Çok Yakında

BİR ANKETİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Kasım 20th, 2015 | by Adnan B. Baloğlu
BİR ANKETİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Din
0

(Prof.Dr. Adnan Bülent BALOĞLU’nun Kuzey’in Kasım sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

Geçenlerde Jyllands-Posten gazetesi, Wilke Enstitüsü’ne yaptırdığı bir araştırmayı yayımladı. Buna göre son 10 yılda dine yönelen Danimarka Müslümanlarının sayısı artmış. 2006’da namaz kılan Müslüman sayısı yüzde 37 iken, şimdi yüzde 50 olmuş; tesettüre giren genç kız sayısı çoğalmış. Aynı haberde bu gelişmeyi şaşırtıcı bulan Din Sosyoloğu Brian Arly Jacobsen, Danimarka’da son on yılda açılan cami sayısındaki artışa da vurgu yaparak şunları söylüyor: “Danimarka’daki Müslümanlar inanç ve uygulama açısından giderek dindarlaşıyorlar. Hâlbuki bizde tam tersi olur, biz onların Danimarkalılar’a benzemelerini bekliyorduk.” (Jyllands-Posten & Berlingske).

Aynı enstitünün yaptığı bir başka araştırmaya göre, 10 Danimarkalı Müslümandan 4’ü Kur’an’ın Danimarka anayasasının temeli olması gerektiğini söylemiş. Kur’an’ın tek başına hukukun temeli olması gerektiğini söyleyenler yüzde 11.3, anayasa ve Kur’an karışımı olmasını savunanlar ise yüzde 26.5 çıkmış. Ayrıca, Danimarka Halk Partisi’nin ülkeye Müslüman göçünün durdurulması şeklindeki talebi de habere iliştiriliyor (Tv2-News & Børsen).

Sevgili Peygamberimize hakaret eden karikatürleri yayımlamakla tüm Müslümanların büyük tepkisini çeken Jyllands-Posten gazetesinin bu şekil tarafgir araştırmaları geçmişte de yaptığı biliniyor. Bu araştırma nerede yapıldı, kimlerle yapıldı, ne zaman yapıldı, nasıl sorular soruldu, hepsi meçhul. Şu kadarını söyleyelim ki, gidilen mekânlar ve soruların kendisine yöneltildiği kişiler hep aynı ve hiç değişmiyor. Toplam 32 derneğimiz var ve hiçbirine bu sorular yöneltilmiş değil. Neyse, bunları bir tarafa bırakalım ve ileri sürülen iddialara bir bilimsel araştırma ile cevap verelim. 2012’de Danimarka Ulusal Sosyal Araştırmalar Merkezi’nce Sara Jul Jacobsen, Tina Gudrun Jensen, Kathrine Vitus ve Kristina Weibel’e yaptırılan araştırmanın başlığı şu: “Danimarka gazetelerinde İslam’ın ve Müslümanların temsili.”

Bu araştırmaya göre, İslam ve Müslümanlar hakkındaki yazıların yüzde 58’i ırkçı, tek-taraflı, basmakalıpçı ve İslamofobik bir içerik taşıyor. Gazete makalelerinin yüzde 38’i tarafsız, yüzde 8’i ise pozitif tavır takınıyor. Aleyhteki yazılar, radikallik, aşırılık, terör, şeriat, ifade özgürlüğü, demokrasi karşısında İslam, kadın hakları vb. gibi konulara yoğunlaşıyor. İslam kültürünün ve Müslümanların liberal demokrasi, Hıristiyanlık, ifade özgürlüğü, bireysellik ve sekülerizm gibi Danimarka değerlerine tehdit olduğu vurgulanıyor.

Söz konusu araştırmacılar, İslam’ın ve Müslümanların negatif tarzda sunulmasının Danimarkalılar’la Müslümanların birbirlerine karşı hasmane davranmalarına ve ayrıca aralarında hiyerarşik bir ilişkinin oluşmasına sebep olmaktadır. Müslümanların zorbalık, dinsel fanatizm, sekülerizm karşıtlığı ve terörizmle özdeşleştirilmeleri toplumda “Müslüman terörist” veya “baskı altındaki Müslüman kadını” gibi negatif basmakalıp imajların yaygınlaşmasına hizmet ediyor. Araştırmaya göre, medyada üretilen bu önyargılı metinlerin diğer güçlü aktörleri ise, bazı siyasetçiler, hükümet yetkilileri, uzmanlar ve akademisyenler. Hepsinden önemlisi, “Öteki”nin problemli, farklı ve gayri medeni olarak tanıtılması toplumda ırkçılığın hortlamasına yol açıyor.

İlaveten Danimarka Halk Partisi’nin “Müslümanların sayıları sınırlandırılmalı”, “Danca, ilkokullardaki tek dil olmalı”, “Göçmenler evlerinde Danca konuşmalı”, “Mültecilerin DNA’ları kaydedilmeli”, “Bütün kurumlar çocuklara domuz eti servis etmeli” (Weekly Post, 26 Haziran-2 Temmuz) gibi garip taleplerinin de ırkçılığın hortlamasına zemin hazırladığı da açıktır. Bu tür taleplerin insan hakları ile ve de Danimarka’nın savunuculuğunu yaptığı “seküler-liberal-batılı” değerlerle taban tabana zıt olduğu aşikârdır.

Şu halde, kısaca özetlemeye çalıştığım tavırlar arasındaki mukayeseyi siz değerli okurlarımın takdirine bırakarak bir hususun altını önemle çizmek istiyorum. Jyllands Posten gazetesinin anlayışına göre, içinde ibadet edilen her yer cami hükmündedir. Hâlbuki derneklerimiz sadece namazın kılındığı yerler değildir. Bu mekânlar, gençlerin toplandığı, televizyon seyrettiği, oyun oynadığı, çocuklarımızın dini bilgilerini aldığı, kadınlarımızın toplanarak kendi aralarında faaliyetler düzenledikleri yerler. Kısacası, bu mekânlar sosyal ve kültürel faaliyetlerin de yapıldığı yerler. Cami hizmeti vermek, bu derneklerimizin pek çok faaliyetinden yalnızca bir tanesidir. İyi bilinmelidir ki, artık bu topraklarda artık “göçmen” yok; bilakis bu topraklarda çalışan, vergisini veren, bu ülkenin kimliğini ve pasaportunu taşıyan, eşit haklara sahip eşit bireyler, vatandaşlar var. Bu vatandaşların kendi sosyal, kültürel ve dini değerleriyle, kendi öz kimlikleriyle var olmaları Danimarka için bir zenginliktir.

  • Prof.Dr. Adnan Bülent BALOĞLU, Din Hizmetleri Müşaviri’dir.

Yorumlara kapalıdır.