Çok Yakında

1 Mayıs ve solgun kızıl bayraklar

Mayıs 22nd, 2016 | by Üzeyir Tireli
1 Mayıs ve solgun kızıl bayraklar
Yazarlar
0

(Üzeyir Tireli’nin Kuzey Gazetesi’nin Mayıs sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

İstanbul’daki 1 Mayıs kutlamalarında Taksim’e çıkmak isteyen gruba polis, gaz ve tazyikli su ile müdahale etti...  Çok sayıda kişi gözaltına alındı.

İstanbul’daki 1 Mayıs kutlamalarında Taksim’e çıkmak isteyen gruba polis, gaz ve tazyikli su ile müdahale etti… Çok sayıda kişi gözaltına alındı.

Geçtiğimiz hafta 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı “kutladık”. 1889 yılından bu yana olduğu gibi yine işçi temsilcileri, “işçi sınıfı” partileri vs. 1 Mayıs’ı kutlamaya ve yeni saflarda birleşmeye çağırdı. Yine her yıl olduğu gibi “işçiler” ellerinde bayraklarla, bira şişeleriyle, balonlarla, müzik eşliğinde bir karnaval havasında 1 Mayıs alanı Fælledparken’ da toplandılar. Ama geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da bayraklar “solgundu”, yani bu yıl da işçilerin mücadelesi ve bayramı, örneğin 70’li yıllara kıyasla, azmini ve heyacanını kaybetmişti.
Bunun birçok nedeni var hiç şüphesiz. Bunlardan birkaçını sıralamak istiyorum: Her şeyden önce “işçi sınıfının” büyük oranda üye kaybetmesi…
“İşçi” klasik anlamda, eğitimsiz, vasıfsız ve işgücünü satmaktan başka hiçbir çaresi olmayan, kapitali olmayan vatandaş anlamına gelir. Zor şartlarda fabrika ve başka endüstri üretiminde çalışan demek. Maalesef bu tür insanların sayısı her geçen gün azalmakta. Gerek yıllardır Sosyal Demokrat ideolojinin pratiğe yansıması sonucu, eğitimden nasibini alamayan işçilere meslek içi eğitim fırsatı, akşam kurs ve okullarının açılması, gerekse son dönemlerde uluslararası rekabette aktör olmak amacıyla, eğitim sektörünün herkese açık tutulması ve yaygınlaştırılması sonucu, artık eğitimsiz, vasıfsız ve sadece “kol gücünü” satan insan sayısı azaldı (bu tür işçiler artık son zamanlarda sadece göçmen kökenli insanlardan oluşuyor).
Bir ikinci neden, işçi sınıfının legal temsilcileriyle ilgi. Sosyal Demokrat partiler ve ideolojiler yıllardır işçi sınıfının temsilciliğini yapmış, bu temsilcilik onların varoluş nedeni olmuştu. Bu durum artık geçerli değil. Sosyal Demokratların her geçen gün politik yelpazenin “sağına” doğru hızla yol katetmesi ve bunun neticesinde birçok alanda “işçi sınıfının” çıkarlarını korumadığı gibi, orta sınıfın veya kapitalin çıkarlarını korumak amacıyla, işçi sınıfına darbe üstüne darbe vurmakta. Bu durum örneğin erken emeklilik, sosyal yardım ve son günlerde tartışılan lise ve dengi okullara giriş barajı ugulanması gibi başka bir çok örnekte görülebilir.
Buna paralel olarak aşırı sağ diye bildiğimiz Danimarka Halk Partisi, işçi sınıfının haklarını Sosyal Demokratlardan daha iyi savunduğunu iddia ediyor ve zaman zaman Sosyal Demokratların kabul etmedikleri yasaları parlamentodan geçirip yürürlüğe koyabiliyor. Ayrıca geleneksel liberal partiler zaman zaman işçi sınıfının çıkarları doğrultusunda politik atılımlar yapabiliyorlar. Sonuç olarak işçi sınıfının parlamenter temsilciliği muğlak bir durum kazandı.
Bir üçüncü neden, ekonomik ilişkiler ve sendikal örgütlenmelerle ilgili. Bilindiği gibi geleneksel üretim ilişkileri çok değişti. Makinelerle, bantlar üzerinde, fabrikalarda yapılan klasik endüstriyel üretim, artık yerini yüksek teknolojik bir üretime devretti. Bununla birlikte yeni yeni gruplar, sektörler, uzman danışmanlık grupları vs. bu yüksek teknolojik üretimde görev aldı ve almak zorunda. Bunun sonucu olarak kimin üretimden sorumlu olduğu, kimlerin karar verdiği ve en önemlisi kimin üretim ve mülk sahibi olduğu karmaşık bir ilişkiler bütününe dönüştü. Kurumsal ve üretimsel yapılanmalar, hiyerarşik ilişkiler, bire-bir-ilişkiler yerini soyut, karmaşık, kimin güç ve sorumluluğunun bilinmediği ilişki biçimlerine devretti.
Bu gelişmeler sandikal örgütlenmeleri safdışı bıraktı. Endüstri üretiminde tüm varlığını ücret ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi üzerine kurmuş sendikalar, bu gelişmeler karşısında yeni politikalar üretemedi. “İşverenin” veya “mal ve sorumluluk sahibinin” kim olduğu belli olmayan ekonomik ilişkiler ağında sendikal örgütlenmeler kime karşı örgütleneceklerini bilemedi. Daha önemlisi hangi mücadeleyi ve neyin mücadelesini verdiklerini ve vereceklerini bilemiyor artık sendikalar.
Neyin mücadelesi verileceği o kadar kesin ve basit değil tabi. Çalışanların çoğu vasıflı, eğitimli insanlar. Geleneksel “işçi sınıfına “ ait olmaktan ziyade, üst tabakalarda yer alıyorlar. Yatırımları, evleri, arabaları olan insanlar. Sosyal ve kültürel kapitallerine güvenen insanlar. İstekleri ücretlerin yüzde bilmem kaç oranında artmasından veya daha az çalışma saatlarından ziyade, bireysel kariyer yapabilecekleri, güç sahibi olacakları konumların peşindeler. İşini evine götüren, hafta sonları bile işiyle meşgul olmak isteyen insanlar.
Böyle bir durumda “işçi sınıfına ait tek bir sesten veya çıkardan söz etmek mümkün değil tabi. Ama sendikaların da bu yeni durumu kavrayıp kendine yeni mücadele alanları ve hedefleri seçtiğini de söylemek çok zor. Bu yüzden artık kızıl bayraklar daha uzun bir süre daha solgun dalgalanacağa benziyor.

Yorumlara kapalıdır.