Çok Yakında

Bir ada masalı

Haziran 16th, 2016 | by Mert Ezici
Bir ada masalı
Yazarlar
0

(Mert Ezici’nin Kuzey’in Haziran sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

mert eziciRocky’yi izlemeyen yoktur sanırım. Serinin bu ilk filmi, bir başka kült film olan ‘Taxi Driver’ı sollayarak 1977’de En İyi Film Oscar’ını kazanmıştır. Sinemaseverlerce Akademi tarihinin en yanlış tercihlerinden biri olarak nitelendirilse de bence isabetli karardır.
Film; köhne bir evde yaşayan, kimsesiz,  amatör bir boksörün efsanevi başarı öyküsünü konu alır. Ağır siklet boks şampiyonu Apollo, kamuoyunda ilgi uyandırmak amacıyla isimsiz biriyle ünvan maçı ayarlamak istemektedir. Piyango, İtalyan asıllı Rocky’e vurur.  Kahramanımız iptidai koşullarda maça azimle hazırlanır. Filmin final sahnesinde, ringde, o güne dek çıktığı tüm müsabakaları nakavt ile kazanan Apollo’nun karşısındadır. Çok sağlam dayak yer ancak yıkılmaz. Daha doğrusu yıkılsa da kalkmasını bilir. Hatta son raundlara doğru atağa kalkar, şampiyonu bayağı hırpalar. Ama bu en nihayetinde masal değil filmdir. Unvan, sayı ile maçı kazanan Apollo’da kalır.
Geçtiğimiz ay dünyanın en prestijli ulusal futbol organizasyonu Premier Lig’i şampiyon bitiren Leicester City’nin hikayesi Rocky’den bile sükselidir. Öyle ki bırakın futbolu, otoritelere göre dünya spor tarihinde eşi görülmedik denli mucizevi… Gelin bu peri masalını mercek altına yatıralım.
Evvel zaman içinde Leicester diye bir yer varmış. Britanya’nın en eski şehirlerinden biriymiş. Kadim kentin futbol takımı Leicester City 1884’de kurulmuş. Tarihlerindeki en büyük başarıları 88 yıl önce elde ettikleri lig ikinciliğiymiş. Ayrıca 132 yıllık tarihlerinde transfere harcadıkları para, Van Gaal’in iki yılda Manchester United’da harcadığından azmış. Hal böyle olunca bahis siteleri sezon başı Leicester’in şampiyonluğuna;  Elvis Presley’in yaşıyor olmasına, Loch Ness canavarının ispatlanmasına ve 90 yaşındaki Kraliçe Elizabeth’in hamile kalacağına verdiği oranın aynısını veriyormuş: 1’e 5000!
Bir önceki sezonun Nisan’ında puan tablosunun dibindeydiler ‘tilkiler.’ O güne kadar yalnızca 4 galibiyet almışlardı. Ki bunların 3’ünde rakipleri kırmızı kart görmüştü. Kalan 9 maçta ise tam 7 galibiyet alarak ligde kaldılar. Sezon sonunda ise 4 yıldır görevde olan; takımı  önceki sezon Premier Lig’e taşıyan Niger Pearson, endüstriyel futbol çağında affedilmez bir hata yaparak kulübün Taylandlı sahipleri ile takıştı, görevden alındı. Halefi yıllar evvel Chelsea’de çalıştığı dönemde Palyaço lakabı takılan Claudio Ranieri oldu. Bu tercih de tıpkı Akademi’nin Rocky kararı gibi kimsenin içine sinmedi.
Patronların Ranieri tercihine ilk tepki verenlerden biri İngiliz futbolunun efsane ismi,  Leicester doğumlu BBC yorumcusu Gary Lineker’di. Yaklaşık 5 milyon takipçisi olan Twitter hesabından eski kulübüne serzenişte bulundu: “Claudio Ranieri? Gerçekten mi? “
İtalyan hoca 64 yaşındaydı, tecrübeliydi ancak yaklaşık 30 yıllık antrenörlük hayatında Napoli, Fiorentina, Valencia, Roma, Chelsea, Atletico Madrid, Parma, Juventus, Inter, Monaco gibi devlerde görev almasına rağmen dişe dokunur bir başarı elde edememişti. Amerikalıların meşhur tabiriyle ifade edersek, su katılmamış bir ‘loser’dı.  Buna rağmen sürekli büyük kulüplerde şans bulmasına anlam verebilen yoktu. Son olarak Yunanistan’ın başında Faroe Adaları’na kaybedip kovulmuştu, 6 aydır boştaydı.
Başkan, Ranieri’yle ilk görüşmesinde önlerindeki sezonun çok önemli olduğunu ve mutlaka ligde kalmaları gerektiğini belirtti. Bu en az 40 puan demekti. Ranieri, Başkan’a bu hedefe ulaşmak için çok çalışacakları sözünü verdiğinde bunun iki katından fazlasını alacağını hayal bile etmiyordu.
Lige hızlı olmasa da fena başlamadılar. İlk 9 haftada sadece Arsenal’e boyun eğdiler. Ancak tüm maçlarda kalelerinde gol görmüşlerdi. Ranieri her hafta başka bir motivasyon tekniği deniyordu ama olmuyordu. 10’uncu haftadaki Crystal Palace maçı öncesi İtalyan hoca gol yememeleri halinde tüm takıma pizza ısmarlayacağı sözünü verdi. Maçı 1-0 kazandılar, soluğu şehir meydanındaki pizzacıda aldılar. Ancak Ranieri’nin bir sürprizi vardı. Yüzünde muzip bir tebessümle takımına seslendi: “Her şey için çaba sarf etmeniz gerek. Pizza yemek için de çalışacaksınız. Kendi pizzamızı kendimiz yapacağız.” Bu maçın ardından lig sonuna kadar tam 14 maçta kalelerini gole kapadılar.
Kale demişken, bekçisi Kasper’a değinmeden olmaz. Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi kalecilerinden biri olarak kabul edilen Peter Schmeichel’ın oğluydu. Sezon sonu geldiğinde babası ile aynı yaşta, 29’unda, Premier Lig’de şampiyonluğu tadacaktı. Güzel hikayeydi ama takımın golcüsü Jamie Vardy’ninkinin yanında sönük kalacaktı. Çünkü Kasper’ınki öyküyse Vardy’ninki şiirdi.
Vardy, doğduğu Sheffield kentinin köklü takımı Sheffield Wednesday’da futbola başladı. 16 yaşına geldiğinde yetersiz bulunarak akademiden kovuldu. Bir fabrikada ilaç teknisyeni olarak iş buldu. Bir süre sonra amatör olarak futbola geri dönme kararı aldı. Hafta içi çalışıyor, hafta sonu sahaya çıkıyordu. Bu dönemde bir bar kavgasına karıştı, suçlu bulundu. Bir süre ayağındaki elektronik kelepçeyle çıktı maçlara. Sıcak suyun akmadığı duşlarda yıkanarak, kendi formasını kendi yıkayarak, ama her şartta gollerini sıralayarak amatör liglerde 25 yaşına kadar oynadı.
Takvimler 2012’yi gösterdiğinde sadece Vardy’nin hayatının akışını değil aynı zamanda ada futbolunun gidişatını değiştirecek transfer gerçekleşti. İngiltere 2. Ligi’nde mücadele eden Leicester City, o güne kadar amatör liglerdeki bir futbolcu için en yüksek ücreti ödeyerek Vardy’i kadrosuna kattı. Ertesi sezon Vardy’nin 16 gollük katkısı ile 2. Ligi şampiyon tamamlayarak Premier Lig’e çıktılar.
Premier Lig’deki ilk sezonunda sadece 5 gol kaydedebildi. Bu sezon ise Leicester imkansızı başarırken başrolde o vardı. Sezonu 24 gol, 5 asist ile tamamlayarak Premier Lig’de yılın oyuncusu ödülüne layık görüldü. Ayrıca 11 maç üst üste fileleri havalandırarak ligde kırılması zor bir rekora imza attı. 4 yıl önce amatör kümedeki Vardy, şu sıralar İngiltere Milli Takımı ile Euro 2016’da, Fransa’da boy göstermeye hazırlanıyor.
Gelin biz de iki sezon öncesinin Fransa’sına uzanalım. 2. Lig’deki Caen-Le Havre mücadelesine. O maçta rakip olan iki oyuncunun yolları bu sezon başı Leicester’da kesişti. Takımın orta sahadaki dinamosu N’Golo Kante ile ele avuca sığmaz Cezayirli yıldızı Riyad Mahrez’i o günlerde tanıyan pek kimse yoktu. Gerçi Mahrez’in de Leicester hakkında bir fikri yoktu. Leicester’ı o zamanlar bir ragbi takımı sandığını söylecekti! 2013-14 sezonun ortasında yaklaşık olarak 600 bin Euro’ya Leicester’a transfer oldu. Bu sezon ise skora tam 17 gol, 11 asist ile katkıda bulundu. Şimdi piyasa değerinin 20 milyon Euro’nun üzerinde olduğu belirtiliyor.
İşte böyle her yerinden öykü fışkıran bir destan Leicester’ın zaferi. Anlatacak o kadar çok şey var ki. Premier Lig’in emektar stoperi Huth’u, dikkat çekici ismi ile orta sahadaki Drinkwater’ı, Premier Lig tarihinde şampiyonluğa ulaşan ilk Jamaikalı olan Morgan’ı ve diğerleri… Nihayetinde bu iş hepsinin eseri.
Ligin son maçına şampiyon ünvanı ile Chelsea deplasmanına çıktı mavi beyazlılar. Zamanında Palyaço lakabıyla  uğurlandığı stada çıkıyordu Ranieri. Chelsea’li futbolcular iki yana dizilip meslektaşlarını tebrik ederken, tribünlerdeki 40 bin kişi de İtalyan hocayı ayakta alkışlıyordu.
Bir taraftar hikayesi ile bağlayalım bu ada masalını. Şampiyonluk kupasını kaldırıldıkları gün King Power stadyumunda olan bir taraftar yanında getirdiği 10 kavanozu tanesi 30 pounddan internet üzerinden satışa çıkardı. İlanın detaylarına ise “En gururlu günlerimizde Leicester’ın kalbinden alınmış bu saf ve temiz havayı satın alarak takımızın başarısını kutlayın. Kupanın kazandıldığı hava ile dolu bir kavanozu satın almak hayatınızda yalnızca bir kez ayağınıza gelecek bir şans” diye yazdı.
Bu kadar da olur mu demeyin. Leicester erdiyse muradına herkes çıkabilir kerevetine…

Yorumlara kapalıdır.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com