Çok Yakında

BEN DİDİŞMEYE GELDİM

Eylül 5th, 2015 | by Ümit Olcay
BEN DİDİŞMEYE GELDİM
Yazarlar
0

umitKuzeyden çok uzakta Güney Ege’de, tatilimin son günü geldi ve ben hâlâ ilk yazımı gazeteye teslim etmedim.
Teslim etmek için acele etmeme gerek var mı yok mu onu da bilmiyorum, -şimdi bakın sevgili okuyucular, bir gazetenin çıkması şu kadar sürer ve böyle aşamalardan geçilir gibi ahkam kesecek cümleler söylemeyeceğim. Dedim ya bu benim ilk yazım ve gerçekten çok sıcak!
Türkiye’den, Danimarka’da yaşayan Türklere yazmaksa ayrı bir stres.
Hırsızlığı sevmem, onun için açık konuşacağım, bodrum sıcağında bu yazıyı yazarken sizden arak yapan ben, Tuborg içiyor ve Danimarka’ya vergi ödüyorum. Bu da size duble yol olarak geri dönüyor. İşte o an, stresim azalıyor!
Kandaşız ama uzağız. Sizinle nasıl iletişime geçeceğim bilmiyorum. Olduğum gibi olmalı ve olduğu gibi anlatmalıyım İstanbul’u ya da Türkiye’yi herhalde.
Zannettiğiniz gibi değil Türkiye!
Hele o sizlerin çocukken hatırladığı, annelerinizin anlattığı, dedelerinizin gözlerini doldurduğu gibi hiç değil;
Hırsların her şeyden değerli olduğu, toplumun her kesiminde itişme olan, döneri hep bana doğru keselimin, siyasetten sanata, aydından baltaya kadar sirayet ettiği bir durum söz konusu.
Hatta daha da ileri gideyim; bayram günü sokakta gördüğü bir yabancının bayram tebriğine bile cevap vermeyip, bir de üstüne karısını ve çocuğunu kollayan insanların olduğu, sevgiden uzak bir ülke. Hani her sabah apartmanda, sokakta, parkta birbirinize god morgen, guten morgen, goedemorgen dediğiniz Danimarkalı, Alman, Hollandalı’yla yaptığınız gibi samimi ve insanca değil burası.
Tanımadığına selam bile yok Türkiye’de.
Bence yardım edin!
Evet siz. Türkiyelilerin orada Avrupalaşan, medeniyet gören kuşakları sizden bahsediyorum. Oradan memleketlerinize, ailelerinize, topraklarınıza geldiğinizde artık ‘Ah ah ne özlemişim şunu bunu yapmayı’ demektense, bir ucundan tutun medeniyetin!
İletişime geçin, konuşun, didişin, harekete geçirin sosyal insan olmanın dayanılmaz hazzını;
Sosyal devlette ki insan haklarından bahsedin,
Demokrasiden konuşun,
İskandinav ülkelerinde yaşayan insanların birbirine nasıl güvendiğini anlatın,
Bazen ‘Öyle yapılmaz toprağım, medeni insanlar böyle davranır’ deyin.
Her gördüğün sakallıyı deden sanma misali, çekik gözlülerin dünyadaki çeşitliliğini anlatın,
Gereksiz kornaya basmanın gürültü kirliliği olduğunu söyleyin,
Hava atacak “değerli” şeylerin, markalar değil başka şeyler olduğundan bahsedin,
Orada içinde yaşadığınız ormanların fotoğraflarını gösterin,
Parkların önemini, huzurunu anlatın ki ağaçlar solup odun olmasın!
Yalnız lütfen, yağmurda nasıl araba kullanıldığını öğretmeden önce, göz çıkartmadan şemsiye nasıl kullanılır onu gösterin!
Bir ucundan tutun ki; yeni kuşakların verimli olacağı “değerli” meseleleri olsun. Sanattan, bilimden, aydınlıktan, üretimden taraf olsun ve bizlerle paylaşsın. Yozlaşmış bir ülkenin hasret çekeni olmayın ve onun için yardım edin.

Ben ediyorum! Dedim ya bana kızmayın, ben didişmeye geldim …
Sadece “Ne mutlu Türk’üm diyene” demekle, olmuyor!

Yorumlara kapalıdır.