Çok Yakında

‘Ankara, Mikail bebeğin takipçisi, ben biliyorum’

Ağustos 14th, 2016 | by Cansu Naz Sivrioğlu
‘Ankara, Mikail bebeğin takipçisi, ben biliyorum’
Magazin
0

Kuzey, İshöj Belediyesi’nin el koyduğu Mikail bebeğin hikayesini filme çeken Erkan Karabağ’la konuştu. Ünlü yapımcı, filmin ödül avcısı olacağının altını çizdi…

Cansu Naz SİVRİOĞLU

mikail bebek

Öncelikle sizi tanımaktan başlayalım. Kimdir Erkan Karabağ?

Ben üç çocuklu bir aile babasıyım. Önce oradan başlayayım. Yaklaşık 25 yıldır Almanya-Türkiye arasında yaşıyorum. 25 yıldır Avrupa’ya gidip geldiğimiz bu süreçte oradaki gözlemlerimizle beraber, sizin haberini yaptığınız konuya benzer birçok olaya şahit olduk, benzerlerini gördük. Ve de avukat arkadaşlarımızdan dinlemişliğim vardı. Biz bununla ilgili bir kamuoyu oluşturmak adına bir sinema filmi projesi çalışmaya başladık. Resmi sayı bilinmemekle beraber 540 bin civarında çocuktan bahsediliyor Avrupa’da. Başta Almanya olmak üzere bununla ilgili hiçbir devlet de sayı vermiyor. Ben bir işadamıyım. Ama işadamlığının yanısıra da sosyal sorumluluk adına Avrupalı Türk Tüketiciler Derneği’nin de başkanıyım, hem de kurucusuyum. Böylesi bir sosyal yönümüz olduğu için, derneğimizin iştikaliyle alakalı olmasa da bu konular da bize geliyor ve görüyoruz, şahit oluyoruz. Avrupa’da, özellikle Almanya’da bu konuyla ilgili çok çalışma var. Ve orada “Umut Işığı” diye bir dernek kurdular. Bu dernek de bu konu üzerine çalışmalar yapıyordu ama sonuçlanmadı. Biz bir kamuoyu oluşturmak adına hem bir dernek başkanı olarak, hem bir işadamı olarak, hem bir yapımcı olarak “Ne yapabiliriz ?” dedik. Oradan yola çıktık. O kadar çok acı ve drama dolu ki içerisindeki hikayeler. Belki Mikail bebek onbinlerden bir tanesi ve hepsi birbirine çok benzeyen hikayeler. Hepsi çok sudan sebeplerle, çok basit nedenlerle. Gerekçesiz hatta. Bir sürü çocuk bu şekilde ailesinden kopartılmış. Bu işin aslında bir sonraki adımında bu çocuklar ailelerinden alınıyor ama “koruyucu aile” adı altında başka ailelere evlatlık veriliyor ya da bakımlarını yapmak üzere veriliyor. Avrupa’daki devletlerde de sosyal devlet portresi içerisinde bu çocuğu verdiği her aile devletten para almaya başlıyor. Ve bu paralar da küçümsenecek rakamlar değil. 1000 Euro’yla 3000 Euro’lara varan rakamlar duruma göre değişiyor. Koruyucu aile aslında bir ticari hal almış durumda. Gerçek anlamda koruyucu bir aileyi tanımlayacak olursak… kim koruyucu aile olabilir, belli bir yaşam standartına sahip, belli bir düzeni, kendisiyle ilgili bir ön kontrol olur. Daha önce herhangi bir sabıkası işlenmemiş, ruh sağlığıyla ilgili bir sağlık sorunu olmayan, hakkında herhangi bir şahibe oluşmamış, belli bir kriter, belli bir ev ortamı, belli bir eğitim, en azından bir ya da iki çocuk sahibi… Ya da hiç çocuğu yoksa çocuğu olmadığı için diye bir kriter olabilir. Bunların hiçbir tanesine bakılmaksızın, alkolik, uyuşturucu bağımlısı, eşcinsel hiç farketmeksizin koruyucu aile olabiliyorsunuz.

Peki sizce bunun gerçek nedeni ne ? Ayrımcı bir tutum mu yoksa tamamen ekonomik bazlı olduğunu mu düşünüyorsunuz ?

Hayır, şöyle. Bu sadece Türk çocuklarına yapılıyor dersek haksızlık ederiz. Devlet bunu kurgularken şunu düşünüyor. Bir anne baba düşünün: çocuğu var ve trafik kazası geçirip öldüler. Bu çocuk ortada mı kalacak? Ona devletin sahip çıkması lazım. Peki devlet onu bir yurt ortamında mı yetiştirmeli yoksa aile ortamında mı yaşatmalı? Bir aile ortamı verebiliyorsa çok daha iyi. Bu aile ortamını sağlarken aileye de; çocuğun ihtiyaçlarını rahat karşılayabilmesi bir ekonomik seviye sağlaması lazım. Maksat bu. İşe düz mantık baktığımızda doğru bir sistem. Ama bu sistemin içerisinde bazen işgüzarlar diyelim, bazen hainlik yapmak isteyenler, bazen ırkçı olanlar, bazen karşılarındakilere belli ırk ve sıfatlara paylaştıranlar çıkıyor. Ve bu sisteminin içerisinde tanınan hakları kötüye kullanarak insanlara zarar vermeye başlıyor. Almanya’nın bir şehrindeki gençlik dairelerinde çalışan üst düzey yöneticiler “Bu çocuklara Bulgaristan’da bir bakım evi tuttuk. Orada bakacaklar” diyerek çocuk başına 3 bin Euro’nun üzerinde para almaya başlıyorlar. Bulgaristan’daki şirkete ödeniyor gözüküyor ama çocukları orada bir hapis hayatına mahkum ediyorlar ve çocuklar orada perişanlar. Bu ortaya çıktı ve üst düzey yöneticiler tutuklandı. Bunlar suistimal edilebilir tarafları. Ya da bir ebenin ortada bilirkişi raporu ve mahkeme kararı olmaksızın, kendi kanaatine göre belediyeye gönderdiği saçma sapan bir raporla çocuk annesinden alınıyor. Sen kimsin ki böyle bir değerlendirme yapıyorsun. Evet, çocuk gelişiminde anneyle çocuğun göz teması kurması önemli. Ama eğer anne bu teması sağlayamayacak özürlülükteyse bu çocuğa bakamaz demek değildir ki. Bu kişi her şeyden önce “anne.” Madem senin ülkende bir kural var, o halde bütün şaşılara çocuk doğurma yasağı getirmen lazım. Nasıl oldu bu iş? Yaptılar işte. Kim yaptı? İşgüzar bir ebe ve işgüzar bir sosyal gençlik dairesindeki bir personel. Hepsi bu.

Ama garip bir şekilde mahkemede bu kararın arkasında duruyor…

Belediye bunu yaptıktan sonra, yaşattıkları drama rağmen kendi yaptıklarını düzeltmez genelde. Almanya bu konuda AİHM’de mahkum olmuş bir devlet. İçlerinde Alman çocukları da var bunu yaşattıkları. Ama atıyorum, 500 bin Alman çocuk almışlarsa, içlerinden 100 tanesi telef olmuştur. Ama bizde 540 bin çocuğun 540 bini telef olmuş durumda. Bunların içerisinde ırkçı olarak yetişmişler var. Hollanda’da iki eşcinsel erkeğe verilmiş bir erkek çocuğu var. Bu çocuk model olarak ne görüyor? Nasıl yetişecek? Bunu bizim Cumhurbaşkanımız Hollanda ziyaretinde dile getirdi ve bu hata düzeltilmedi. Bu gerçekten çocuğa daha iyi bir hayat sunmak mı? Bir anne ve bir baba var ve “Siz kötüsünüz” diyerek hiçbir kontrole tabi tutmaksızın çocuğu bir başka aileye veriyorsunuz. O ailede de alkolik olabiliyor, uyuşturucu bağımlısı olabiliyor. Bir kontrol mekanizması yok. Türkiye’de evlat edinmek imkansız gibi bir şey. Çocuk sahibi olamamışsa bunu belgelemesi lazım. En az 30 yaş üstü olması lazım. Belirli bir gelir seviyesi olması lazım.Etrafından referans göstermesi lazım. O kadar çok kriteri var ki. Ama Avrupa’da bu yok. Ama medeniyet orada işte, bizde bir şey yok. Biz buradan yola çıktık. Biz bu işin senaryosunu yazdık. Kültür Bakanlığı ve TRT ortaklığında bu projemiz hayata geçiyor. Biz bu projenin çalışmalarını sonlandırdığımız süreçte sizin de Mikail bebek haberiniz çıktı. Biz üzüldük ama o haberin çıkmasıyla beraber kamuoyunda bir kez daha vicdanlar sızladı. İnsanlar bu yapılması gereken işin ne kadar doğru olduğunu gördü. Muhtemelen Aile Bakanlığı da bu projenin bir tarafında yer alacak. Ve Aile Bakanlığı daha önce Avrupa’da olmayan bir uygulamaya geçmeye hazırlanıyor. Mesela Avrupa’da din ataşeliği vardı, fakat aile ataşeliği yoktu. Şimdi büyükelçiliklerde aile ataşeliği açılmaya başlanacak. Nasıl ki Türkiye’de Aile Bakanlığı mağdur olan aileler ve çocuklara sahip çıkıyorsa, Avrupa’da da bu olacak. Bunun ilki Düsseldorf Başkonsolosluğu’na atandı. Ve orada koruyucu aile olmaları açısından Avrupa’da yaşayan Türk ailelere bilinçlendirme eğitimleri verilmeye başlandı. Onlarla da irtibat halindeyiz. Bu konuyu en iyi şekilde kamuoyuna taşıyıp çözmeye çalışacağız. Bir birey olarak, bir tüketici derneğinin başkanı olarak, bir yapımcı olarak, bir işadamı olarak elimizden ne geliyorsa onu yapmaya çalışacağız. En önemlisi de bir baba olarak. Çünkü benim çocuklarım da Almanya’da yaşıyor ve her an benim çocuklarımdan da bir tanesini de alabilirler. Benim çocuğum 4 yaşında anaokuluna giderken yan eve taşınan komşunun atom mühendisi olması sebebiyle oyun oynadığı arkadaşına “Bizim evimize atom bombası yapan adam taşındı” demişti. Evimizin kapısına kadar sivil polislerin geldi, 15 polis evin etrafını sarıp inceleme yaptı. Böyle bir ülke. Dolayısıyla bunları birilerinin yapması gerek.

mikail bebek 3

Avrupa’da giderek artan bir baskı var. Ve bu baskı ırksal bir baskıdan ziyade dinsel bir baskı. Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız Türkiye’den yeterince destek görmediklerini, yalnız olduklarını hissediyorlar. Bu yüzden bu proje kamuoyu yaratmak adına, hem Avrupa’daki vatandaşlarımıza yalnız olmadıklarını göstermek için, hem de Türkiye’nin bilinçlenmesi için çok önemli.

Aslında bu böyleydi, artık değil. “Babam ve Oğlum” filmini biliyorsunuz değil mi ? Hem ihtilale atıfta bulunuyor, hem o zamanki görülen işkenceleri anlatıyor, hem o dönemde yaşanan trajedileri, o gece sokağa çıkma yasağı sonucunda bir ambulansın bulunamaması sonucu bir insanın ölebileceğini anlatıyor. Ve bunları ilk iki dakikasında anlatıyor ve sonrasında bir serüven başlıyor. Hapishanede hasta olmuş ve çocuğunu 4 yaşında kucağına alan bir babadan başlıyor hikaye. O dönemin bütün hikayesini anlatıyor film ve o döneme ışık tutuyor. Biz de bu şekilde bir film yapmak istiyoruz ama bunu yaparken de sistemin aslında doğru bir sistem olduğunu, bunun istismar edildiğini, Avrupa’daki halklarla Türkler’in arasında bir kavganın ve bir ayrımcılığın olmadığını göstermemiz gerekiyor. Çünkü oradaki bireylerin yaptığı ırkçılığı ve bir takım suistimalleri bir devlete, millete mal edemeyiz. Ama özünde şunu söylemeye çalışıyoruz; “Sen devlet olarak bir çocuğun hayatına dokunurken, çok iyi düşün kardeşim. Bunu yaptıktan sonra da o çocuğu bir yere verirken çok iyi araştır.” Biz bu filmle ödül almak istiyoruz, hedefimiz bu. Karar veremedik hangi ödülü alalım. O kadar net. Berlin’e mi gidelim yoksa Nobel Ödülü’ne mi koşalım dedik kendimize. Böyle bir hedefimiz var. Çıta yüksek. Bazen buraya kırmızı halı koymayı da düşünüyoruz. Ama tabii ki bunu yaparken biz bir ödül alma noktasına gelirsek, film gerçekten amacına ulaşmış demektir. Çünkü gerçekten kamuoyu oluşacak. Gerekli desteği bulabilirsek, bu işin yönetmen ve kast tarafında ünlü oyuncular ve ünlü yönetmenlerle çalışmak istiyoruz. Türkiye’den de bir takım ünlü oyuncularımızın olmasını istiyoruz ama kendimizin çalıp kendimizin söylediği bir film olmasını istemiyoruz. İyi bir Alman yönetmen bulmak istiyoruz. Kastın içerisinde de Alman asıllı Amerikan oyuncuları oynatmak istiyoruz. Biraz yüksek bir bütçemiz var. Hedefimiz de o. Biz bunu Türkiye şartlarında, hiç Almanya’ya gitmeksizin bir kast yapabiliriz ve çok düşük bütçelerle bu işi bitirebiliriz. Türkiye’de vizyona gireriz, Avrupa’da yaşayan Türklere böyle şeyler oluyor diye anlatırız, belki insanların damarına basa basa ağlatırız ama işe yaramaz. Bizim derdimiz Türkiye’de bir kamuoyu oluşturmak değil, bu işin yaşandığı alanda bir kamuoyu oluşturmak. Bunu yaparsak belki Danimarka’daki küçücük bebek annesine geri verilebilir. Belki biz bunu Avrupa’da yaparsak, bütün Avrupa’daki kurumlar kendi içlerini kontrol edebilir.

Ya da bunu yapmaları için halk baskı yapabilir bu kurumlara…

Tabii ki. Mahsun Kırmızıgül’ün Beyaz Melek filmi hikayesini kurumların gözünden anlatmadı, bakımevindeki yaşlıların gözüyle bakarak anlattı. Çünkü onlar yaşıyordu bu mağduriyeti. Ve o filmden sonra Türkiye’deki tüm bakımevleri tekrar tekrar elden ve kontrolden geçirildi, biraz toparlandı. Sonuçta insan hayatına dokunan her devlet eli bir yara bırakır, bir iz bırakır, zarar verir ama hiç olmazsa biraz iyileştirildi şartları, bakım imkanları iyileştirildi. Çalışanlar en azından belli eğitimlere tabi tutuldu. Ses getirdi. “Biz bunu yapabilir miyiz Avrupa’da” diye dertleniyoruz kendi kendimize açıkcası. Sizlerin de desteğiyle inşallah yapacağız.

Projeye ne zaman başlamayı düşünüyorsunuz?

Dokuzuncu ayın sonuna doğru “motor” diyeceğiz.

Yönetmen ve oyuncu arayışlarınız başladı mı?

Biz bir yıldır çalışıyoruz. Birinci senaryomuz onaylandı. Şu anda TRT ve Kültür Bakanlığı resmi ortağımız.

Kültür Bakanlığı’nın bu projeye yaklaşımı nasıl ?

Bakanlık fazlasıyla duyarlı. TRT de bu işe çok duyarlı yaklaşıyor. Onlar da bizimle aynı hassasiyeti gösteriyor. Zaten bugüne kadar Avrupa’da bir Türk olmak çok ezik bir şeydi. Pasaportunuzla itibar görmezdiniz, insanlar size 3 ya da 4’üncü dünya ülke vatandaşı muamelesi yapardı.Son 10 yıldır bu değişti. Avrupa’da artık Türkler’in haklarına daha fazla hassasiyet gösteriyorlar, pasaportumuz daha itibarlı oldu. Oradaki eski konsolosluklarımız bile 3’üncü dünya ülkeleri binalarıydı eskiden. Şimdi bütün konsolosluk binalarımız çok modern, son derece teknolojik altyapıyla donanımlı ve en iyi hizmeti vermeye gayret ediyor. Daha önce filmlerde görürsünüz. Amerikan vatandaşı başka bir ülkede tutuklanır ve hemen konsolosluğunu arar. Avrupa2da biz Türkler için bu yoktu. Şu anda 24 saat Dışişleri Bakanlığı çağrı hattı var, dünyanın neresinde olursanız olun, başınıza ne gelirse gelsin, konsolosluk 24 saat size destek veriyor ve sizin akıbetinizi takip ediyor. Avrupa’da Türkler bu anlamda artık eskisi gibi değil. Biz bu filmi yaparsak hem orada, hem burada ses getireceğini bildiğimiz için, belki o gün hükümetimiz bunun arkasından yeni bir yol açarak Avrupa’ya daha çok baskı uygulayacaktır. Çünkü kendi kamuoylarında, kendileri de bunu görmüş olacaklar. Biz bunun derdindeyiz, bunun çalışmalarını yapıyoruz. Danimarka’daki çocuğun haberi önemliydi, çok kıymetliydi. Yapanların eline sağlık. Türkiye’de bile karşılığını buldu. Bu filmde bizim biraz daha hırslanmamıza sebep oldu. Bu kararı verip o çocuğu annesinden almaları çok acı. Çünkü çok ağır bir yük bıraktılar o annenin üzerine, kendisinin annelik hakkını elinden aldılar. Bu karar hiçbir yerde olamaz. Bu yeryüzünde olmaması lazım en azından.

erkan karabağ mikail

Evlat edinen ailenin bu duruma bakış açısı nasıl oluyor?

Evlat edinmiyor, hayır. Bakım var.

Bu çocuklar nasıl bir sistemle bu ailelere veriliyor? Çocuk talep eden ailelere mi veriliyor bu çocuklar?

Hayır, siz gidiyorsunuz “Ben koruyucu aile olmak istiyorum” diye başvuruyorsunuz. Orada bir havuz var. Havuza göre de bir sıralama var. O sıralamaya göre zaten –onlar çok medeni toplumlar ya, zaten havuzdaki tüm insanlar birbirine denktir diye düşünerek- gelen çocuk sıradakine veriliyor.

Çocukları alan aileler bu durumun farkında değil mi?

Onun öyle bir derdi yok ki. Köpek bakmak, kedi bakmak, çocuk bakmak onlar için eşdeğer. Avrupa’da köpek bakıcılığı da var, kedi bakıcılığı da var. Tatile gidenler evcil hayvanlarını çeşitli siteler üzerinden, ben şu kadar hayvan baktım diyenlere baktırıyorlar. Onlar için çocuk bakmak da böyle bir şey. Bu sadece bir site üzerinden değil de, devlet kanalıyla yapılıyor daha da kötüsü. Devletin gücüyle yapıyorsun sen bunu zaten. Normal şartlarda sen o çocuğu anneden koparabilir misin? Ve bu gerçekten çok ağır bir zulüm, kime yapılırsa yapılsın.

Projeye geri dönecek olursak, ne zaman tamamlanmasını planlıyorsunuz?

Berlin Film Festivali’ne yetişmeyi düşünüyoruz Şubat’ta. İlk hedefimiz o. Nobel’i de şu an konuşuyoruz. O paralellikte de Türkiye’de vizyona girmeyi planlıyoruz. Türkiye’deki vizyon tarihiyle aynı paralellikte Avrupa’da da yayına çıkmayı istiyoruz.

Avrupa’da görüştüğünüz yapımcılar oldu mu?

Avrupa’da bizim bir yapım ortağımız var zaten, Almanya’dan bir şirket. Hem Türk, hem Alman ortak yapımı olacak film. Senaryoyu bir Alman senarist gözüyle de etüt etmek istedik. Bu proje için daha önce görüştüğümüz kişiler oldu. Bazı kişiler buna çok yaklaştı. Paris’teki terör saldırısından sonra bütün görüşmeleri iptal ettiler. Şu anda halihazırda kast için görüşmeler devam ediyor ve bazı isimli Alman oyuncular projede olmak için ısrar ediyorlar. Bu da bizim için doğru yolda olduğumuzun işareti. Kendilerine bu çuvaldızın batırılması konusunda onlar da istekliler. Benim dediğime geliyor, devletin eliyle işgüzarların bozduğu bir oyun bu. Normalde yapılan sistem ya da insan bu kötülüğü yapmaz.

Filmin dili ne olacak?

Diyalogların yüzde 70’i Almanca. Oraları Türkçe alt yazıyla geçmek istiyoruz. Çünkü hem Avrupa’da hem Türkiye’de vizyona çıkacak, Almanya’da bu iş ses getirecek. Dolayısıyla gösterildiği ülkeye göre diyalogları alt yazıyla geçeceğiz. Yüzde 30 Türkçe tarafımız var. Belli kısımlar Türkiye’de geçiyor.

Türkiye’den oyuncular olacak mı?

Türkiye’den çok ünlü bir sanatçıyı anne olarak düşünüyoruz. Çok sevilen, çok bilindik bir sanatçı kendisi. Herkesin “Bu olmalıydı” diyeceği bir isim. Güzel bir kast olacak.

Daha önce çektiğiniz uzun metrajlarınız var mı?

Hayır, yok. Bir sürü programlarımız var yaptığımız ama böylesi bir uzun metrajlı drama filmi konusunda ilk çalışmamız. Bunun dışında iki projemiz daha var. Onlar da buna benzer teması olan ağır konular. Yine bir tanesi Avrupa’daki Türklerle alakalı bir konu. Diğeri de yakın coğrafyamızda yaşanan bir trajediyle alakalı, yine Türklerle alakalı.

Sizi daha çok Avrupa’daki Türklerle ilgili çalışmaya iten duygu ne? Neden daha çok bu konularla ilgileniyorsunuz ?

Şöyle ki, bunlar hepimizin gözünün önünde cereyan edip, hepimizin hayıflandığı, hepimizin “Bu bir haksızlıktır” dediği olaylar. Neden kimse bu işlere cesaret etmiyor? Neden kimse bunları gündeme getirmek istemiyor? Kimse buna elini atmıyor. Türkiye’de bizden çok daha köklü yapım şirketleri var. Çok daha marka yönetmenler var. Bunlar bu konuyu çok daha rahat gündeme getirebilirlerdi. Ama hiç kimse böylesi sosyal konularda yer almak istemiyor. Ben öyle düşünüyorum. Çünkü Mikail bebeğin haberi çıkmadan önce binlerce haber var yıllardır çıkmış, televizyonlara konu olmuş. Kızı elinden alınmış, annesi akıl sağlığını yitirmiş bu sebepten dolayı. Türkiye’ye geri dönüş yapmış. Kızı gelmiş 30 yaşına, annesini Türkiye’de arıyor. Ve annesini buluyor. Annesi bunun hala Alman devleti tarafından bir oyun olduğunu, onun gerçek kızı olmadığını, onu da yakalayıp Almanya’ya götürüp hapse atacaklarını düşünerek kaçıyor, kayboluyor. Kız hala annesini bulamıyor. Ne hikayeler var. Erkek çocuğu, Nazi bir Alman ailenin yanında yetişiyor ve Türk düşmanı. Adı Cem, Türk olduğunu biliyor ve Türk düşmanı. Koluna Nazi işaretinin dövmesini yaptırmış. Bu çocuğa ne yapmış olabilirsin sen? Koruyucu aile o çocuğun dengesini böyle değiştirecek bir yaşam tarzına tabi tutabilir mi? Bu gizlice asimile etmek değil mi? Kimse yapmadığı için biz söylüyoruz, biz yapıyoruz.

Galiba doğru insan sizmişsiniz…

Senaristimiz de çok doğru bir insan. Kızı şu anda 5 yaşında, hala çikolatanın tadını bilmiyor. Ne kadar idealist bir baba olduğunu anlamanız için söylüyorum. Bu cezalandırmak için değil, onu korumak için yaptığı bir şey. Babası senarist, kız henüz televizyon ekranı görmüş değil. Koruyabiliyor onu. Bir akıllı telefon ekranına bakmamış daha. Çok duyarlı bir insan, çok duyarlı bir baba. Kendisinden böyle bir hikaye yazmasını istediğimizde gözleri yaşardı. Hiç bilmiyordu bu yaşananları. “Bu kadar olamaz, bu benim kalemime göre bir iş” dedi. Ve gerçekten bunun hakkını verdi. Çok güzel ve çok ağır bir senaryo. Hatta kendi aramızda tartışıyoruz “Bu kadar dramayı işlememiz gerekiyor mu, yoksa biraz hafifletelim mi?” diye. Çünkü eğer festival filmi yapacaksak o kadar ağır olmaması gerekiyor ama gerçekten yürekleri de sızlatmak gerekiyor mu, gerekmiyor mu, hala tartışıyoruz kendi aramızda.

Olan şeyler çok hafifletilebilecek gibi değil ve hala da yaşanmaya devam ediyor üstelik…

Çok acı şeylerimiz var. Bundan sonraki proje de buna benzer bir proje. Yine aslında herkesin gözü önünde olan, yine çok bildik bir konu. Yine Türkler üzerine olan bir konu. Ama kimse yapmadı. Kitabı var. 80’inci baskısında ama kimse yapmadı. Danimarka’daki konuyla ilgili şunu söyleyebilirim; Avrupa’dan sorumlu Devlet Bakanımız bizzat bu konunun takipçisi, ben biliyorum. Dışişleri Bakanımız bizzat bu konunun takipçisi. Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığımız bu konunun takipçisi. Olayın haber olduğu gün ben bizzat kendileriyle görüştüm; “Ne yapabiliriz?” diye kendilerine ulaştım. Onlar da “Bizim bilgimiz dahilinde ve gerekli girişimler yapıldı” dedi. Ama bir yere kadar ancak.

Sayenizde bir şeyler değişecek.

Değişecek mi bilmiyorum ama kamuoyu oluşturabilmek, bilinci arttırabilmek, Türk koruyucu aile bilincini arttırmak için çabalıyoruz. Annenin akrabasına çocuğu vermemeleri bile bir koruyucu Türk ailenin bu çocuğu talep etmesinin önündeki engel. O gün bir Türk aileye bir hıristiyan çocuğu vereceklerdir, bir müslüman çocuğu hrıistiyan aileye vereceklerdir. Ayrıca şunu da söyleyeyim; biz bu konuyu çalışırken gördük. Muhafazakar ve kapalı bir Türk ailesi koruyucu aile olarak Alman bir kız çocuğunu alıyorlar. O koruyucu aile bu çocuğu büyütüyor, çocuğun annesiyle de görüşmesine izin veriyorlar. Ve o kız çocuğu büyüyor, bugün anne oluyor ve hala o koruyucu aileyi anne ve baba olarak görmeye devam ediyor. Onlardan o kadar memnun ayrılmış. Müslüman oluyor. Bunlar da var. Asimile mi ettiler diyeceksiniz? Hayır. Ne var, çocuğu oraya koydukları için onu gördü, onu yaşadı ve o şekilde bir tercihte bulundu. Ama o hıristiyanlığı biliyordu. Annesinden de hıristiyanlığı biliyordu. Yaşadığı toplumun tamamı hıristiyan. İşin neresinden bakarsanız bakın bu şekilde çarpık hikayeler var. Bizim iki tane çocuk kahramanımız var. Bir tanesi Alman, bir tanesi Türk iki çocuğun hikayesi. Hikaye onların gözünden anlatılıyor, tamamen çocuk gözüyle. Çocuk gözüyle “çocuk gördüğünü ne anlıyor”u anlatmaya çalışıyoruz.

Size başarılar diliyoruz. Umarım filminiz karşılığını alır.

Gazetenize, genel yayın yönetmeninize, emeği geçen herkese çok çok teşekkür ediyoruz. Bizim yaptığımız çalışmadan öte, bu kadar hassasiyet gösterip, bu konudan haberdar olup, bu kadar peşine düşmeleri dahi onların ne kadar duyarlı olduğunu gösteriyor. Atlanmaması gereken bir konu olduğunu gösteriyor. Bunun onların oradaki tasaları olduğu için biz de bunu yapmamız gerektiğini düşünüyoruz. Gazetede haber oldu çıktıyla kalmayacak bu iş.

Yorumlara kapalıdır.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com