Çok Yakında

Artık Göçmen Değiliz, Danimarkalıyız

Haziran 6th, 2016 | by Adnan B. Baloğlu
Artık Göçmen Değiliz, Danimarkalıyız
Din
0

(Prof. Dr. Adnan Bülent Baloğlu’nun Kuzey’in Haziran sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

Danimarka, Avrupa kara kıtası ile İskandinavya arasında bir köprü vazifesi gören önemli bir İskandinav ülkesi; köken itibariyle tarihteki savaşçı Vikinglerin torunları olarak İsveç, Norveç ve İzlanda ile birlikte bu kültürün de hali hazırdaki temsilcisi. Bir İskandinav ülkesi olan Danimarka, sosyal refahı, sosyal korunma ve güvenliği her durum ve şartta öncelemekte ve “evrensel eşitlik” ilkesini uygulamaktadır. Buna göre, hiç kimse imtiyazlı değildir ve herkesin ülke kaynaklarına eşit biçimde erişme hakkı vardır. Titiz ve katılımcı “Sosyal demokrat” yönetim modeli de bu ilkenin tavizsiz uygulanması ve denetlenmesine hizmet eder. Bu ülke, sahip olduğu demokrasi anlayışı ile bir yandan insanın meziyet ve kabiliyetlerini geliştirmeyi hedeflerken, bir yandan da özgürlük, adalet, eşitlik, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı gibi üstün değerleri hassasiyetle gözetmek suretiyle sivil toplumcu ve siyaseten çoğulcu bir anlayışı muhafaza etmeye çalışmaktadır. Kısaca özetlediğimiz bu özellikleri bakımdan Danimarka, halkının refah düzeyini dünya standartlarının üzerine taşıyabilen nadir, cazip yaşam mekânlarından biridir. Daha önce beş yıl görev yaptığım ve yakından tanıma fırsatı bulduğum yaşadığım İsveç ile ve yine görev sorumluluk alanımda bulunan Norveç ve Finlandiya ile pek çok bakımdan aynı özellikleri taşıyor.

Bu kısa girişi niçin yaptım, açıklayayım. Öncelikle bu ve müteakip yazılarımızda kısa ve akılda kalacak şekilde içinde yaşadığımız bu ülkeyi daha yakından tanıtmayı amaçlıyorum. Zira bu ülkede 50 yıla yakın bir hayat tecrübemiz var, ancak tarihi, dini, kültürel ve sosyal dokusunu yakından tanıdığımız kanaatinde değilim. İkinci olarak, şu bir gerçek ki, onlar da bizi “ideal” biçimde tanımıyorlar. Ne zaman İslam ve Müslümanlarla ilgili nahoş bir olay cereyan etse, İslamofobik bir refleks ile genelleme yapıp bizi de aynı kefeye rahatlıkla koyabiliyorlar. Bizi, kültürümüzü, İslam anlayışımızı, tarihi tecrübemizi değerlendirmekte yanılgıya düşebiliyorlar veya görmezlikten gelebiliyorlar. Şüphesiz bunda “önyargılı” bir kısım medyanın ve siyasetçilerin payı var. Danimarka toplumuna kendimizi anlatmada sıkıntı çekiyoruz ve artık bunu bir şekilde aşmamız gerekiyor. Tanıtım işini, sadece kermeslerle, “açık kapı” günleri ile sınırlı tuttuğumuz sürece bir yere varmamız mümkün değil. Bu ülkenin entelektüel ve akademik hayatına aktif ve canlı biçimde mutlaka katılmamız şart. O halde, kendimizi yani “gerçek bizi” de onlara zaman zaman tanıtacağız. Bizi bizden tanıyacaklar, bizden duyacaklar.

Öyleyse önce kendimizden başlayalım ve bir hususu açık yüreklilikle ifade edelim. Danimarka’nın bir parçası olmaktan mutluyuz ve huzurluyuz. Danimarka’nın demokratik, seküler hukuk düzenine saygılıyız. Danimarka toplumunun değerlerini ve kurumlarını yıpratma veya zayıflatma gibi bir gayemiz asla söz konusu olamaz. Böyle bir gaye peşinde olan marjinal radikal gruplarla hiçbir surette bağlantımız yoktur. Şunu biliyor ve samimiyetle inanıyoruz ki, bu değerler ve kurumlar ülkedeki tüm etnik azınlıkların varlık sebebi olduğu gibi, onları hem Danimarka toplumuna hem de birbirlerine kenetleyen mihenk taşlarıdır.

Danimarka bugün çok uluslu, çok dilli, çok kültürlü ve çok dinli bir toplumdur. Sahip olduğu bayrak, “Danneborg” (Danimarka kumaşı) olarak bilinir ve Birleşmiş Milletler’e göre, hali hazırda kullanımda olan bayrakların en eskisidir, 1219’dan beri kullanılmaktadır. Efsaneye göre, Kral Woldemar ve ordusu, Estonyalılara karşı savaşmaktadır ve vaziyet hiç de iyi değildir. Tam bu esnada semadan “Danneborg” dalgalanarak inerken kral onu yakalar ve savaş da birdenbire Estonyalıların aleyhine döner ve neticede savaşı Danimarka ordusu kazanır. 25 Mart 1757’de resmi Danimarka milli bayrağı olarak kabul edilen mevcut bayraktaki haç, Hıristiyanlığı temsil eder. Beyaz renk, sadakat, dürüstlük ve barışı simgelerken, kırmızı renk de cesaret, mertlik ve gücü sembolize eder. Buradan çıkan mana şudur: sadakat, dürüstlük, cesaret, mertlik ve güç, Danimarka halkının ve onun karakterinin ayırt edici özellikleridir. Bunlar bize de yabancı değildir. Aynı hasletler Türk toplumunun da asli karakteridir. Bizim bayrağımızın da rengi kırmızı ve beyazdır. Aramızdaki tek fark, bizim Müslüman olmamızdır. Bu ise derin bir ayrılık noktası değil, bilakis farklı iki kültürün birbiri ile kendi kültürel değerleri üzerinden buluşması ve bir zenginlik yaratmasıdır. Bu bilinç içinde, Danimarka devletinin her alandaki gelişiminde yaklaşık elli yıldır “inkâr edilemez” katkılar sunduk; vergimizi ödedik, kanunlarına saygılı vatandaşlar olduk ve olmaya devam edeceğiz. Tüm etnik azınlıklar içinde suç oranı en düşük toplum biziz. Danimarkalı kardeşlerimizi de çok seviyoruz ve eminiz ki onlar da bizi seviyor.

Bizler Türkiye’den “mülteci” olarak gelmedik, bilakis davet edildik; kendi arzumuz ve gönül rızamız ile geldik. Evet, yerimizi, yurdumuzu, doğduğumuz, doyduğumuz topraklarımızı ve vatanımızı terk ettik, ama yeni bir vatanımız ve yurdumuz daha oldu. Danimarka toplumu bize kucak açtı, onlara müteşekkiriz. Şunu da özellikle vurgulayalım ki, bugün biz artık göçmen değiliz; Danimarka’nın bir parçasıyız; asli unsurlarından bir unsuruz. Bir parçamız Türkiye ise, bir parçamız da Danimarka’dır. Bizi bu topraklara bağlayan “sağlam” gerekçelerimiz var, dolayısıyla Danimarka’nın ulusal çıkarları bizim de çıkarlarımızdır. Bugün bu ülkeye polis, asker, memur, işçi olarak hizmet veren yüzlerce, binlerce insanımız var; Danimarkalı işçi çalıştıran ve vergisini ödeyen işadamlarımız var. Sözün kısası, bizler et-tırnak misaliyiz; “aynı bedende can gibiyiz, biz ayrılamayız”.

Göçün sosyal dramları ve travmaları hep olmuştur. Bu bir yeryüzü kuralıdır. Vaktiyle, 1820’lerden itibaren yüzbinlerce Danimarkalı da açlık, kıtlık, fakirlik, savaş gibi sebeplerle, daha iyi bir hayat yaşama umudu ile Birleşik Devletler’e, Avustralya’ya, Kanada’ya, Yeni Zelanda’ya göçmüştür. 2000 yılında yapılan bir araştırmada sadece Birleşik Devletler’de 1,5 milyon kişi kendini Danimarkalı köke sahip olarak tanıtmıştır. Bugün onlar birer “Danimarkalı-Amerikalı” olarak hayatlarını devam ettirmektedirler. İlk gidenler, gider gitmez, kendi kiliselerini kurmuşlar, çocuklarına Danca’yı öğretmenin peşinde olmuşlar, Danimarka kültürünü yaşatmak amacıyla sivil toplum örgütleri kurmuşlardır. Kazandıkları kadar kaybettikleri de olmuştur. Aile dramları yaşamışlardır. Bu durum bizim için de aynı şekilde geçerlidir. Unutmayalım, göç hem veren hem alan bir olgudur.

O halde, göçü yaşamak ve tatmak bakımından, göç almak ve vermek açısından ortak tecrübelere sahibiz. Bugün biz de üç milyondan fazla Suriyeli mülteciye kapılarımızı açtık ve ekmeğimizi, suyumuzu onlarla paylaşıyoruz. Suriye’deki savaş bugün sona erse bile bu insanların en az üçte birinin bizim sınırlarımızı terk etmeyeceği artık bir vakıadır. Danimarka’nın göçmenlere yönelik sosyal ve siyasi politikaları arasında bizim de istifade edeceklerimiz mutlaka vardır. Dolayısıyla Danimarka Devleti bizi anlamakta sıkıntı çekmeyecektir. Bizi biz yapan kültür değerlerimizle birlikte, Danimarka’nın geleceğine “özgün” katkılar sunmak istiyoruz. Bu değerlerimize sahip çıkmak ve onları yaşatmak çabamız bu ülke için bir tehdit değildir. Danimarka için önemli olan, “kendi” ayakları üzerinde durabilen, benliğini ve kimliğini muhafaza etmekle birlikte “bilinç” düzeyi yüksek, becerikli, kabiliyetli, akıllı, çalışkan ve aynı zamanda Danimarka değerlerine saygılı topluluklara sahip olmaktır. Biz birbirimize emanetiz.

Biz artık göçmen değiliz; Danimarkalıyız, Danimarka vatandaşıyız.

Şimdilik satırlarımız nokta koyarken, sizlerin Mübarek Ramazan ayını tebrik ediyorum. Sağlık, bereket, huzur ve afiyete, dayanışma ve kaynaşmaya vesile olsun inşallah. Bu vesileyle, ülkemizin huzurunu bozmak için geceli-gündüzlü çalışan, şehirlerimizi birer köstebek yuvasına çeviren terör odaklarına karşı mücadele verirken şehit düşen askerlerimize, polislerimize Allah’tan rahmet dilerken, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum. Mekânları cennet olsun.

Ramazan’ın ruhuna uygun bir hadisi şerif ile bitirelim sözlerimizi: “Oruç tutun. Şüphesiz oruç cehennem ateşine ve dünyanın kötülük ve musibetlerine karşı kalkandır”. Allah bu ayda yapacağınız tüm ibadetleri, hayır ve hasenatı kabul buyursun, inşallah.

Yorumlara kapalıdır.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com