Çok Yakında

Asıl mesele ‘evlen(ebil)mek’te

Mayıs 14th, 2017 | by Şebnem Seçkiner
Asıl mesele ‘evlen(ebil)mek’te
Yazarlar
0

(Şebnem Seçkiner’in Kuzey’in Mayıs sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

Direkt konuya gireyim. Bence en zoru: Nişanlı olmak!

Çünkü hayatının o dönemi sadece koşturmakla ve ne yazık ki de bol bol tartışmakla geçiyor. Ailelerle tanışmanın yanısıra iç içe olmak bir mesele, ev hazırlıkları başka mesele. Bir zamanlar ‘erkek arkadaşım’ dediğin adam hızla kocan olmak üzereyken, devreye giren büyüklerle birlikte iş öyle bir boyuta varıyor ki, gerçekten bu dönemin üstüne tanımam. Lohusalık hariç konuşuyorum.

Ev hazırlıklarında nispeten şanslıydık çünkü ikimiz de fazla bakmayı sevmiyoruz. İyi bildiğimiz bir mağazada nakit alınca indirim olduğunu duyduk, gittik biriktirdiklerimizle aldık tüm mobilyaları. Aslında Arkın’a kalsa daha çok mobilyacı gezerdik ama ben bir gün dayanamadım ve noktayı koydum: “Her gittiğimiz yerde bir öncekinden daha güzeli var. Alt tarafı iki koltuk bir masa, uğraşamam.” Dinledi beni. Alt tarafı bir kanepe, iki iskemle. Şeklinin ne önemi var. Yatarak aldık zaten hepsini. Mobilyacıda gördüklerimizin üzerine yattık, en rahatlarını seçtik. E tabii yatacağız. İşten gelip TV izlerken nasıl oturacaksak, aynen öyle denedik hepsini. Gerçi o zamanki diğer oda için çekyatı alırken hepsine yatmamıza garip garip bakmışlardı. Hatta “E ama burada misafirleriniz yatacak, siz değil” yorumunu da yemiştik. Sanki onları taşta yatıracağız. Neyse… Bir de kavga edilince yastığını alıp ayrı yatma meselesi var, ama o mobilyacıda konuşulacak mesele değildi…

Yemek takımlarını o aldı mesela, ben başka şeyi. Çatal bıçak takımları da geldi erkek tarafının çeyiziyle birlikte… Birbirimiz görmeden de çok alışveriş yaptık, şükür arıza çıkmadı. Bir tek perde seçiminde benim devreler yanıyordu. Ben dedim “Kısa perde”, o dedi “Uzun perde.” Ben dedim “Tek kat”, o dedi “Işıkta uyuyamam 3 kat.” Perdeci geldi, ölçüleri verdim, hepsi benim ölçülerden farklı geldi. İşte orada Arkın girmişti devreye. Ses etmedim. Her sene bir katı çıkartarak tek kata indirdim nihayetinde.

Kadın, aklına koyduğunu yapar. Misal, benim çeyizimdeki dantel çamaşır makinesi örtüleri, türlü türlü danteller. Hepsi şu an annemlerde.
Ah bir de halılar… Çeyiz halılar harika olsalar da eve uymayınca ben yavaş yavaş onları katlamaya ve kaldırmaya başladım. Bu kez aile büyükleri de anlayışla karşıladı.

Ama diyorum ya bunlar bir şey değil. Asıl mesele, düğün zamanı. Ben tutturdum düğün istemem diye. Çünkü gerçekten boşa harcama olduğunu düşünüyorum. Hepimiz de biliyoruz ki, kimse düğünden memnun kalmıyor. Yok yemek şöyleydi, yok masa böyleydi… Sen yap harcamayı, herkes konuşsun. Çok zor ikna oldum düğüne. Canım ablam dediğim, çok ama çok genç yaşta kaybettiğim, sevdiğim, en yakın arkadaşımın ablasının ailesinin otelinde uygun bütçe çıkınca, karşı koyamadım. (İyi ki kırmamışım onu da. Beni bir şekilde duyuyorsan, görüyorsan, teşekkür ederim sana canım benim.) Mesele de orada başladı.
Babam başladı davetli listesi yapmaya. Yaz babam yaz, yaz babam yaz. Dedim iyi hoş da, arkadaşlarım ne olacak? Aynı şey Arkın’larda da oluyordu. Emindim. Pek konuşmuyorduk bunu. Evde kendi kendimize mücadele veriyorduk. Bir akşam babamla pazarlığa oturduk. Annemle babamın toplam kuzen sayıları 50’nin üzerinde. Bazılarını hiç görmemişim mesela. Tanımadığım onca isim var listede. Eledik de eledik. Tamam dedim, ben de eliyorum. Hadi isimler netleşti, oturma düzeni. O oturma düzeni var ya, yuva yıkar. Nitekim benim bir akşam evden çantamı alıp çıkmışlığım var annemlerle gerilmemek için. (Yalnız yine de tanımadığım çok kişiyi öptüm düğünde. Kimdi acep onlar? )

Bu kez annem noktayı koydu: “B Vitamini içeceksin, sinir sistemine iyi gelecek.” Oldum mu ben asabi? Çıktı mı adım? Gelinlik provasına giderken ayrı pazarlık, saç bakarken başka pazarlık. Annem der sade ol, ben derim çocukluğumdan beri kabarık etek istedim, öyle olacak. Vals mi yapılacak, dans ne olacak? Bir gün bir isyan ettim. Benim düğünüm, istersem halay çekerim de öyle çıkarım diye. Tabii boşa gitti. Kuzu kuzu, vals yaptık. İkimiz de okulda öğrendiğimiz için kaçarımız yoktu. Bazı konularda fazla karşı koymak yerine insan “Teslim oluyorum” dediğinde daha huzurlu oluyor.
“Kına mı, bekarlığa veda mı” kısmında pes etmedim. Bekarlığa veda yaparak, işte orada sadece arkadaşlarımla oldum. Düğün günü de yine arkadaşlarımızın Arkın’ı havuza atmasıyla eğlenceli bir gece geçti de… Sabaha kadar otelin bahçesinde oturduk.
Dedik, “Ucuz atlattık.” Bir kez yüzüğü geri vermiş, bir kez vermekle tehdit etmiş, bir kez evin ortasında ağlama krizine girmiş biri olarak, valla ben de inanmadım sonunda evlenebildiğimize.

Rejim yapmamıştım. Fakat bir baktım son iki ayda 5 kilo gitmiş. Suratımda sadece burnumu görüyordum. İstemediğim kadar zayıflamıştım fotoğraftan da görüldüğü üzere. Hani annelerimizin klasik sözü vardır. “Bakma şimdi böyle olduğuma, evlenirken 48 kiloydum” diye. Ben de kuracağım o cümleyi: “Kızım şimdi böyleyim de biliyor musun 57 kiloydum evlenirken…”

Lafı uzatmayayım. Diyorum ki, ne güzel düğün zamanı geldi. Evleneceklere mutluluklar. Siz de kapatın kulaklarınızı. Kaybedeceğinizi hissettiğiniz savaşlara girmeyin ailelerle. Boş yere can sıkıntısı oluyor çünkü. Ne gerek var? Tadını çıkarmaya çalışın. Arada onların da isteklerine yer verirseniz, onlardan daha mutlu olursunuz. Bir de çok zayıflamayın. Sonraki senelerde gelinliği denerken, insan bir geriliyor. Artık giremiyorum içine. Evet, zaman zaman denediğim doğrudur. Geçmiş 11 sene, neyi ispatlayacaksam!

Yorumlara kapalıdır.