Çok Yakında

18 MART’A TEŞEKKÜRLER… ҪANAKKALE’DEN İSTİKLAL MARȘI’NA…

Mart 18th, 2016 | by Bahadır Güler
18 MART’A TEŞEKKÜRLER… ҪANAKKALE’DEN İSTİKLAL MARȘI’NA…
Yazarlar
0

(Bahadır Güler’in Kuzey’in Mart sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

Deǧerli Kuzey okuyucuları,
Mart ayı ülkemiz Türkiye’nin tarihi aҫısından ҫok önemli olayların yașanmıș olduǧu aylardan bir tanesidir. Bu olaylardan iki tanesini bu ayki yazımızda ele alacağız. Bu olayları ele alırken her tarihi olayda, o tarihi olayın simgesi haline gelmiș șahıs ya da yașanmıșlıklardan yola ҫıkarak bunu yapmaya çalıșacaǧız.
Bu yazıda, yazımızın bașlıǧından da anlașılacaǧı gibi Türk tarihi aҫısından ve sonuçları ile bağlantılı olarak bölge ülkelerini ve tüm dünyayı etkileyen Ҫanakkale Savașları’nı ve Türkiye Cumhuriyeti´nin bağımsızlıǧının simgesi haline gelmiș İstiklal Marșımızın nasıl ve hangi șartlarda yazıldıǧını sizlerle paylaşacağız. Ҫok fazla ayrıntıya girmeden kısa, anlașılabilir ve hafızalarımızda kalıcı olabilecek bazı bilgileri sizlere sunacaǧız.
Ҫanakkale Savașları, 1. Dünya Savașı’nın en yoǧun olmuș olduǧu dönemde, o dönemin süper gücü durumunda olan İngiltere ile Fransa’nın Boǧazlar ile (Ҫanakkale ve İstanbul Boǧazı) Osmanlı Devleti’nin bașkenti olan İstanbul’u ele geҫirerek Rusya’ya ekonomik ve askeri yardım götürmek, Osmanlı’yı savaș dıșı bırakmak iҫin tüm güҫleri ile yüklenerek sonuҫ almaya ҫalıștıkları savașlardır. Avusturalya, Yeni Zelanda ve Hintlilerden olușturulan Anzak birliklerinin aǧırlıklı olarak kullanılmıș olduǧu, yüzbinlerce askerin karșılıklı olarak hayatını kaybetmiș olduǧu bu kanlı savașta mücadele, kendi ülkesini, topraklarını, baǧımsızlıǧını ve geleceǧini savunan bir ulusa karșı, amacı sadece toprak kazanımı ve daha fazla zenginlik olan emperyalistler arasında geҫmiștir. Bir metrekareye altı bin merminin düșmüș olduǧu, mermilerin havada birbirleri ile ҫarpıștıǧı bu kanlı mücadelede dönemin en güҫlü savaș makinelerine karșı maneviyatın ve inancın neler yapabileceǧi ortaya koyulmuș, ayrıca bu savașta ülkemiz, geleceǧimiz olacak olan eǧitimli bir nesli kaybetmiștir.

seyit onbaşı

Bu savașın simgelerinden birisi ve Ҫanakkale’yi ziyaret eden, Ҫanakkale hakkında bir șeyler okuyanların karșısına her zaman ҫıkan Seyit Onbașı’dır. Birҫoǧunuzun bildiǧini varsaydıǧım Seyit Onbașı’nın bu savașlar esnasında yașamıș olduǧu hikayesi kısaca șöyledir.
“18 Mart 1915’te Müttefik donanması, Çanakkale Boğazı’nı geçmek için saldırdı. Bu sırada Seyit Onbaşı, Rumeli Mecidiye Tabyası’nda görevliydi. Türk topçusunun yoğun karşı ateşi ve daha önceden Nusret Mayın Gemisi’nin döktüğü mayınlar, bu saldırıyı püskürttü. Atışlar sebebiyle tabyada bulunan topun, mermi kaldıran vinci parçalandı. Bunun üzerine Seyit Onbaşı, bir mermiyi sırtlayarak top kundağına yerleştirdi. Attığı mermi, “Ocean” adlı İngiliz zırhlısına isabet etti. İsabet alan gemi, sürüklenerek Nusret’in yerleştirdiği mayınlara çarpıp battı. Bu atış, savaşın seyrini değiştirdi. Müttefik donanması, boğazı geçemeyeceklerini anlayarak geri çekildi.”
Aslında bu hikayeyi unutulmaz hale getiren ve tarihe mal eden olay Seyit Onbașı’nın 275 kilogram aǧırlıǧında olan bir top mermisini tek bașına kaldırarak topun namlusuna sürmesi ve tek atıșla savașın kaderini deǧiştirmesi değildir. Bu hikayeyi bir destan haline getiren; Seyit Onbașı’ya savașın en șiddetli anında o devasa mermiyi hangi gücün kaldırttıǧı ve bir milletin kaderinin baǧlanmıș olduǧu o merminin hedefini bulmasıdır. Daha sonra Alman gazetecilerin fotoğraf ҫekip haber yapmak maksadıyla kendisiyle yaptıkları söyleșide Seyit Onbaşı aynı mermiyi bırakın kaldırmayı, yerinden bile oynatamamıștır. Aynı söyleșide kendisine mermiyi o zaman nasıl kaldırdıǧı sorulduǧunda vermiș olduǧu cevap yukarıda sormuș olduǧumuz sorunun cevabıdır. “Savașın o anını ve aynı gemiyi karșıma getirsinler yine aynı șeyi yaparım”dır. Ҫanakkale deniz savașlarının noktalanmasını saǧlayan bu olay aynı zamanda Rus Ҫarlıǧı’nın da sonu olmuș ve bir süre sonra Rusya’da Bolșevik ihtilali gerҫekleșmiștir (Ekim devrimi 1917).

mustafa kemal atatürk
Bunun yanında Ҫanakkale’de, bir milletin yok edilmesini önlemede Anafartalar Grup Komutanı olarak görev alan ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti´nin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihi sözünü de burada sizler ile paylașmak istiyorum. “Ben size savașmayı deǧil ölmeyi emrediyorum.”

Ve bu savașta verdiǧimiz mücadele Anadolu’nun Anavatanımız olmasını saǧlamıștır. Unutmayalım ki Ҫanakkale’de șehitlerimizin verdiǧi son nefes bugün bizim aldıǧımız nefestir. 101’inci yılında Ҫanakkale șehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.

mehmet akif ersoy

İstiklal Marşı´nın kabülü ve M. Akif Ersoy

Bundan 95 yıl önce 1’inci Meclis’te Burdur milletvekili olarak bulunan M. Akif Ersoy tarafından yazılmıș olan İstiklal Marșı’nın hikayesi ve șairin bu șiiri yazarken yașamıș olduǧu duyguları bu șiiri bir marș, bir İstiklal Marșı haline getirmiștir.

O zamanın Milli Eǧitim Bakanlıǧı tarafından İstiklal Marșı olması iҫin aҫılmıș olan yarıșmaya katılan 724 șiir arasında olmayan İstiklal Marșı șiirinin hikayesi, bu șiirin neden İstiklal Marșı olduǧunu bize anlatmaktadır.
Aҫılan yarıșmaya sırf o dönemin parası ile beșyüz lira ödül verileceǧi iҫin katılmak istemeyen M. Akif kendisine yapılan tüm ısrarlara raǧmen yarıșmaya katılmamıștır. Daha sonra ödül almamak șartı ile yarıșmaya dahil olmuș ve İstiklal Savașı’nı verecek olan Türk Ordusu’na ithaf ettiǧini özellikle belirttiǧi ve adını İstiklal Marșı koyduǧu on kıtalık șiiri kaleme almıștır. Șiir 12 Mart 1921 tarihinde 1’nci Büyük Millet Meclisi’nde tüm vekillerin oyu ile birinci seҫilmiș ve Milli Eǧitim Bakanı Hamdullah Suphi’nin șiiri üst üste dört defa okumasından sonra ayakta alkıșlanarak İstiklal Marșı olarak kabul edilmiștir.
Aziz milletimizin istiklalinin ve baǧımsızlıǧının simgesi olan İstiklal Marșımızın yazarı olan M.Akif Ersoy baǧımsızlıǧa inanmıș olan bir milletin hislerini yazmıș olduǧu bu șiirle ortaya koyarak tarihimizdeki ölümsüz șahsiyetlerden birisi haline gelmiștir.
Yazıma milli șairimiz M. Akif Ersoy’un İstiklal Marșımız ile ilgili söylemiș olduǧu șu cümleler ile son verirken, vatan șairimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.
“O günler ne samimi, ne heyecanlı günlerdi.Fakat bir gün bile ümidimizi kaybetmedik, asla yeise düşmedik. Zaten başka türlü çalışabilir miydik? Ne topumuz vardı, ne tüfeğimiz… Fakat imanımız büyüktü: O şiir, milletin o günkü heyecanının bir kıymetli hatırasıdır. O şiir bir daha yazılamaz… Onu kimse yazamaz… Onu ben de yazamam… Onu yazmak için o günleri yaşamak lazım…”
Hoșҫa ve dostҫa kalın.

Yorumlara kapalıdır.