Çok Yakında

Annem, bacım, eşim: 83 yıl sonra kadınlarımız

Aralık 30th, 2017 | by Bahadır Güler
Annem, bacım, eşim: 83 yıl sonra kadınlarımız
Yazarlar
0

Bahadır Güler’in Kuzey için kaleme aldığı köşeyazısıdır…

Deǧerli Kuzeyliler, Bu ayki yazımda Türk Kadınına Seҫme ve Seҫilme Hakkı’nın veriliṣinin yıldönümünün 5 Aralık (1934) olması sebebi ile kadınlarımızı anlatmaya ҫalıṣacaǧım.

İnanmıṣ olduǧumuz din olan İslam´ın kutsal kitabı Kurán-ı Kerim´de adlarına bir sure indirilmiṣ olmasına (Nisa suresi), Yüce Peygamberimiz Hz.Muhammed’in (SAV) hadislerinin birinde “Cennet anaların ayakları altındadır” denmesine ve geleneksel olarak adetlerimizde kadına çok büyük bir önem atfedilmesine raǧmen “Gerҫekte kadınlarımıza hak etmiṣ oldukları deǧeri veriyor muyuz?” sorusunu her erkeǧin kendisine aynanın önüne geҫerek bir defa sorması ve kendi gözlerinin iҫine bakarak cevaplandırması ile yazıya baṣlamak istiyorum.

Kadın, biz erkekler iҫin bir eṣ, bir anne, bir bacı, bir hala, bir teyze, bir yenge ya da evladımızdır. Hz.Ômer’in (RA) kendi kızını topraǧa diri diri gömmesinden yüzyıllarca sonra bile sayılar, istatistikler, yaṣanmıṣ olaylar, yaṣanmakta olanlar ve yaṣanacaklar hâlâ aynı noktada olmasak bile bazı yönlerden hâlâ aynı kafa yapısında devam etmekte olduǧumuzu göstermektedir. İṣyerinde ҫalıṣması ve para kazanması iҫin kazanmıṣ olduǧu yüksek okula gönderilmeyen, istemediǧi halde ailesi tarafından zorla evlendirilen, kocası tarafından hâlâ ṣiddete maruz bırakılan, sıǧınma evlerini aǧzına kadar dolduran bizim kadınlarımız, annelerimiz, bacılarımızdır. Kendi kızkardeṣinin, kızının eṣinden baskı ve ṣiddet görmesine karṣı ҫıkan, ama kendi eṣine aynı şiddeti ve baskıyı uygulayan da ne yazık ki biz erkekleriz.

Elbette bu alanda epey yol kat ettik ama bu ne yazık ki yeterli deǧil ve bu konuda çok ҫaba harcamamız gerekmektedir.

Türk Kadınına Seҫme ve Seҫilme Hakkı’nın veriliṣinden bu yana 83 yıl geҫmiṣ. Bu dönem iҫerisinde elbetteki kadın hakları konusunda kayda deǧer birҫok geliṣme olmuṣtur. Ama bu geliṣmelerin hız kesmeden devam etmesi ve medeni dünya ile aynı noktaya getirilmesi gerekmektedir. Bu konuda da her ṣeyde olduǧu gibi devletin bir ṣeyler yapmasını beklememeli, bizler de bu toplumu oluṣturan bireyler olarak üzerimize düṣen sorumlulukları yerine getirmeye azami dikkat göstermeliyiz.

Unutmamalıyız ki, devlet kanun ve düzenlemeleri yapar ama uygulayıcılar olarak biz bunlara uymaz isek, devletin bu konuda bir ṣeyler yapması hemen hemen imkansız hale gelir… Ki tüm kanun ve düzenlemeler raǧmen 2013/14 yılına kadar son on yılda 5 bin 406 kadınımız cinayete kurban gitmiṣtir.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlıǧı verilerine göre:

Şiddete maruz kalan kadınlarımızın oranı % 39.3, yaṣadıǧı ṣiddeti anlatamayan kadınlarımızın oranı % 48,8´dir. Burada ṣu saptamayı yapmak bence gereklidir. Severek, isteyerek, aṣık olarak ve canımızdan ҫok sevdiǧimizi iddia ederek evlenmiṣ olduǧumuz kadınlara ṣiddet uygulayanlar da ne yazik ki biz erkekleriz.

Yazının bu bölümünde Türkiye Cumhuriyeti´nin devamı olduǧu Osmanlı Devleti´nde ve Türkiye Cumhuriyeti´nde kadınlarımızın elde etmiṣ olduǧu hakların bir kısmını kronolojik olarak vererek hangi noktadan hangi noktaya geldiǧimizi sizlerle paylaṣmak istiyorum.

1847: Kız ve erkek çocuklara eşit miras hakkı tanındı.

1856: Osmanlı topraklarında kadınların köle ve cariye olarak alınıp satılmaları yasaklandı.

1871: Evlilik sözleşmesinin resmi memur önünde yapılması, evlenme yaşının erkeklerde 18, kadınlarda 17 olması ve zorla evlendirmelerin geçersiz sayılmasını düzenleyen Hukuk-ı Aile Kararnamesi 1871’de çıkarıldı.

1876: 1876’da ise ilk anayasa olan Kanun-i Esasi ile kız ve erkekler için ilköğretim zorunlu hale getirildi.

1922: Kadınlar bilim dünyasıyla ilk kez 1922 yılında tanıştı. Bu tarihte yedi kız öğrenci, Tıp Fakültesi’ne kayıt yaptırarak eğitime başladı.

1924: Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğrenim Birliği) çıkarıldı. Böylece eğitim laikleştirilerek tüm eğitim kurumları Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlandı. Kız ve erkekler eşit haklarla eğitim görmeye başladı.

1926: Türk Medeni Kanunu’nu ile erkeğin çok eşliliği ve tek taraflı boşanmasına ilişkin düzenlemeler kaldırıldı, kadınlara boşanma hakkı, velayet hakkı ve malları üzerinde tasarruf hakkı tanındı.

1930: Kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanındı.

1933: Köy Kanunu’nda değişiklik yapılarak kadınlara köylerde muhtar olma ve ihtiyar meclisine seçilme hakları verildi.

1934: Anayasa değişikliği ile kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı.

1990: Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü bünyesinde, şiddete uğrayan kadınlara ve çocuklara destek hizmeti vermek üzere ilk Kadın Konukevleri açılmaya başlandı. 2000 yılı itibarıyla bu sayı yediye yükselirken kapasiteleri 170’e ulaştı.

Eylül 1990: Yerel yönetimler kadın konusunda özellikle şiddete uğrayan kadınlara yönelik hizmet vermeye başladı. Türkiye’deki ilk kadın sığınma evi İstanbul Bakırköy Belediyesi tarafından açıldı.

1995: Kurulduğundan bu yana, açtığı kadın danışma merkezi ile şiddete uğrayan kadınlara danışmanlık hizmeti veren Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, ilk kadın sığınağını açtı.

22 Mayıs 1997: Kadının evlendikten sonra kocasının soyadını almakla birlikte, kendi soyadını da kullanabilmesi Medeni Kanun’un 153. maddesinde yapılan değişiklikle sağlandı.

19 Kasım 1997: Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü’nün önerisi üzerine İçişleri Bakanlığı’nca nüfus cüzdanlarında medeni hal kısmında “evli/ bekar/ dul/ boşanmış” gibi ifadelerin yerine sadece “evli” veya “bekar” ifadelerinin kullanılmasını düzenleyen genelge yayımlandı.

Deǧerli okuyucular,

Bunca bilgi kırıntısından sonra, ṣunu unutmamamız gerektiǧini düṣünüyorum. Bir ülkede özgür ve müreffeh bir yaṣamın yolu o ülke nüfusunun yarısını oluṣturan kadınların da katkısı ile olacaktır. Tek kanatlı bir kuṣ nasıl uҫamayacaksa, kadınına gerekli özeni göstermeyen ve onu hayatın her alanında erkeǧin yanında olmasını saǧlayamayan bir ülkede kalkınmadan ve geliṣmeden söz edilemez. Unutmayalım ki geliṣmiṣliǧin göstergelerinden birinin de kadınlarımızın toplumumuz iҫerisindeki statüsünün nerede olduǧudur. Kadınsız zengin bir toplum olabiliriz ama geliṣmiṣ bir toplum olamayız.

Burada sizlerle kısa bir anlatıyı paylaṣarak yazıma son vermek istiyorum.

Hepinizin bildigi gibi ‘HANIM’ kelimesi ҫoǧumuzun eṣlerimize hitap iҫin kullanmıṣ olduǧu bir kavramdır. Bu kavramın neden eṣler iҫin kullanılmıṣ olduǧu ile ilgili anlatı ṣöyledir.

Büyuk Hükümdar Cengiz Han´ı sanırım birҫoǧumuz biliriz ya da en azından ismini duymuṣuzdur.

Bir gün Cengiz Han alacakları bir karar iҫin otaǧında danıṣma meclisini toplar ve beklemeye baṣlarlar. Süre uzayınca meclis üyeleri arasında neden bekledikleri ile ilgili mırıldanmalar baṣlar ama bir türlü toplantının neden baṣlamadıǧıni Cengiz Han´a soramazlar. Bir müddet sonra iҫeri bir ulak (haberci) girer ve Cengiz Han’ın kulaǧına eǧilerek bir ṣeyler söyler. Cengiz Han yerinden kalkar ve ҫadırın giriṣ kapısına doǧru giderek ayakta beklemeye baṣlar. Birazdan Cengiz Han´ın eṣi Börte kapıda belirir. Cengiz Han büyük bir hürmetle eṣinin önünde eǧilerek kendisini tahta doǧru yönlendirerek “BUYRUN HAN’IM” der. Mecliste bulunan tüm üyelerin aǧzı aҫık kalır. Bu anlatıda Cengiz Han kadınların bir ulus, bir millet iҫin ne kadar önemli olduǧunu vurgulamakla beraber, orada bulunanlara eṣlerine mutlaka saygı göstermeleri gerektiǧini göstermiṣtir.

Bugün bizim eṣlerimiz iҫin kullanmıṣ olduǧumuz tabir olan ‘HANIM’ kelimesinin buradan kaynaklandıǧı anlatılır.

Hoṣҫa ve dostҫa kalın….

Yorumlara kapalıdır.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com