Çok Yakında

’12 İMAMIN KIRIMINA BENZETİRİZ’

Eylül 3rd, 2015 | by Gazete Kuzey
’12 İMAMIN KIRIMINA BENZETİRİZ’
Türkiye
0

Eylem Düzyol’un Dersim yazısının ikinci günü… Hanım Teyze anlatmaya devam ediyor…

‘DUYDUK Kİ CEZAMIZ BİTMİŞ”
“Kara trene bindirdiler bizi. O kara vagonlarda beş aile üst üsteydik. Ne tuvalet var, ne su… Vagonda doğanlar oldu. Erkek fazla yoktu. Birkaç erkek küçücük bir taşla günlerce vagonun tabanını kazdı. Çocuklar tuvaletini yapar diye. O trenin kapısı bize 12 gün sonra açıldı.1938 yılının güzü… Biz Uşak’tayız. Oranın büyük bir hanı var. Bizi altında hayvanları tuttukları o hanın üst katına koydular. Bir hafta orada tuttular. Kuru ekmek verdiler, yedik. Sonra bizi köylere dağıttılar. Bir dağ köyüne gittik, analığım, iki ağabeyim ve küçük kız kardeşim. O kadar zavallıydı ki o köy. Çok fakirdi. Hiçbir şey yoktu. Adı Yenice’ydi. İki gece kaldık. Muhtar anons etti köylüye, ‘Göçmenler geldi, fakirler geldi, ekmek verin’ diye bağırdı. Kız kardeşim de ağlıyor, ‘Biz fakir değiliz, göçmen değiliz, o ekmeği ben yemem’ diye. Şımarık ağa kızı işte… Sürgünde de ağa kızı…Geldiğimiz günün ertesi günü Rıfat Abimle muhtara gittik, ‘Biz okuyoruz, bizi okul olan bir köye gönder’ dedik. Bir gece daha kaldık o yoksul köyde. Ertesi gün muhtar bizi Oturak Köyü’ne gönderdi. Orada okul vardı ve kaldık biraz burada. Bu köyde analığım bir yaylaya çalışmaya gitti, bir daha gelmedi. Artık biz üç kardeş yalnız kalmıştık. Oturak’tan sonra Banaz’a yerleştik. Abim, ben ve kardeşimi bırakıp Uşak’a çalışmaya gidiyordu. Sürgünle gelen çok tanıdık vardı.
Uşak’ta Dersim’den tanıdığımız bir ablamız vardı. Beni yine bizim gibi sürgün olan bir ailenin oğluna istediğini söyledi. Ben istemedim. Ama sonra 10 yıl kaldığımız Uşak’ta evlendim. 14 yaşındaydım. Evlilik nedir bilmiyordum. Kendimi öldürmek istedim. Eşim Baki Erdoğan da Dersim sürgünüydü. Ağabeyimle Uşak’ta okuduk. Çok iyi insanlar da vardı burada. ‘Kürt kızı’ derlerdi bana. Banaz’da çok iyi komşularımız vardı. Hep bize yardım ettiler.”
Hanım Teyze, çocuk yaşta gittiği sürgünde evlenmişti. İstememişti ama çaresi de yoktu. Hayalleri vardı ve o hayallerin hepsi birer birer yıkılıyordu. Dudaklarını sıkarak anlatmaya devam etti: “Bir gün duyduk ki bizim ceza bitmiş, af çıkmış, memlekete dönebileceğiz. Dersim’e döndük. Devlet bize Uşak’tayken öküz ve arazi vermişti. Onları elimizden aldı. 10 yıl sonra, 1948’de Dersim’e döndük. Konağımıza gittim. Evde bir şey kalmamış. Çok değerli eşyalarımız vardı. Bir gümüş sini vardı salonda, iki erkek taşırdı. Talan edilmişti her şey. Sürgünlerin malını toplayan eskiciler geziyordu, üç otuz paraya almışlar her şeyi. 25 yıl kaldık köyde.”
ŞİMDİ KİRADA OTURUYOR…
Hanım’ın acısı bununla da bitmiyor. Konuşurken, dayısı, teyzeleri ve onların çocuklarının Dersim’den kaçmaya çalışırlarken makineli tüfeklerle kurşuna dizildiklerini öğreniyorum. “Tam 38 kişi… Kurşuna dizmişler. O sırada yer gök kararmış. Ağlamış, kar yağmış, yağmur yağmış. Herkesi üst üste yığmışlar, sonra yakmışlar. 12 imamı da böyle kırdılar. Biz Dersim kırımını buna benzetiriz.”
Varlıktan, yoklukla geçen bir hayata… Şimdi kirada oturuyor. Hiç çocuğu olmadı. Eşi Baki Erdoğan’dan kalan emekli maaşıyla geçiniyor Hanım Erdoğan.
“Sürgün edilenlerin mallarını vermediler. Koca köyler gitti. Hiçbir şey kalmadı. Ne burada, ne de sürgüne gönderildiğimiz Uşak’ta. Devlet, haklarımızı vererek bizden özür dilerse, ancak öyle kabul ederiz. Ne halden ne hale düştük. Ne için? Bilmiyoruz. Eşim de ağa oğlu, herkese dağıttı. Eldekini de verdi. Böyle görmüşüz. İyi günde yaptığımız yardımlar, kötü günde bize döndü, sürgün yolunda hep korunduk. Kırımdan önce ne Türklük, ne Kürtlük vardı Dersim’de. Benim babam öldürüldü. Ailemden 38 kişi kurşuna dizildi. Amcalarım, yengelerim çoluk çocuk demeden öldürüldü. Ben Alevi’yim, Cumhuriyet vatandaşıyım, Şadilli Aşireti’nin mensubuyum.” (KUZEY)

Yorumlara kapalıdır.