Çok Yakında

19 Mayıs ve Atatürk´ü anlamak

Haziran 23rd, 2016 | by Bahadır Güler
19 Mayıs ve Atatürk´ü anlamak
Yazarlar
0

(Bahadır Güler’in Kuzey’in Haziran sayısı için kaleme aldığı yazısıdır.)

Bahadır GülerGazetemiz Kuzey´in bu sayısında yazmayı planlamış olduğum yazı dizisine noktalı bir virgül koyarak; Mayıs ayı içerisinde yeralan ve önemli tarihi olaylardan birisi olan 19 Mayıs’tan bahsetmek istiyorum. 19 Mayıs’ın öneminin anlaşılabilmesi için, 19 Mayıs’ın öncesini ve sonrasını iyi bilmek gerekir. 19 Mayıs bir milletin makus talihinin yenildiği, bir milletin yeniden kendi küllerinden doğduğu ve bu doğuşta ona önderlik edecek bir liderin ortaya çıkış tarihidir. 19 Mayıs 1919 Türk milleti için büyük ve önemli bir dönüm noktasıdır. Çünkü 19 Mayıs 1919, bağımsızlık savaşımızın başlatıldığı önemi büyük olan bir gündür.
Girişte belirttiğim gibi, 19 Mayıs’ı anlamanın yolu öncesini iyi bilmekten geçmektedir. Bu tarihte Osmanlı Devleti’nin durumuna şöyle bir bakacak olursak durumu daha iyi kavrayabiliriz sanırım. 1. Dünya Savaşı’ndan Almanya ile birlikte yenik ayrılmış ve hemen akabinde cok ağır sartlar altında önce Mondros Ateşkeş Antlaşması (30 Ekim 1918), ardından da Sevr Antlasması’nı (10 Ağustos 1920) imzalamak zorunda bırakılmış bir ülke durumundadır Osmanlı. Ve bu antlaşmalar gereği memleket hemen itilaf devletlerince Işgal edilmeye başlanmış; İstanbul’un kontrolü bu devletlere, öncelikle İngilizlere geçmiş ki Istanbul Osmanlı’nın kalbi, başkentidir. Memleketin dört bir tarafı düşman askerlerinin çizmelerinin altında ezilmeye başlanmış, İngiliz, Fransız ve İtalyan askerleri Anadolu’yu, son Türk yurdunu ele geçirmek icin faaliyetlere başlamışlardı. İşin en acı tarafı ise kendi içimizde kardeş olarak bildiğimiz farklı etnik gruplar da işgal kuvvetleri ile hareket etmeye başlamış ve yüzlerce yıldır beraber yaşadıkları komşularına her türlü işkence ve eziyeti yapmaktan, işgal kuvvetleri ile birlikte hareket etmekten geri durmamışlardır. 13 Kasım 1918´de İstanbul’un ve 15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunan ordusu tarafından işgali bardağı taşıran son damlalar olmuştur.

WILSON PRENSİPLERİ
O dönemin ABD Başkanı Wilson yayınlamış olduğu bir bildiride, ki tarihe ”Wilson Prensipleri/İlkeleri” (8 Ocak 1918) olarak geçmiştir, Anadolu’nun doğusunda bir Ermeni Devleti ile güneydoğusunda bağımsız bir Kürt Devleti´nin kurulması gerektiğini ortaya koymuştur. Ülkemizin bu bölgelerindeki son duruma bakacak olursak planların ne zaman yapıldığını ve 19 Mayıs’ın gerekliliğini biraz daha iyi anlayabiliriz.
Yukarıda açık ve net bir şekilde ortaya koymaya çalışmış olduğum bu fiili durum karşısında iki şey yapılabilirdi. Birincisi bu fiili durumu kabullenip, ki o dönemin aydınları ve ileri gelen devlet adamları arasında yaygın ve kabul gören bu seçenek; İngiliz ya da Amerikan Mandası (idaresi/koruması) altında yaşamak ve memleketi itilaf devletlerinin insafına bırakmak, ki bu fikir son Osmanlı Padişahı 6. Mehmet Vahdettin ve son Osmanlı Hükümeti’nin başı olan Damat Ferit tarafından da kabül gören bir seçenektir. İkinci seçenek ise tüm bu olanları kabul etmeyerek ülkedeki fiili durumu tersine çevirmek için bir kurtuluş mücadelesine başlamak ki, bu seçeneği seçenlerin sayısı iki elin parmakları kadardır. Bu seçeneğin zor ama doğru bir seçenek olduğunu belirtenlerin ve bu fikri çevresindeki tüm aydınlar ile paylaşanların başında Mustafa Kemal Atatürk gelmektedir. Yukarıda bahsetmiş olduğum Wilson Prensipleri/Ilkeleri ve özellikle Sevr Antlaşması’nın imzasından sonra, gizli bir oturumda Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyesi milletvekillerinin yoğun baskısı ile Mustafa Kemal Atatürk’ün kaleme aldığı ve yeniden kurulacak olan ”Tam Bağımsız Türk Devleti´nin” sınırlarını belirleyen Misak-i Milli (Milli Ant) aslında bu fikri savunan vatanseverlerin bu mücadeleye hazır olduklarının göstergesidir. Misak-i Milli Atatürk’ün başkanlığını yapmış olduğu Erzurum (22 Temmuz 1919) ve Sivas (4 Eylül 1919) kongrelerinden sonra son şeklini almıştır.

YANINDA 18 SİLAH ARKADAŞI
15 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a 9. Ordu Müfettişi olarak görevlendirilmesi aslında Itilaf Devletleri’nin Karadeniz bölgesindeki Rum Pontus Devleti’ni bu bölgede tekrar kurmak isteyenlere karşı bu bölgede mücadele eden halkın kontrol altına alınması ve silah dağıtımının engellenmesi amacını taşımakta idi, ama Samsun’a doğru 18 silah arkadaşı ile birlikte Bandırma Gemisi’nde hareket eden Mustafa Kemal’in aklında başka planlar vardı.
Bu kurtuluş mücadelesini ve cumhuriyeti yok saymaya çalışanların o dönemin tarihi gerçeklerini iyi okumaları ve fikir sahibi olmadan önce bilgi sahibi olmaları gerekmektedir.Tarihi gerçekleri sadece kulaklarına fısıldanan yalan yanlış bilgi kırıntıları ya da televizyonlarda yayılanan belgesellerden değil, kitaplardan ve kaynaklarından öğrenmelidirler.
O dönemi anlayabilmek için aslında Atatürk’ü bir insan, bir asker ve bir devlet adamı olarak tanımak gerekmektedir. Atatürk yaşamış olduğu dönemde almış olduğu görevlerde o dönemin en güçlü devletlerinin orduları ile karşı karşıya gelmiş ve her seferinde kazanmış olduğu başarılar onun milletine ve verilecek olan kurtulus savaşının kazanılacağına olan inancının temellerini teşkil etmiştir. Atatürk’ü anlamaya çalışırken böyle bir tarihi şahsiyetin tesadüfler sonucu ortaya çıkmadığının, yaptığı işleri planlı ve düzenli yapan bir kişiliğe sahip olduğunun, milleti ve silah arkadaşları ile birlikte vermiş olduğu Kurtuluş Savaşı’nı ve sonrasındaki devrimlerin alt yapısının çok okumasının sonucunda ortaya çıkan bilgi birikiminin bir eseri olduğunun altını da çizmek gerekir.
SAVAŞ TARAFTARI DEĞİLDİ
Atatürk’ün asker olmasına karşın mecbur kalmadıkça bir savaş taraftarı olmadığını belirtirken, savaşı ancak bir ulusun geleceği söz konusu olduğunda olması gereken bir olgu olduğunun altını çizmemizde fayda var. 19 Mayıs’ın başlangıç tarihi olarak kabul edilmiş olduğu Türk Kurtuluş Savaşı aslında emperyalist savaş felsefesine karşı Ulusal Savaş Felsefesi´nin direnmesi ve zaferinin simgesidir. Ve bu sebeble emperyalizmin kanlı kıskacında inim inim inleyen tüm uluslara bir örnek teşkil etmiştir.
Mustafa Kemal´in askeri ve siyasi kimliği o kadar iç içe gecmistir ki birbirinden ayrılması mümkün değildir. Bu sebeble “Mustafa Kemal iyi bir askerdi ama…” diye başlayan ve arkasından olmadık hakaret ve yalanla devam eden cümleler aslında yalın gerçeklerle hiçbir zaman örtüşmemiş ve havada kalmıştır. Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı’nın bir sonucu olan Genç Türk Cumhuriyeti’nin başarısının sırrı bir fikre bağlılığa,Türk Yurduna olan sevgisine ve Türk Milletine olan inancından geçmektedir.
Atatürk’ü anlamak ve bu mücadeleye neden başladı sorusunun cevabını bulmak için bir dahi olmaya ya da onlarca tarih kitabı okumaya gerek yoktur. Bu, var ya da yok oluş savaşının başarıya ulaştırılması ve Türk Milleti’nin içinde bulunmuş olduğu bu umutsuz durumdan bir an evvel çıkarılması gerekliliği; uluslararası arenada yıllarca Türk Milleti’ne reva görülen her türlü fenalık, haksızlık ve onu güçsüz ve yeteneksiz görerek alçaltarak değersiz bir toplum haline getirilme çabaları ile yıllarca Osmanlı’ya reva görülen ”Hasta Adam” muamelesinin sonucudur.

BİR ARKADAŞINA ANLATTI
Bu yazının son sözü olarak şunları belirtmek istiyorum. Büyük askerler ve devlet adamları gelecekte neler olabileceğini görebilen, hayallerinin sınırı olmayan ve bu hayalleri gerçekleştirebilen insanların arasından çıkar. Mustafa Kemal Atatürk, Türk Milleti’nin ve gelecekte kurmayı planlamış olduğu Yeni Türk Cumhuriyeti fikrini sadece bir arkadaşı ile paylaşmış olduğunu ve o kişinin de kendisini hayalperest olarak gördüğünü belirtmiştir. Bu sebeple M. Kemal’i değerlendirenlerin, eleştirenlerin ve hakkında bir şeyler yazanların en azından Onun kadar okumuş olması, tarihi gerçeklikler hakkında bilgi sahibi olması ve gelecek ile ilgili hayallerinin olması gerektiğini düşünüyorum.
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’mız tüm milletimize ve özellikle gençlerime kutlu olsun…
Unutmayalım ki bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunamaz.
Hoşça ve dostça kalın…

Yorumlara kapalıdır.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com