Çok Yakında

Çekil aradan Aykut Kocaman, bu saatten sonra paratoner değil, paspas olursun…

Kasım 19th, 2017 | by Mert Ezici
Çekil aradan Aykut Kocaman, bu saatten sonra paratoner değil, paspas olursun…
Yazarlar
0

Emre Ergül

KUZEY 10 KELİME SORDU, MERT EZİCİ 10 CEVAP VERDİ

1. Aykut Kocaman’ın git-gel halleri

Dün bununla ilgili Fanatik hesabından bir tweet atılmıştı. Aykut Kocaman’ın Osmanlı maçı sonrası yaptığı açıklamalar ve sonrasında yaşananlar ile ilgili düşüncelerini soruyordu takipçilerine. Görür görmez bir hışımla yanıt verdim, şu an soğukkanlıyım ancak ünlemine kadar hâlâ geçerli yanıtım: “Sıkıldık. Bıktık. Usandık!” Gerek taraftar olarak gerek futbolsever olarak her manada artık gerçekten yeter. Hepimiz başarısız olabiliriz, oluyoruz da; ancak kimseye paratoner olmak zorunda değiliz. Çekil aradan Aykut Kocaman, Fenerbahçelilerin derdi Aziz Yıldırım’la. Bu saatten sonra paratoner değil, paspas olursun.

2. Aziz Yıldırım’ın kafasındaki plan

Hiçbir fikrim yok. Umurumda da değil. Kimsenin umurunda olduğunu da sanmıyorum. Aziz Yıldırım sadece Fenerbahçelilerin değil tüm spor kamuoyunun bıktığı bir isim. Yabancı sınırı meselesini ısıtarak aklınca Galatasaray’ın önünü kesmeyi planlıyor olabilir, Federasyon kurullarında etkisini artırarak avantaj sağlamak istiyor olabilir, sansasyonel bir transfer peşinde olabilir, şu olabilir, bu olabilir. Ancak başta dediğim gibi her ne planlıyorsa şahsen umurumda değil. Aziz Yıldırım; miadını doldurmuş, kamuoyu nezdinde ciddiyetini yitirmiş, tribünlerle duygusal bağı kopmuş bir adam. Ne yapsa nafile, güle güle Aziz başkan güle güle…

3. Van Persie’nin Fenerbahçe kariyeri

Alex Ferguson biyografisinin son bölümüne şöyle başlar; “Göz kamaştırıcı bireysel yeteneklerin hiç de yabancısı olmamamıza rağmen RVP’nin ne kadar iyi olduğunu anlamamız biraz zaman aldı. Yaptığı koşuların kalitesini en akıllı oyuncularımız bile hemen fark edememişti.” Buradan hareketle RVP’nin Fenerbahçe’de anlaşılamadığı gibi bir sonuca varırsak bu kolaycılığın da ötesinde mitomani’ye (kendi yalanına inanma hastalığı) girer. Kabul, Fenerbahçe’de hiçbir zaman ona uygun bir oyun planı olmadı. Scholes’un bile hemencecik anlamadığı koşuları Ozan Tufan’ın, Topal’ın, Josef’in anlayacak hali de yoktu, anlasa topu oraya uzatacak becerisi de. Wenger ya da Ferguson gibi hücum odaklı bir teknik direktör ile de çalışmadı. Ancak bu nedenler hatta Aziz Yıldırım’ın gündemi bir süre meşgul eden sakat alındığı itirafı dahi RVP fiyaskosunu açıklamakta yetersiz kalıyor. Kendimi bildim bileli futbol izliyorum; böyle bir vurdumduymazlık böyle bir baş aşağı düşüş hatırlamıyorum. RVP kafasında bitirmiş veya bitmiş. Olmadı, olmaz.

4. Şenol Güneş’in ‘Barcelona’yı çalıştırmak isterdim’ hayali

Rüyalar, Rüyaalaar
Rüyaaalaaaaaarrrr
Aaahhhh
Rüyalar Gerçek Olsa! Keşke olsa be sevgili hocam. Trabzon’dan İstanbul’a gelene kadar 60’ını geçtiniz. İstanbul’dan Barcelona’ya gitmek için Aydın Boysan’a (ömrüne bereket olsun) tur bindirmeniz gerekebilir. Dil problemini aşsanız, Beşiktaş ile CL’yi sallasanız ve hadi rüya bu ya; gidip alsanız dahi o koltuğa sizi oturtmazlar. Sadece bu ülkede değil, maalesef modern kapitalist dünyada da birçok şey imaj ambalaj. Ama olur da giderseniz RVP’yi de götürün olur mu. Çünkü RVP’ye can vermek için salt sizin sihriniz yetmez. Belki siz ve Barcelona yan yana gelirse… Olmaz mı hocam? Yine mi olmaz! Rüyada Beşiktaş CL şampiyonu oldu, siz Barça‘ya gittiniz ama RVP yine olmadı değil mi?

5. İşsiz Bilic

Öncelikle isminin önündeki sıfatla başlayım. İşsiz! Bilic’in geçmişte şöyle bir açıklaması var; “Bu mesleğin tamamı bir savaş. Mevcut futbol düzeninde hiçbir teknik direktör işi konusunda çok emin olmamalı.” İşsizlik ne ayıp ne günah. Hele de şu siyasi, toplumsal, ekonomik iklimde biz Edirne’den dışarı çıkamayanların birinin işsizliğine vurgu yapması ironik. Kaldı ki işsiz kalmak modern futbolda da tıpkı Türkiye’de işsiz kalmak gibi işten bile sayılmaz. Slaven Bilic, West Ham tarihinde Premier Lig’de en yüksek puan/maç ortalaması (1,33) yakalayan kalıcı teknik direktör olmuş. Bilic’in West Ham’ını yakından takip edemedim ancak salt bu veri dahi Bilic döneminin West Ham açısından pek de fena geçmediğini anlatıyor. Türkiye’de çalıştığı süre içinde oyununa ilişkin eleştirilerim olsa da dip toplamda ben de olumlu bir izlenim bırakmıştır. Bilic’in kısmetsizliği halefinin Barcelona hayalleri kurabilecek kadar iyi olmasıdır kanımca. “Dünyayı tek başıma kurtaramayacağımı gayet iyi biliyorum. Ancak haksızlığa karşı hep ön saflarda olacağım” diyen, düşünen, davranan her insan gibi yolu bahtı açık olsun.

6. Derbisiz Tudor

Gel de Tudor‘un hemşerisi Bilic’i anma yine. İki sezonda çıktığı 8 derbide hiç kazanamamıştı Bilic. 2 beraberlik, 6 mağlubiyet. Hiç kuşkusuz berbat bir karne. Tudor bu konuda Bilic’i yakalamak üzere. Başakşehir’i de sayarsak 6 büyük maça çıktı Galatasaray’ın başında. Tek galibiyeti yok. 10 gol yemiş, 1 gol atmış. Özellikle Fenerbahçe karşısına sezon boyu ilk kez denediği üçlü savunma ile çıkmasını hiç anlayamadım. Sol ayaklı oyuncu olmadan çıkması da cabası. Üçlü savunmanın dünyada yeniden gündeme geldiğini bilecek kadar futbolu takip ediyorum, ilk yarının ortalarında Latovlevici’nin girdiğini de hatırlıyorum ancak yine de bitik Fenerbahçe karşısında uçan takımının dizilişi ile oynayarak risk almasını hiç anlamlı bulmuyorum. Son olarak saha kenarında çok gergindi Tudor. Maç başında Gomis’in önünde seken topa ıska geçmesini ve kırmızı kart görene kadar ki Belhanda’nın hırçınlığını biraz da Tudor’un ruh hali ile ilişkilendirdiğimi itiraf etmeliyim. Belki de haksızlık ediyorum Hırvat hocaya, zaten bir hoca salt derbi karnesi ile değerlendirilemez. Bana göre Tudor‘un da, onun hakkında net bir kanıya varmak isteyenlerin de biraz daha zamana ihtiyacı var. Hep birlikte göreceğiz.

7. Ne olacak bu Arda’nın hali

İki ay önce bu köşede Arda başlığını şöyle bitirmişim; “Ne desek boş, nasıl anılmak istediğine Arda karar verecek.” İki ay sonra hâlâ aynı noktayım. Bugünlerde Galatasaray’a yeniden geleceği iddiası tekrar basında yer buluyor. Arda içinde büyüdüğü Galatasaray’a belki de taraftar tepkisinden çekinildiği için dönemiyor. Arda kendini nasıl bu duruma düşürdüğüne dair ciddi bir özeleştiri vermezse; kendine de, dişiyle tırnağıyla kazıdığı kariyerine de büyük zarar vermeye devam eder. Sorun derin, dışarıdan profesyonel yardımın katkısı mutlaka olur ama yeter mi bilemiyorum. Arda’nın içsel bir yolculuğa çıkması gerekiyor. Haddimi aşmak istemem ancak arsızlık ile özgürlük arasındaki ince çizgiyi ayırt etmediği, içselleştiremediği sürece yalpalamaya devam eder, kendine de yazık eder.

8. Göztepe

Efsane bir camia her şeyden önce. Türk futbol tarihi yazılırken atlanamayacak denli heybetli bir geçmişi var. 60’ların sonunda Avrupa Fuar Şehirleri kupasında üç kez üst üste çeyrek finale çıkmış, bunların birinde de yarı final oynamış bir takımdan söz ediyoruz. Bu sezon, eski şaşalı günlerine geri dönüş sinyali veren Göztepe’de herkes Tamer Tuna’yı konuşuyor. Konuşulsun tabii ki, Tamer hoca bunu fazlasıyla hak ediyor ancak ben 2014’de kulübü 2. Lig’den alan başkanları Mehmet Sepil’e bir parantez açmak istiyorum. Taraftarlığın büyüsüne kapılmış bir petrol kralının projesi bugün izlediğimiz Göztepe. Torbalı’da aldıkları 103 dönümlük araziye önümüzdeki yıllarda bir spor akademisi kurmayı hayal ediyorlar. İnşası devam eden yeni statlarını da salt on beş günde bir maç yapılan bir yerden çıkararak boş günlerde halka açacak şekilde tasarlamaya çalışıyorlar. Lige dönersek 3 maçtır kazanamıyorlar ancak hâlâ iyi bir konumdalar. Mehmet Sepil başkan, Octavio Paz’ın harika vecizesine uyarsa, “düşlerine layık ol”ursa hem Göztepe hem Türkiye kazanır. Önümüzdeki yıllarda Göztepe’yi daha çok konuşacağımızı, yazacağımızı umduğumu belirterek bitireyim.

9. Yeni Malatya

Ligin en düşük maliyetle kurulmuş takımlarından biri Yeni Malatya. Süper Lig’e çıkınca 28 kişilik kadrodan tam 20 oyuncuya yol verdiler. Ertuğrul Sağlam ile anlaştılar. Kadroyu neredeyse tamamı bonservissiz veya kiralık oyuncular ile takviye ettiler. Yalçın Ayhan, Adem Büyük, Issiar Dia, Turgut Doğan Şahin gibi evvelden Süper Lig deneyimi olan tecrübeli oyuncuları bedavaya getirdiler. Ertuğrul hoca iki mağlubiyet bir beraberliğin ardından 4. haftada ayrıldı. Nedeni sanırım sonuçlardan ziyade yönetim ile hoca arasındaki hedef farkıydı. Yeni Malatya bu sezon belli ki sadece ligde kalmayı hedefliyor. Yüksek maliyetli transferler yapıp düştükten sonra adeta serbest düşüşe geçen kulüplerin yabancısı değiliz. Dolayısıyla vizyonsuzlukla yaftalamadan saygı duymak gerekir tercihlerine. Bu tercih Ertuğrul hocaya uymadı, ayrıldı. Şu an başlarında Süper Lig’de 1. adam olarak ilk deneyimini yaşayan Erol Bulut var. Hem Yeni Malatya, hem Erol hoca Süper Lig’de kalıcı olmayı hedefliyor. Olurlar mı? Bilemiyorum ancak düşseler dahi mali yapılarını bozmadıkları için geri dönüşleri kolay olur. Bir ilginç istatistik vererek bu maddeyi kapatalım, ligin en çok faul yapılan takımı konumundalar. Çıplak gözle izlediğim Kadıköy deplasmanında da gayet pozitif futbol oynamışlardı.

10. Son yıllarda basımı artan futbol kitapları

Son dönemde çok iyi çeviri biyografiler okudum. Alex Ferguson‘un kitabı muazzamdı örneğin. Özellikle futbolun teknik taktik yanına ilgi duyanlara geçtiğimiz yıl yitirdiğimiz Cruyff’un “Benim oyunum” isimli biyografisini de hararetle tavsiye ederim. YouTube’dan kitaplarda bahsi geçen maçları izleyerek lezzeti artırabilirsiniz. Ancak benim gibi gaza gelip bunun üzerine Miguel Angel Violan’ın “Oyunu değiştiren Felsefe – Pep Guardiola” kitabını sakın almayın. Zira yazarın tutarsız komplekslerine katlanmak güç. Akıcı değil sıkıcı yazı dili de cabası. Son olarak Jonathan Wilson’un “Futbol Taktikleri Tarihi” kitabının önsözünü yeni bitirdim; henüz kitaba girişemedim. Ancak İbrahim Altınsay’ın kitabın girişindeki harikulade yazısı bu kitabın futbola ve daha fazlasına dair bakışımızı derinleştireceğini müjdeliyor.

Yorumlara kapalıdır.