Çok Yakında

Danimarka ektiğini biçiyor

Ocak 2nd, 2016 | by Sadi Tekelioğlu
Danimarka ektiğini biçiyor
Yazarlar
0

(Sadi Tekelioğlu’nun Kuzey Gazetesi’nin Aralık ayı sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)
Son 1 yıl içinde Danimarka, Fransa ve Belçika’da meydana gelen terör eylemleri nedeniyle Danimarka’da çok büyük bir kaygı ve panik havası hakim.

Siyasilerden bahsetmiyorum.

Sokaktaki vatandaşın, toplu ulaşım araçlarını kullanan sıradan halkın yaşadığı kaygıdan bahsediyorum.

Bahsettiğim terör eylemlerini gerçekleştirmiş olan kişilerin bu ülkelerde doğup büyümüş, bu ülkelerde eğitimlerini tamamlamış olmaları, önlem almayı güçleştirdiği gibi alt ya da üst komşusunun ya da trende, metroda, otobüste maçta yanına oturan kişinin terörist olarak ortaya çıkma beklentisi de yaratıyor.

Bu yüzden artık içinde bulunduğumuz yıllarda teröristler uzaktan gelip kendilerini, insanları ya da binaları havaya uçurmuyorlar. Aynı apartmanın ana kapısından bizimle birlikte çıkıp eylemlerini gerçekleştiriyorlar.

Danimarkalılar korkmakta haklılar, endişeye, kaygıya kapılmakta haklılar, zira aynı korku ve kaygıyı ben de yaşıyorum.

Peki bu noktaya nasıl geldik?

Anlatayım.

2001 yılında New York’ta meydana gelen terör saldırılarının olduğu yıllarda başladı her şey. Danimarka’da iş başına gelen Liberal Muhafazakar koalisyon önce anadili eğitimini kaldırdı, ardından 24 yaş sınırı ile Danimarka dışından biri ile evlenen gençlerin bu ülkeye eşlerini getirmelerini yasakladı. Bu yasak yetmezmiş gibi, bağlılık şartı (Tiknytningskrav), 28 yaş sınırı, konut şartı, belli bir gelir düzeyinin üstünde olma şartı, banka garantisi gibi insanlık dışı yasaklarla bu ülkede yaşayan, özellikle Müslüman göçmenlere “Sizi bu ülkede istemiyoruz” mesajı verdi.

Bunlar yapılırken bir yandan da göçmen ve mültecilerin uyumunun tartışıldığı her platforma din unsurunu soktu. Ne zaman göçmenler arasındaki işsizlik, sosyal yapı, gelenek, görenek konuşulmaya başlansa konu hemen İslam’a geliveriyordu.

Bir ara öyle bir noktaya geldik ki, feministler,sosyal demokratlar, ırkçılar, liberaller, muhafazakarlar Müslüman din adamlarının karşısına geçip din konusunda ahkam kesmeye başladılar.

Burada ilginç olan nokta ise yukarıda saydıklarımın hiçbiri kendini dindar Hıristiyan olarak adlandırmayan kişilerdi. Yani Müslüman göçmenler birden bire karşılarında kendileriyle din tartışmak isteyen ama kendi diniyle uzaktan yakından ilgisi olmayan ideologlarla bir körler-sağırlar diyaloğu içinde buldular kendilerini.

Yani göçmenlerin en temel insan hakları ağızlarına “din” emziği sokularak ellerinden alınıyordu.

O dönemde bir yandan başörtüsüne karşı olduğunu söylerken, hemen o konuşmasının ardından kadınlarla erkeklerin ayrı ayrı oturtulduğu göçmen toplantılarına katılıp oy avcılığı yapan kadın politikacılarla karşılaşıyorduk.

Birileri çıkıp “Başörtüsü Müslüman kadının özgürlük simgesidir” derken, bunu diyen kişinin parti arkadaşları Müslümanların haklarını budamakla meşguldü.

Gündüz Müslüman göçmenlerin haklarının budandığı parlamento çatısı altında akşamları iftar yemekleri düzenleniyordu.

İlkokullarda ise Müslüman göçmen öğrencilerin dili, kültürü, aile yapısı sorun olarak gösteriliyor, göçmen veliler strese sokularak dolaylı yollardan, fazla kontrolün olmadığı, Arap, Afrikalı çobanların imamlık ve öğretmenlik yaptığı “okullara” çocuklarını göndermeye zorlanıyorlardı.

Danimarka göçmenlerin haklarını ellerinden alabilmek için onlara dini özgürlük tanıyormuş gibi yaparak, günde 5 vakit namazını kılan kendi başında Müslümanları zıvanadan çıkarmayı başardı.

Hal böyle olunca suya atılan bir taşın yarattığı halkaların en dıştaki ne kadar büyürse en içteki de o kadar büyüyordu. Yani toplum dindarlaştıkça bu masum dindarların arasındaki radikal unsurların artışına da sebebiyet veriliyordu.

Kimsenin dindar olmasına, dini vecibelerini yerine getirmesine tabii ki karşı değilim ve bu özgürlüğün mutlaka yasalarla garanti altına alınmış olmasını da sonuna kadar savunurum.

Ancak hem dindarlar tarafından hem de din karşıtları tarafından olur olmaz yere dinin sokulmasına da karşıyım.

Bunlar yapıldığı için işte bugün Danimarkalılar trene, otobüse, metroya binerken tedirginlik yaşıyorlar.

Ektiklerini biçiyorlar.

Yorumlara kapalıdır.