Çok Yakında

‘Ahmedim şehittir ve o sen değilsin’

Haziran 23rd, 2018 | by Gazete Kuzey
‘Ahmedim şehittir ve o sen değilsin’
Türkiye
0

İlyas Çolak

Çanakkale yerel medyasının önde gelen isimlerinden İlyas Çolak, KUZEY için gözlerinizi yaşartacak bir “Çanakkale Geçilmez” öyküsü kaleme aldı. “Ben geldim ana” diyen Ahmet’in aldığı acı yanıt…

Gelibolu Yarımadası, gerçek siperler… Kim bilir; kaç asker kanıyla suladı, kaç asker bir parçasını burada bıraktı… Bir Ahmet vardı mesela. Nallıhan’da fırıncı…

Bu cepheden sağ çıktı ama savaştan çıkamadı. Esir düştü, kendini Rusya’nın iç kısımlarında buldu. Ayağına 40 kiloluk pranga vurdular. Annesi oğlunu şehit bildi hep. Esir kampından dikenli tellerin altında sürüne sürüne kaçmayı başardı ama Nallıhan’a daha çok yol var.

Bir Türk köyüne rast geldi. Gerçi Türk’ün öz yurdunda karşısına başka ne çıkabilirdi… Yırtık sökük kıyafetlerini değiştirip karnını doyurdular Ahmet’in. Kıyafet dediğin de birkaç çuval. Savaşmak için gittiği Çanakkale’de ne oldu, memleket ne halde o an biliyor muydu bilinmez. Ama kafasında mutlaka annesi vardı. Öldü mü yoksa sağ mı, bir daha kokusunu içine çekmek nasip olacak mı?

O zamanlar karşısına Ankara il sınırı yazılı bir tabela çıkmadığı kesin ama doğduğu toprakların kokusundan anlamıştır Ahmet, yaklaştığını Ankara’ya. Uzun yoldan geldi…

Önce Çanakkale; kan, barut, yanı başında şehit düşen yada kolunu bacağını kaybetmenin acısıyla feveran eden bağıran arkadaşları. Sonra esir kampı, her gün ayağında 40 kiloluk demirle yaşamak zorunda bırakılması. Aylarca yalın ayak kaçmak. Evinden davul zurnayla askere gönderildiği o günden bu yana tam on yıl geçti.

İleride bir fırının bacası tütüyor. Çocukluğunda yediği ekmeğin kokusu… Ama bir yandan da Çanakkale’den tanıdığı barut kokusu var memleketin üzerinde. O askerdeyken henüz Birinci Dünya Savaşı başlamamıştı bile. Cehennemin içinden çıkıp geldi şimdi, annesinin evine…

Ahmet gelmeden haberi geldi annesine. Gelenlere kızdı, bağırdı. Oğlun şehit demişlerdi. Şimdi oğlun geldi diyorlar.

Saç sakal birbirine karışmış, kır içinde Ahmet. Karşısında annesi var ama yüzüne bile bakmıyor Ahmet’in. “Ben geldim ana… Sana geldim” Git dedi annesi. “Benim Ahmedim şehittir. Sen o değilsin”

Bir zamanlar her gün ayağında taşıdığı prangalardan daha ağırdır Ahmet için bu sözler.

“Sen neresinden tanırsın oğlunu ana” diye sordu Ahmet. O görür görmez boynuna atlayıp çocukluğundaki gibi sarılacağı günü bekliyordu. Uzun yoldan gelmişti. Ama şimdi her şeyden önce; ölmediğini ve oğlu olduğunu annesine ispat etmesi gerekiyordu. Onca yılın ve kanın ardından belki de en zorlu savaş buydu Ahmet için.

Annesi başını kaldırdı ve Ahmet’e baktı. On yıl boyunca savaşan, mücadele eden sadece Ahmet değildi. Oğlunu ateşin ortasına atmıştı. Nallıhan’a gelen her gelen haberde oğlundan bir ses beklemişti. Nihayetinde oğlunun da Çanakkale’de şehit düşen askerlerin arasına katıldığını öğrendi. Memlekete gelen her şehit haberinde aynı acıyı, oğlunu askere gönderdiği o günü hatırlayarak tekrar tekrar yaşadı. Ahmet gitti, sonra babası. Komşunun oğlu, civar köyleri. Bir bir her ocak yandı. Oğlunun şehit olduğuna inandı. Ağzından bir çift söz döküldü. Belki de sadece Ahmet’i anlatmak istemişti; “bir çift ben vardı. Hem sırtında hem de çenesinde”

Ahmet, çuvaldan bozma elbisesini sıyırdı sırtını açtı. Sonra annesine döndü. Ellerini uzattı. Annesinin yaşlı, buruşuk zayıf ellerini avuçlarına aldı ve yüzüne doğru götürdü. Annesinin elini tutup öpeceği günleri bu kadar bekledikten sonra, bunu yapamadığı her an işkenceye dönmüştü. Annesinin parmakları yıllar sonra yüzünde dolaşıyordu. Hasretten hıçkıra hıçkıra ağlayacaktı belki. Fakat şimdi annesi tanımadı diye ağlamamak için kalbine söz geçirmek için zor tutuyordu kendini. Gözünün kenarında bir damla yaş. Ha düştü ha düşecek…

Annesi karışmış sakalları arasında geziniyordu. Gezinirken yaşlı gözleri on yıl öncesine gitti. Gözlerine dahi inanmamıştı. Elleriyle dokundu. Bir benin üzerinde parmakları geziyordu. Sonra durdu… Ellerini çekti bir anda. Ahmet’e baktı. Geldiğinden beri ilk defa gözlerinin içine bakarken ağzından tek bir kelime döküldü; “yavrummm”

Tek bir kelime ama bütün Nallıhan duydu. Ne o bitirmek istedi yıllardır gözlerine bakarak söyleyemediği bu kelimeyi, ne de Ahmet bekledi bitmesini. Ağzından çıkar çıkmaz Ahmet çoktan sımsıkı sarmıştı annesini. Hıçkıra hıçkıra ağlarken sadece “ana” diyebildi.

Yorumlara kapalıdır.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com