Çok Yakında

BU BİR BUZLU BADEM SOKMA HİKAYESİ; DEĞİL!

Ekim 16th, 2015 | by Ümit Olcay
BU BİR BUZLU BADEM SOKMA HİKAYESİ; DEĞİL!
Yazarlar
0

(Kuzey’in Kedisi Ümit Olcay’ın kuzey.dk için kaleme aldığı dizi tadındaki 5’inci yazısı…)

 

Kışın gelmesiyle Türkiye’de dizi sezonu açıldı.

Sizler de oradan takip etmektesiniz diye duydum.

Sadece bir duyum. Henüz Danimarka’ya gelip evinize misafir olmuşluğum yok ama yakın zamanda olacak!

Buradan da size şu dizi böyle bu dizi böyle diye de ahkam kesmeyeceğim.

Haddim değil etik de değil, çünkü onların birisinin içinde oynuyorum.

Her neyse derdim ve sıkıntım başka.

TV kanallarının arasındaki reyting mücadelesi, kıyasıya bir yarışı da yanında getirir Türkiye’de.

Bu bildiğiniz gibi bir yarış değildir!

Sektörün her kademesindeki insanların; survivor, mücadele, panik, stres, gerginlik, yetiştirme çabası, acelecilik yaşadıkları bir yarış halidir.

Fiziksel dayanıklılık gerektirir.

Dizi setinde çalışan herhangi biri, İnsan Hakları Mahkemesi’ne dava açsa kesin kazanır.

Şartlar çok zordur.

Altı günde yazmak, altı günde çekmek, altı günde oynamak, montaj, miksaj falan filan yapmak zorundasınızdır…

Ve her bölümü, 120 dakika yapmak! Yani yabancı dizilerin süreleri üzerinden düşünürsek neredeyse 3 bölüme denk geliyor.

Hele bir de sezonda 10 bölüm yayınlanan yabancı dizilerin 8-10 ay arası bir zamanda çekildiğini duyunca, vasatı niye aşamadığımızı sorgulamıyorsun artık.

Nerem doğru ki hesabı devenin!

Evinde 3 bin 500 reyting ölçer aleti olan bir güruh bütün sektöre yön verir!

Kim olduklarını bilmeyiz.

Ne yerler ne içerler anlamayız.

Tanıyan veya görmüş olan bir arkadaşımız da yoktur.

Karı-koca kavga ederken veya sevişirken, televizyon açık mı kalmıştır,

Emekler içinde çekilen dizi, çay demlenmesine ya da kahve taşmasına kurban mı gitmiştir,

Misafire mi yoksa çocuk ağlamasına mı denk gelmiştir güzelim sahne bilmeyiz.

Ama hepimiz biliriz ki, bu sistem çok adaletsizdir…

Adaletsizlikle, reyting savaşı bir araya gelince de, hikâyelerimiz kısır döngüne döner! Halk bunları sever.

Senaryolarda en çok prim yapan duygu sömürüsü, ajitasyon, kin, aldatma, nefret, intikam, ağa, yalan, silah, durumlarından asla vazgeçilmez.

Gerçeklik dışına bu kadar çıkıp da, fantastik sinema dünyasında yer edinemeyişimizi hiç anlamıyorum!

Bazen tutkuyla melodrama bağlatılır halk.

Oyuncuların içi acır oynamaktan ama ellerinden bir şey gelmez çünkü ego pis bir şeydir!

Onun için onlar da parayla pansuman yaparlar yaralarına…

Yani hikaye Cem Yılmaz’ın dediği gibi, buzlu badem sokma hikayesi değil!

Çünkü;

Kimse o kadar rahat değil…

Yorumlara kapalıdır.