Çok Yakında

2018’den beklentim Aziz Yıldırım sultasının tarihe gömülmesi

Ocak 3rd, 2018 | by Mert Ezici
2018’den beklentim Aziz Yıldırım sultasının tarihe gömülmesi
Yazarlar
0

1) Danimarka’nın 2018 Dünya Kupası rakipleri ve şansı

Kadro derinliği, genişliği açısından okyanusu andıran Fransa ile aynı grupta olmasına rağmen iyi bir kura çektiğini düşünüyorum Danimarka’nın. İlk maçta karşılaşacakları Peru’yu alt edebilirler. Son maçta Fransa ile karşılaşacak olması da belki avantajına olabilir. Avustralya’ya ise hiç şans vermiyorum. Gruptan çıkması büyük sürpriz olur açıkçası. Eriksen’in saha içi liderliğinde Danimarka’nın son 16’ya kalma olasılığı yüksek.

2) Kevin De Bruyne

Nedense bana hayranı olduğum Paul Scholes’u anımsatıyor. Kızıl saçlı mütevazı deha; döneminin en iyi orta saha oyuncularından biri olmanın yanında, pozisyonun tanımını da değiştirmişti. Scholes’u hep Xaviesta devrinin ilk müjdecisi olarak görmüşümdür. Kevin De Bruyne’ü kızıla çalan saçları ve sadeliğinin yanısıra, sanırım bu pozisyonun tanımını bir kez daha değiştirmeye aday olarak gördüğüm için benzetiyorum Scholes’a. Bu dönüşümü Guardiola rehberliğinde yapabilecek muazzam yetenek yelpazesine ve oyun görüşüne de sahip. Süratli düşünüp çabucak uygulayabilen bu zarif ve temiz yüzlü çocuk; orta sahada gezinerek oynuyor, kanatlar dahil her bölgede soğukkanlılıkla topa da, oyuna da, alana da hükmedebiliyor. Premier Lig’de forma giydiği yaklaşık 2.5 sezonda şut pası ve asist istatistiklerinde zirvede yer alıyor. Bu istatistiklerdeki en yakın iki takipçisinden biri de bir üst madde de adı geçen Eriksen. Pep’in City’si 16 maç üst üste kazanarak 129 yıllık İngiliz lig tarihinde bir ilke imza atarken, De Bruyne de kelebek gibi uçup arı gibi sokuyor. Harika bir ligde, harika bir takımda, harikulade bir hoca ile çalışıyor Belçikalı. Belçika tarihinin en iyi kuşağını yakaladığını da hesaba katarsak 2018 onun yılı olabilir.

3) Yusuf Yazıcı

Önce hikâyesini anlatalım. Annesi, renkli gözlü yakışıklı oğlunun subay olmasını hayal ediyormuş, babası ise futbolcu. 6 yaşında sokak aralarında başlamış futbola. Trabzonspor seçmelerinde yarım dakika dolmadan kenar alındığında afallamış. Oysa ki seçilmesi sadece 20 saniye almış. Trabzonspor alt yaş takımlarında sol açıkta oynamış, gönlündeki aslan ise orta sahaymış. Ancak bunu hiç dile getirmemiş. 15 yaşındayken yeni bir hoca (Mutlu Dervişoğlu) gelmiş altyapıya. Gelir gelmez “Sen galiba orta saha oynamak istiyorsun” demiş. Yusuf da “Hocam seni bana Allah gönderdi galiba” cevabını vermiş. 3 sene sonra mahallesinin lisesi Erdoğdu ile yeni mevkiinde Dünya Şampiyonluğu yaşamış.

Yusuf artık 20 yaşında. Geçtiğimiz sezonun ikinci yarısında formayı aldığından beri bırakmadı. Bu süreçte 9 gol 13 asist üretirken çok daha fazlasını vaat etti klasıyla. Üniversite 2’nci sınıfa devam ediyor bir yandan. Ailesine ev almış ancak henüz kendine araba dahi almamış. Yusuf belli ki kendini inşa ediyor. Kişisel gelişim uzmanından, fizyoterapistine, psikoloğundan diyetisyenine kendi maaşından uzmanlar ile zihinsel, fiziksel, duygusal bir nevi her açıdan kendini dünya futboluna hazırlıyor. Ben bir futbolsever olarak saha içindeki ve dışındaki Yusuf’a aynı ölçüde bayılıyor ve inanıyorum. Yolun, ufkun açık olsun çocuk!

4) Rasim Ozan git, Ergün Pembe gel

Hukukçu değilim ancak izlediğim neredeyse her programda kanaatimce nefret suçu işlemiştir Rasim Ozan Kütahyalı. Ancak eğriye eğri doğruya doğru, sağlam goygoycuydu ROK. Son 2 yıla kadar izlemeye tahammül edemezdim, izleyip gülen arkadaşlarımı da anlamaya çalışırdım. Sanırım anladım da, itiraf edeyim ki çok kahkaha atmışlığım vardır ROK’a. Melih Gökçek’in üzerinin çizilmesinin akabinde ROK’un gönderilmesi tesadüf değildir diye düşünüyorum. Yanlış anlaşılmak istemem, son yaptığını tasvip etmek mümkün değil ancak her hafta öyle şeyler yapıyordu ki, son skandalı devede kulak kalır. Ergün Pembe tercihine çok şaşırdım açıkçası. Beyaz Futbol için fazla mülayim. Aslında pek de önemi yok. Goygoycular Maradona’sını kaybetti, kim gelse nafile…

5) Bayern Münih

Nereden başlayıp neyi anlatacaksın ki. Bayern Münih işte. 2’nci turda bir dev geldi Beşiktaş’a. Bu heybetli camianın tarihini, yönetim yapı ve felsefesini merak eden Beşiktaşlılara, takımdaşları Ali Ece’nin yazmış olduğu; “Ayak Oyunlarından Akıl Oyunlarına Futbol” kitabının Alman futbolu ile ilgili kısmını okumalarını tavsiye ederim. Bundesliga’nın ağır abisi hiç kuşkusuz eşleşmenin de ağır favorisi. Sezon başı tatları yok gibiydi ancak kurt hoca Jupp Heynckes takımın başına geçtikten sonra vites arttırdılar. Heynckes’e bana göre Avrupa futbolunda hak ettiği ölçüde değer verilmiyor. En son Bayern’i çalıştırdığında sezon ortası gideceği açıklanmasına rağmen üçleme yaparak tarih yazmıştı. Şampiyonlar Ligi tarihinde maç başına en çok puan toplayan hoca aynı zamanda. Real Madrid’e 30 küsur yıl aranın ardından Şampiyonlar Ligi kazandırıp ertesi sezona başlayamadan kovulması da cabası. Karşısında benzer şekilde ülke futbol kamuoyu tarafından yıllarca gadre uğramış Şenol Güneş var. Beşiktaş çıkıp kendi futbolunu oynayacaktır. Şenol hoca taktik şablonlar açısından muhafazakâr, oyun felsefesi konusunda neredeyse takıntılıdır. Her iki takımda açık oynuyor, ben de her iki maçta da bol gol bekliyorum. Gönlüm tabii ki Beşiktaş’tan yana. Hayat, neden olmasın? Kıymetli düşünür Dücane Cündioğlu’nun dediği gibi; “Kuşların filleri yenebileceğine inanmıyorsan niçin Fil Suresi’ni okuyorsun?”

6) ‘Sergen Yalçın Milli Takım’a’ çağrıları

İlk defa duydum bu çağrıları. Kim yapıyor, neden yapıyor hiç de anlamadım. Sergen Yalçın’da şeytan tüyü vardır çok severim. Sempatiktir, hesapsızdır, hercaidir, cin gibidir ancak teknik adamlık lisansı almaya dahi üşenen Oblomov vari bir karakterden bahsediyoruz. Bu çağrıları yapanlar her kimse tıpkı yıllar önce bir Almanya maçında Sergen’i izledikten sonra büyülenen Bayern Münih yetkilileri gibi Sergen’i biraz araştırsınlar. Gerçi araştırmaya meraklı olsalar zaten Türk futbolunun geleceğini Sergen gibi bir ağustos böceğinde aramazlar. Neyse çok da uzatmayayım, çünkü bu çağrıları pek ciddiye almıyorum.

7) Orkan Çınar

Muazzam tekniği ile zor işleri o kadar rahat yapıyor ki. Eskilerin tabiriyle kumaşı çok iyi. İlk kez Manisa’ya 9 gol attıkları kupa maçında süre aldı Orkan. Özellikle ilk yarı kusursuz oynadı diyebilirim. 10 dakika arayla yaptığı asist ve bilhassa attığı gol çok fiyakalıydı. Bir sonraki maçına Leipzig deplasmanında çıktı. Maçın ikinci yarısında sol kenarda topla buluştuğu bir pozisyonda rakip beki markete gönderip Lens’e harika bir top çıkardı ancak Lens’in şutunu kaleci çıkarınca maalesef bu resital asiste dönüşmemiş oldu. 1996’lı Alman üretimi Orkan’ın az rastlanır ismi kasırga anlamına geliyor. Potansiyeline layık bir çalışma temposu tutturup fizik kalitesini artırır ve hücum oyuncularından maksimumu alması ile meşhur hocası Şenol Güneş’i dinlerse bu kasırga tez zamanda patlar.

8) Okan Buruk

Elazığspor’da teknik adamlığa başladığından beri gayet iyi gidiyor. Bugüne kadar hoca olarak uluslararası bir tecrübesi olmasa da Gaziantepspor sonrası Akhisar’a da eli değdi. Mütevazi kadrosuna rağmen Ege ekibine pozitif futbol oynatıyor 44 yaşındaki hoca. Son Galatasaray deplasmanında hakem kararları nedeniyle canı yandı ancak Tudor hakkında verdiği “Vasıfsız, 2’nci sınıf hoca” demeçleri çok yakışıksız. Tudor, Buruk’tan 5 yaş küçük ancak 3 farklı ligde çalışmış, iki ayrı takımla Avrupa Ligi tecrübesi yaşamış, futbolculuk kariyeri olarak da 10 yıl Juventus forması giymiş. Nereden bakılırsa bakılsın CV olarak ileride Hırvat futbol adamı. Maç sonu demeçler yüksek nabızla verildiğinden bazen maksadını aşabiliyor, umarım Okan hoca özeleştirisini vermiştir. Bu arada hoca demeç verilirken arka fonda UEFA kupası olması da tesadüf olmasını umduğum bir başka nahoş detay.

9) Yeni yıldan beklentiniz? (Sportif ya da şahsi)

Şahsi beklentim yıldan yıla pek değişmez. Sevmek ve sevilmek!

Sevdiklerimizin sağlıkla, neşeyle, huzurla, çoşkuyla anımsayacakları güzel bir yıl olsun 2018. Bıçak sırtı giden memleket ahvalinin de daha ümitvar duruma gelmesini canı gönülden diliyorum. Sportif olarak beklentiden ziyade dileğim; seyir zevki yüksek bir dünya kupası, Beşiktaş’ın yakaladığı havayla Şampiyonlar liginde gidebildiği yere kadar gitmesi ve artık kabak tadı veren Aziz Yıldırım sultasının tarihe gömülmesi.

10) Fatih Altaylı’nın Dursun Özbek eleştirileri

“Hukukta usul esastan önce gelir” diye bir ilke vardır. Kişisel olarak Altaylı’nın eleştirilerinin esas kısmına nispeten katılıyorum ancak usul tarafı tam fecaat. Ancak her şey bir tarafa divan kurulunda Altaylı özür diledi, Özbek de “Ben onun abisiyim” diyerek kabul etti ve tatlıya bağladılar. Altaylı’dan hazzetmeyen, Özbek’i iyi niyetli bulsa da başarılı bulmayan ve Galatasaray’ın ezeli rakibine meftun olan ben dahi bu demokratik atmosferi oluşturan Galatasaray kültürüne kasket çıkarıyorum. Son olarak kulüp üyesi olan birinin spor yorumcusu, gazetecisi olması marazalı bir husus bence. Altaylı özür konuşmasında “Söz konusu Galatasaray olunca ben de şafak atıyor” diyor; o vakit nasıl gazetecilik yapılabilir ki?

Yorumlara kapalıdır.