Çok Yakında

Çocuklarla doğru iletişim kurmak

Ağustos 15th, 2016 | by Şebnem Seçkiner
Çocuklarla doğru iletişim kurmak
Sağlık
0

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN ANNELİK YAZARI ŞEBNEM SEÇKİNER, NAM-I DİĞER ‘MANYAK ANNE’ ARTIK YAZILARIYLA HER AY KUZEY’DE…

Merhabalar sevgili Danimarka’daki dostlar… Ben ‘Manyak Anne’… Türkiye dar geldi, Kuzey’e uçalım dedik… İlk seferimiz hepimize hayırlı olsun. Hoşgeldim efendim… Nasıl anlatsam, nereden başlasam.İlk olarak şunu söylemek istiyorum ki, çok seminere gittim. Her seferinde bir vicdan sızısı yaşadım, kendimi sorguladım. Hiç bu kadar iyi hissederek ayrılmamıştım eğitimden. Anne-babalığımızda yaptığımız yanlışlar kafamıza vurulmadı. Başlıyorum. Uzun olacak. Hazır mısınız?
6 KONU BAŞLIĞI
Avusturyalı Ebeveyn Eğitimi Derneği Elternwerkstatt’ın Avrupa’da Aile Bakanlığı’nın desteğiyle 14 yıldan beri sunduğu ABC Ebeveyn Ehliyeti programı, benim katıldığım eğitim. Elternwerkstatt Eşbaşkanı Pedagog Andreas Keckeis’ı dinledik. Konu başlıkları şu şekildeydi.
– Mutlu ve özgüvenli çocuk yetiştirmek için nasıl bir ebeveyn olmalıyım?
– Ne yaparsam çocuğum beni dinler?
– Çocuğum ne diyor, aslında ne söylemek istiyor?
– Çocuğumun sorunlarını ne zaman kendi çözecek?
– Kardeş çatışmasında bana ne rol düşüyor?
– Ergenliğe giren çocuğumun benden uzaklaşmaması için ne yapabilirim?
NELER ÖĞRENDİK?
– Çocuğumuzla ilişkimiz, kurduğumuz iletişim neden önemli biliyor musunuz? Biz ne kadar doğru, şiddetsizliğe dayalı bir iletişim kurarsak, bu toplumu da etkiler.
– Erkekler neden geri planda kalıyor? Bunda tek suçlu onlar değil. Kadın da “bırak ben yaparım” dediği için geride kalıyordu. Ama artık çok şey değişiyor. Gelişim psikoloji açısından baktığınızda bu baba, çocuk için önemli bir değer.
– Hani bazen “bu çocuk benim inadıma yapıyor bunu” deriz ya. Hayır, öyle bir şey yok. Hiçbir çocuk “inadına” yapmaz. O an o hareketin köküne, nedenine inmek, çocuğun davranışının ardındaki duygusuna ve ihtiyacına bakmak gerekir. Buzdağının görünmeyen kısmını görmeye çalışmak önemlidir.
– Ebeveynlikte doğru ve yanlışlar, kişilerin kendi ailelerinden gördükleridir.
– Çok eskiden anne babalar otoriterdi. Çocukların söz hakkı yoktu. Bu dönemin çocukları yaratıcı olamadı, kendilerini savunan bireyler olamadılar. Sonraki dönem “özgürlükçüydü.” Bu dönemden de neşeli, yaratıcı çocuklar çıktı. Ancak onlar da empati yapamadı. Şimdiki dönem farklı. Şimdi çocukların söz hakkına sahip olduğu, diğer yandan da anne babanın da kurallar koyduğu bir dönemdeyiz
SENİ ANLIYORUM
Bizim yapmamız gereken, çocukların isteklerini duymak, isteklerini gördüğümüzü anlatmak. Ezbere değil, gönülden “Seni anlıyorum” demek. Diyelim ki parka gittiniz. Dönme saati geldi. Çocuğunuzla sözleştiğiniz o son beş dakika da bitti. Çocuğunuz ağlıyor. Tehdit etmek, kızmak doğru çözüm değil. Bir deneyin. “Seni çok iyi anlıyorum. Daha çok oynamak istiyorsun. Ancak yemek hazır ve şimdi eve gideceğiz” derseniz, durum değişecek. Bunu deneyin. Ben aynen böyle yaptım. Kızım ağladı. İstemedi gelmek. O zaman da şefkatle aldım kucağıma, ağlamasına devam etmesine rağmen eve getirdim. Onu anladığımı da söyledim, ona hak verdiğimi de. Bir sonraki sefer ağlamadı. Biliyordu çünkü eve gideceğimizi. Yani hem onu anladığımı gösterip hem de otoriter bir tutum sergiledim. Otorite dendiğinde aklınıza mutlaka kötü şeyler, kötü davranışlar gelmesin. (Seni anlıyorum ne kadar etkili bir düşünün. Değil annem, bana bir arkadaşım söylediğinde ne kadar iyi hissediyorum. Kim bilir çocuklar nasıl güvende, nasıl huzurlu hissediyorlardır…)
ÇOCUĞUM OKULU ANLATMIYOR
Çocuğunuzun okulda neler yaptığınız anlatmasını istiyorsunuz, ama o anlatmıyor mu?
– Nasıl sorduğunuz çok önemli. Çocuklar duygularını anlatamazlar. Çünkü… 1) Sözcükleri biz gibi iyi kullanamayabilirler. 2) Okul aslında onlar için zor bir sistem. Yeni kurallar, arkadaşlar öğretmenler… Siz nasıl işte eve geldikten sonra kendinize ait bir süre isterseniz, işte çocuklar için de aynısı geçerli. 3, Çocuğunuza sorularınızı hangi motivasyonla sorduğunuza dikkat edin. Yakınlaşmak ve bağ kurmak mı, merakınızı gidermek mi? Çocuk kendini sorguda gibi hissettiğinde bir tür savunmaya geçip suskunlaşabilir.
– Küçük Prens’ten de bildiğimiz gibi: “Dil, her türlü yanlış anlaşılmanın kaynağıdır.” Söylediğimiz her şeyi farklı şekilde söyleyebiliriz, duyabiliriz. Karşı taraf da farklı şekilde anlayabilir, duyabilir. Bizim ne söylediğimiz genelde satır arlarında gizli. Diyelim ki parktasınız. Bir çocuk geldi, sizin elinizdeki topu istiyor. Annesi “o bizim değil” diyor. Çocuk istemeye devam ediyor. Annesinin asıl söylemek istediği “Bizim olmadığı için oynayamazsın.” Ama mesaj satır arasında gizli olduğu için çocuk haklı olarak anlamıyor.
– Konuşurken de dikkat edin. Oyuncaklar yerde, üzerine bastınız. Ne diyorsunuz? “Yine mi oyuncaklar burada?” Bunda bir suçlama tonu var. Doğrusu ne olmalı? “Oyuncaklarını toplamış olmanı isterdim. ” Aslında bu kadar basit. Birkaç kelime değiştirerek bunu yapmak mümkün. Kelimelerin ardındaki tutumumuz ise en önemlisi. Cezalandırıcı bir dille mi konuşuyoruz, yoksa çocuğumuzu suçlamadan onun davranışından nasıl etkilendiğimizi mi aktarıyoruz?
İLETİŞİMİN % 80’İ BEDEN DİLİ,
%20’Sİ KELİMELERLE OLUR
– Vücut diliniz çok önemli. Onun göz seviyesine ineceksiniz ve temas edeceksiniz. Beden dilinizle “seni anlıyorum, dinliyorum” diyeceksiniz.
– Klasik sorulardan, yani bizim 5N1K’dan (Ne? Ne zaman? Nerede? Nasıl? Neden? Kim?) kaçının. Soru çocukları konuşmaya teşvik etmek yerine, konuşmaktan soğutur. Ve belki de çocuk bu soruların cevabını bilmiyor bile olabilir.
– Anahtar taktiği. Yani, bir şey söylemeden dinleyin. “Hmm, hıhı” diyerek onaylayın. Kesinlikle sorgulamayın.
– Papağan yöntemini uygulayın. “Anne, arkadaşlarım beni oynatmadılar” dediğinde, “Hm, arkadaşların seni oynatmadılar” olsun. Soru ve yargı iç Anladığınızı göstererek.
– Kızgın olduğunu mu fark ettiniz? Sorgu gibi duyulabilecek bir soru ifadesiyle “Kızgın mısın” ya da onun duygusunu tespit etmiş gibi bir netlikle “kızgınsın” demeyin. Buradaki sihirli formül, sesin tonunda gizli. Tonlama soru sormayla tespitte bulunma arasındadır; çünkü sadece (“seni doğru mu anladım?”) gibi bir tahmin ifade etmelidir.
– O anlatırken eleştirmeyin. Empatik, yargısız ve samimi olmak etkin dinlemenin ön koşulu.
Ve bu yukarıdakileri çocuğunuz anlatıncaya kadar sürdürün. Son aşamada “Benim senin için yapabileceğim bir şey var mı” teklifini götürebilirsiniz. Netleşecek anlayacak ve çözecek. Evet, kendi çözecek. Siz ona cümlelerinizle yol gösterebilirsiniz ancak çözümü sunmayın. Oldu ki imkansız bir çözüm buldu, “Hayır, olmaz” yerine “Aklına başka bir şey geliyor mu? Başka?… Başka?…” deyin.
Bu aylık bu kadar… Eylül’de Andreas’tan tavsiyelere devam edeceğiz. Kuzey’le kalın.

Yorumlara kapalıdır.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com