamak hem de bize verdiklerini ve bizden aldıklarını masaya yatırmak, geleceğe yönelik hedefler çizmek noktasında neler yapılabileceğine dair bazı tekliflerim olacak…

   stockholm treni3

Buna geçmeden önce bir hatırlatmada bulunalım. TRT Diyanet Televizyonu’nda Stockholm Treni adlı bir belgesel yayınlandı. Tam 26 bölüm. Bugüne kadar Türk televizyonlarında yayınlanmış en uzun soluklu göç belgeseli… Bu belgesel benim İsveç’e 50 yıl önce göçen birinci nesil büyüklerimizin gerçek hayat hikâyelerini derlediğimiz Stockholm Treni: Bir Neslin Göç Hikâyesi adlı kitabımızdan esinlendi. Söz konusu belgeselin, konsept danışmanlığını ve metin yazarlığını da biz yaptık. Bu eserin devamı mahiyetinde olan ikinci kitabımızda bu sefer ikinci neslimizin hayat hikâyelerini derledik. Bu iki eserin bu anlamda bir benzeri yok. Nasip olursa Kulu Belediyesi bu iki eserimizin yeni baskılarını yapacak… Özellikle belgeselimizi merak edenler için söyleyelim ki, internet üzerinden Youtube’a girip Stockholm Treni yazdıkları takdirde tamamını izleyebilirler. Eminiz ki, herkes bu belgeselde kendi hayatından bir şeyleri muhakkak bulacaktır. Bu belgeselin en önemli özelliği, göç olgusunun sebep olduğu bütün sorunları A’dan Z’ye tartışmasıdır. Sivil toplum örgütlerimizden, eğitim, entegrasyon, aile, gençlik vb. her konu masaya yatırıldı. Umarım beğenirsiniz. Nasip olursa inşallah benzerini Danimarka için de yaparız, niçin olmasın?

stockholm treni2

Danimarka’ya toplu göçümüzün 50’nci yılı çerçevesinde hayata geçirilecek etkinlikler neler olabilir sadedinde önerilerim olacak. Evet, buna şimdiden hazırlanmalıyız. Bunun için T.C. Kopenhag Büyükelçiliğimizin eşgüdümünde, Danimarka’daki bütün sivil toplum örgütlerimizin de temsil edileceği bir komisyonun oluşması gerekiyor. Önce neler yapacağımıza karar vereceğiz. Diyanet İşleri Başkanlığı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, TİKA, Yunus Emre Vakfı gibi kuruluşlarımızdan ve hatta insanımızın yoğun biçimde geldiği illerin (Konya, Sivas, Uşak vb.) belediyelerinden alabileceğimiz maddi ve manevi katkılarla yapacağımız faaliyetlerin çeşidini ve niteliğini artırmamız mümkündür. Tüm bunlara vatandaşlarımızın burada yoğun olarak yaşadıkları şehirlerin belediyeleri (Kopenhag, Odense, Aarhus vb.) vasıtasıyla yapabileceğimiz organizasyonları da ilave edelim. Peki, yol haritamızı tayin ve yapacağımız faaliyetleri belirleme bağlamında neler yapabiliriz? Her türlü olumlu ve yapıcı öneri ve katkıya açık olduğumuzu özellikle vurgulayalım. İşte bizim önerilerimiz.

stockholm treni1

  • Öncelikle Danimarka’ya göçün başladığı yılın tespitini yapalım. Bu konuda ortak bir yıl üzerinde anlaşmamız lazım. Hali hazırda sağ olan ilk nesil büyüklerimizden bunu öğrenebiliriz. Meselâ bu yıl, diyelim ki 2017 yılı ise hiç vakit geçirmeden hazırlıklara başlamalıyız.

  • Faaliyetleri bütün bir seneye yaymalıyız.

  • Yapılacak tüm çalışmalara kadınların ve gençlerin de aktif katılımları mutlaka sağlanmalıdır.

  • Her türlü etkinliğin karar ve icra aşamasının, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Danimarka Devleti, Danimarka’daki sivil toplum örgütlerimiz, Konya, Sivas, Uşak vb. belediyelerimiz, Türk ve Danimarka üniversitelerinin katılımlarıyla T.C. Kopenhag Büyükelçiliği’nin eşgüdümünde yürütülmesi zorunludur.

  • Tüm iştirakçilerin katkıları ile projelerin üretilmesi ve bunların sistematik bir şekilde sonuçlandırılması önemlidir.

  • Bu çerçevede iletişim ve toplanma kolaylığı açısından Kopenhag’da konuşlu T.C. Büyükelçiliği ve sivil toplum örgütlerinden temsilcilerin katılacakları bir çalışma grubunun oluşturulması ve bu grubun sık aralıklarla toplanması gereklidir.

  • Yapılacak faaliyetler belli temalar çerçevesinde şekillenmeli ve bu temaların da kısa sürede belirlenmesi ve tamamlanması çalışma grubu tarafından sağlanmalıdır.

  • Bu kapsamda öncelikle Türkçe anadili eğitimi konusunda bir çalışma başlatılmalı; T.C. Kopenhag Büyükelçiliği’nin önderliğinde bir çalıştayın organizesi önemli bir girdi sağlayacaktır.

  • Buradaki vatandaşlarımızın genel eğitim seviyesinin yükseltilmesi özellikle önemlidir; bu çerçevede Türk Dili Enstitüsü’nün (Yunus Emre Enstitüsü) Danimarka’da da kurulması için çalışmalar ivedilikle başlatılmalıdır.

  • Türkiye’deki üniversitelerde gerek anadili, gerek diğer eğitim alanlarında yaz kursları tahsis edilmesi ve Danimarka’daki gençlerimizin düzenli olarak buralara gönderilmesi için girişimler başlatılmalıdır.

  • Göçün 50’nci yılını konu alan, mümkünse Türk ve İsveç devlet televizyonları tarafından ortak yapım olacak bir belgeselin hazırlanması sağlanmalıdır.

  • Türk toplumunun Danimarka’ya yaptığı katkının siyasi, ekonomik, ticari, sosyal ve kültürel boyutlarını ortaya çıkartacak ve Danimarka toplumuna yansıtabilecek çalışmaların Danimarka Devleti ve sivil toplum örgütleri ile ortaklaşa geliştirilmesi sağlanmalıdır. Bu çerçevede Türkiye’den gelerek, Danimarka’ya yerleşen ve daha sonra burada doğan nesiller arasında örnek ve başarılı insanların başarı hikâyeleri anlatılabilir ve bir kitapçıkta toplanabilir.

  • Türkiye’den göç vermiş illerimizin tarihi ve kültürel özellikleri ile dedelerinin, babalarının, annelerinin doğup büyüdüğü köy ve kasabaları gençlerimize tanıtacak bir fotoğraf sergisi düzenlenebilir. Ayrıca bu yörelerimizi tanıtım amaçlı turlar, seyahatler tertip edilebilir.

  • Danimarka’nın prestijli salonlarında sergilenmek üzere göç temalı fotoğraf, resim, mektup, eşya sergileri tertiplenebilir. Çocuklarımız arasındaki yine göç temalı resim ve kompozisyon yarışmaları düzenlenerek kazananlara ödül verilebilir ve bunlar bir kitapçıkta toplanabilir.

  • Vatandaşlarımızın yoğun olarak bulundukları şehirlerde TRT desteği ile tiyatro, folklor ve saz ekiplerinin oluşturulması için girişimler yapılabilir.

  • Türkiye ve Danimarka üniversiteleri ile işbirliği halinde, Danimarka’ya göçü konu alan panel, konferans ve sempozyumlar yapılabilir ve bunlar Türkçe ve Danca olacak şekilde kitaplaştırılabilir.

  • Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli gibi Türk-İslam kültürünün önemli şahsiyetlerini tanıtım amaçlı panel, sinema filmi gibi etkinlikler tertiplenebilir.

  • Türk el sanatlarını (hat, tezhip, ebru, kâtı’, çini, cam işçiliği vb.) tanıtacak programlar Kültür Bakanlığı, Paşabahçe gibi kurum ve kuruluşlarla birlikte organize edilebilir ve sergilenebilir. Hatta derneklerimizde bunlarla ilgili kısa süreli kurslar düzenlenebilir.

  • Buradaki toplumumuzun yerel siyaset ve parlamento düzeyinde siyasete ilgi göstermesi, seçimlerde oy verme oranının artırılması ile ilgili bilgilendirme faaliyetleri yapılabilir.

  • Türkiye ve Danimarka arasındaki tarihi ve kültürel ilişkilerin geçmişini ve mevcut durumunu analiz edecek ve geleceğe ışık tutacak ortak çalışmalar yapılabilir.

  • Danimarka halkına İslam’ın olumlu ve güzel yönlerinin anlatılması, İslamofobi, yabancı düşmanlığı ve ırkçılık gibi olumsuz tutum ve algıların bertaraf edilmesini temin amaçlı çalışmalar için bir komisyon kurulabilir ve bu çerçevede çalışmalar yapılabilir.

  • Türkiye’den ilk gelen neslimizin halen hayatta olanlarının hayat hikâyeleri ve anıları Stockholm Treni benzeri bir eserde bir araya getirilebilir. Bu eserin adı da meselâ Kopenhag Ekspresi olabilir. Böyle bir çalışmayı biz üstlenebiliriz. Basım ve dağıtımını ise Sivas, Konya ve Uşak gibi belediyelerimizden destek alarak yapabiliriz.

  • Danimarka’da yaygın ve önemli konumda bulunan sendikalar, halk hareketleri ve meslek kuruluşları gibi oluşumlarda daha fazla temsilcimizin olmasını temin amacıyla gençlerimizi yönlendirici ve teşvik edici çalışmalar yapılabilir.

  • Danimarka’daki Türk toplumunu temsil eden sivil toplum örgütlerinin ortak çalışmalar yapmaları, Türkiye’den gelen toplumun ihtiyaçlarına ve sorunlarına çözüm aramaları için bir araya gelmelerini, ortak projeler üretmelerini temin amaçlı tanıtım ve buluşturma toplantıları tertiplenebilir.

  • Danimarka’ya göçe ilk öncü olan, bu topraklara ilk ayak basan ve halen hayatta olan büyüklerimizi onurlandıracak organizasyonlar tertip edilebileceği gibi, artık hayatta olmayan ama göçün öncüleri olup vefat etmiş büyüklerimizin de anısına büyük bir camimizde, büyük bir katılımla bir mevlit programı tertip edilebilir. Böylece bütün büyüklerimiz rahmet ve minnetle yâd edilmiş olur.

stockholm treni

Bütün bunlar hemen aklımıza geliverenler. Hatırımıza gelmeyen ama sizin düşündüğünüz daha nice faaliyeti el birliği ile yapmamız mümkün. Bu konuda gerekli olan tek şey, taşın altına herkesin eşit biçimde sokmasıdır. Aramızdaki farklılıkları ayrışma konusuna dönüştürmeyelim; ideolojik önyargılarla birbirimize yaklaşmayalım. Dünya görüşlerimiz, düşüncelerimiz, alışkanlıklarımız farklı olabilir, ama biz hepimiz aynı toprağın, aynı kültürün, aynı vatanın insanıyız. Tarihimiz, dinimiz, kültürümüz bir ve aynı. Yukarıda saydığım tüm organizasyonlar için ‘Ben hepsini yaparım’, ‘Hepsinin altından ben tek başıma kalkarım’ diyebilecek bir kuruluş yok. Kaldı ki bu bencilliktir, egoizmdir. “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” demiş atalarımız.

Kureyşliler, Kâbeyi yeniden onarıp tamir ettiklerinde iş Hacer-i Esved taşını yerine kimin koyacağı meselesine gelir. Aralarında tartışma çıkar. Her bir kabile, Hacer-i Esved’i kendisi yerine koyup bu şerefi üstlenmek ve diğer kabilelere üstünlük sağlamak istiyordu. Bir türlü anlaşamazlar ve Ebû Ümeyye’nin teklifi ile “Sabahleyin Safa kapısından ilk gelen zât bize hakem olsun” deyip karara varırlar. Sabah olunca bütün Kureyşliler, Kabe’nin yanına gelirler ve Safa kapısından kendilerine doğru gelecek meçhul kişiyi beklemeye koyulurlar. Kapıdan ilk gelen, biricik Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) olur. Herkesi tarifsiz bir sevinç alır, onun doğruluğuna sonsuz güven duydukları için onu hakem tayin ederler. Peygamberimiz, Hacer-i Esved’i bir örtünün içine koyar ve ardından her bir kabilenin reisine örtünün bir ucundan tutmalarını söyler. Kabile reisleri söyleneni yaparlar ve sonra Hacer-i Esved’i örtüyle birlikte kaldırırlar ve konacak mekâna kadar taşırlar. Nihayet sevgili Peygamberimiz, örtünün içinden Hacer-i Esved’i alıp yerine koyar ve böylece büyük bir ihtilafı önlenmiş olur.

İşte bu güzel örnekte olduğu gibi, hepimiz işin ucundan birlikte ve birbirimizi, ötelemeden, kötülemeden göçün anlam ve önemini hem anlayacağız ve anlatacağız, hem de gelecek nesillerimize ortak işbirliğinin güzel bir numunesini miras bırakmış olacağız. Danimarkalılar da bize imrensin.

Hacı Bektaş Veli Hazretleri’nin “Gelin canlar bir olalım, iri olalım, diri olalım”, Yunus Emre’nin “Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım” deyişleri bize rehber olsun.

Hepiniz sağlıcakla kalın, Allah’a emanet olun.

Yorumlara kapalıdır.