Çok Yakında

Çelişkili eğitim politikası

Ocak 23rd, 2017 | by Üzeyir Tireli
Çelişkili eğitim politikası
Yazarlar
0

(Üzeyir Tireli’nin Kuzey’in Ocak sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

Son birkaç haftadır Danimarka Parlemontosu’nda eğitim politikası tartışılıyor. Yeni düzenlemlere gidileceği ve bunun ilkbaharda yürürlüğe konulacağı belirtiliyor.

Bu yeni düzenlemeye göre eğitime sınır getirilecek. Herhangi bir eğitimi olan bir şahıs aynı akademik derecede ikinci bir eğitimi alamayacak. Ancak alınmak istenen ikinci eğitimin akademik seviyesi, alınmış olunan birinci eğitimden daha yüksek ise, buna izin verilebilecek. Örneğin hemşirelik eğitimi almış bir öğrenci, buna ek olarak bir de fiziktedavi eğitimi alamayacak; çünkü her iki eğitimin de akademik düzeyi aynı… Ama hemşire tıp eğitimi almak isterse buna izin verilecek.

Çok tartışmalı geçen bu yeni eğitim politikası, eğitimde yeni bir dönem açıyor. Yıllardır uygulanan eğitim politikasının tersine bir rüzgar esiyor ve Danimarka’nın eğitim politikası anlaşılmaz oluyor.

Neden anlaşılmaz oluyor? Çünkü Danimarka yıllardır birçok diğer Avrupa ülkesi gibi, içinde bulunduğumuz toplum biçiminin bir ”bilgi toplumu” olduğunu ve bilgi toplumunda en büyük sermayenin ”bilgi” olduğunu ve bilginin de ”eğitimden” geldiğinin yıllardır hem politik arenada hem de akademik çevrelerde defalarca vurguladı. Bunun bir uzantısı olarak da ”Öğrenme ömür boyudur” gibi pedagojik konseptleri eğitim sektörünün tüm birimlerinde yürürlüğe koydu.

Bu yüzden Danimarka tüm vatandaşların sürekli eğitim almalarını ve mümkün olduğunca yüksek eğitimlerin alınmasını önerdi. İşsizlik yardımı veya sosyal yardım alanların sürekli kurslara gönderilmesi ve eğitim alması için zorlanması bu yüzdendir. Hatta Sosyal Yardım Yasası’nda düzenlemeler yaparak, yaşları genç olan vatandaşların – eğitimi cazip hale getirmek için – aldıkları sosyal yardımı eğitim bursları seviyesinde tutmalari da bu nedendendir: Tüm vatandaşların becerikli ve yetenekli olmaları gerekir ki, Danimarka başka ülkelerle rekabet edebilsin. Rekabet gücü bilgiyle ölçülen bir dönemde yaşıyoruz.

Bu anlamda eğitim politikasında yüz seksen derecelik bir dönüş (eğitime sınır getirmek) anlaşılır bir politika değil.

Eğitime sınır getirilmesinin toplumsal boyutlarının yanısıra, bireysel ve mesleki boyutları da var. Bunların en önemlisi mesleklerarası bağların kurulmasında, tek bir meslek edinmiş olmak bir dezavantaj. Günümüzde işgücünün – yetenekli olmanın dışında – yaratıcı olması çok önemli. Yaratıcılık, bilindiği gibi, olmayan bir şeyi hayal edebilme, bir şeyi herkesten farklı yollarla yapabilme ve yeni fikirler geliştirebilme yeteneğidir. Başka bir deyişle yaratıcılık herkesin gördüğü şeyi aynı görüp onunla ilgili farklı şeyler düşünebilmektir. Nasıl yaratıcı olunacağı hakkında değişik görüşler var ama birkaç mesleği ve eğitimi olması, hayat tecrübesi olması, sorunlara değişik perspektiflerden bakma fırsatı verecektir. Birden fazla eğitim yolunun kapanması, bir anlamda yaratıcı olmanın önünde de bir set oluşturacaktır.

Eğitimde sınırlamanın sonradan fark edilen bir sonucu da, bu politikanın aslında Danimarka’da yerleşik yaşayan (Danimarkalıları ya da başka etnik kökenli) öğrencileri hedef aldığı. Yani Avrupa Birliği bir ülkeden gelen öğrenci, bu tur bir engelle karşılaşmıyor. Almanya’da elektronik mühendisi okumuş biri, Danimarka’ya gelip tıp okuyabilir (dil sorununu bir kenera bırakırsak, ki bazı eğitimlerde tamamen İngilizce olduğu için sorun olmayabilir). Yani Danimarka kendi vatandaşının olanaklarını kısıtlarken, Avrupa Birliği’nden gelen vatandaşlara daha iyi haklar sağlıyor.

Bu yüzden ’eğitimde sınır’ politikasına karşı çıkmak hem Danimarka’nın hem de vatandaşların çıkarına olacaktır.

Yorumlara kapalıdır.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com